Aptallığın lüzumu yok!

Serdar ESEN 15 Şubat 2016 Pazartesi, 10:50
Türkiye aylardır yangın yeri. Güneyoğu'da iller, ilçeler kuşatma altında; binalar yakılıp, yıkılıyor, insanlar ölüyor.
 
 

Türkiye aylardır yangın yeri. Güneyoğu'da iller, ilçeler kuşatma altında; binalar yakılıp, yıkılıyor, insanlar ölüyor.

Haftalar, aylar süren sokağa çıkma yasakları ve devletin tank, top gibi ağır silahlarla sürdürdüğü savaş bölge halkını canından bezdirdi. Pek çok aile her şeyini bırakıp kaçıyor, en azından canını kurtarma derdinde. Gençler ise hendek ve barikatlar ardında. Bir iç savaş görüntüsü yaşanıyor ülkenin bir bölümünde.

Bu ülkede geçmişte de pek çok acılar yaşandı, katliamlar, sürgünler oldu ancak bugün yaşananlar daha farklı. Türkiye freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı gidiyor, ülkenin büyük çoğunluğu ise kamyonun uçuruma gidişini film izler gibi izliyor. Hatta bazıları, kendilerinin de aynı kamyonda olduğunu unutmuş, zevk çığlıkları atıyor olanlar karşısında.

Her şey Demirtaş'ın "seni başkan yaptırmayacağız" sloganı ile başladı. Bu sloganın toplum tarafında tutması ve HDP'nin 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13'ü geçerek önemli bir başarı kazanması AKP'yi sarstı. Kendi oylarının da düşmesi ile iktidarı yitiren AKP, barış sürecinin kendisine değil de HDP'ye yaradığını fark etti. Barışı ülke için değil de oy için istediğini vurgular biçimde masayı devirdi, süreci bitirdi. Kobane'nin düşmemesi, Rojova Kürtlerinin kazandığı başarılar da bu kararda etkiliydi.

20 Temmuz 2015 günü Suruç'ta patlayan canlı bombanın ardından ülke adım adım iç savaşa doğru evrildi. Diyarbakır, Şırnak ve Mardin başta olmak üzere çok sayıda il ve ilçede sokağa çıkma yasakları ilan edildi, ablukalar başladı. Bazı yerlerde sokağa çıkma yasakları aylarca sürdü. Özellikle Sur ve Cizre neredeyse tamamen yakıldı, yıkıldı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) raporuna göre 15 Ağustos-5 Şubat tarihleri arasında en az 224 sivil yaşamını yitirdi. Bunların 42'si çocuk, 31'i kadın ve 30'u ise altmış yaş üzeri yurttaşlar. Üç yüze yakın güvenlik görevlisi (polis ve asker) hayatını kaybederken, ölen PKK ve YDGH'li sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte altı yüz dolayında olduğu söyleniyor.

Birkaç gün önce İçişleri Bakanı Cizre'de "operasyonların" tamamlandığını, Sur'da ise biraz daha süreye ihtiyaç olduğunu belirtmişti. Başbakan Davutoğlu ise yaptığı bir konuşmada "Şark meselesi artık bitmiştir" ifadesini kullandı. Bitenin ne olduğunu ben anlamış değilim ama bölge halkının barıştan, siyasi çözümden umudunu giderek yitirdiği açıkça gözleniyor.

Bilindiği gibi PKK şiddet eylemlerine 1980'li yıllarda başladı ve yaklaşık otuz beş yılda kırk binden fazla kişi bu eylemlerde can verdi. Ölenlerin yaklaşık otuz bini Kürtler ve on bin kadarı da Türkler'den oluşuyor. Bu süreç içerisinde PKK 3-4 kez yok edildi, yirmi binden fazla PKK militanı öldürüldü. Ama bir süre sonra yeniden canlandı. Çünkü PKK bir sonuç, Kürt sorununun inkar edilmesi ve çözülmemesinin sonucuydu. Bu nedenle de Kürt sorunu çözülmeden, yani Kürt halkının hakları teslim edilmeden PKK bitmez. Son aylarda bölgede yaşanan baskı ve katliamlar sonucu binlerce Kürt gencinin dağa çıkarak PKK'ye katıldığı konuşulmakta. 

AKP yöneticileri de çözüm süreci boyunca bu sorunun silahla çözülemeyeceğini bildiklerini, o nedenle de süreci başlattıklarını ve bundan dönüş olamayacağını söylüyorlardı. Ancak Rojova'da yaşanan gelişmeler, 7 Haziran seçim sonuçları ve HDP'nin "seni başkan yaptırmayacağız" sloganı AKP'yi yeniden fabrika ayarlarına döndürdü. 17-25 Aralık operasyonu ardından "cemaat" ile mücadele için Ergenekon ve derin devlet ile yaptıkları ittifak ta bu savaş kararında etkili olmuş görünüyor.

Otuz beş yıldır süren kirli savaş ülkede Kürtler ve Türkler arasında düşmanlıklar yaratmış, ama buna rağmen halklar barış taleplerini dile getirmeyi sürdürmüşlerdi. Ancak son altı aydır yaşananlar, otuz beş yılda yaşananları da aşan bir duygusal kopuş yaratmış durumda.

Ağır silahlarla kentlerin yok edilmesi, aylarca süren ablukalar ve göçe zorlamalar, onlarca yaralının bir bodrumda günler süren feryadına kulak tıkanması, öldürülen bir gencin araç arkasına bağlanarak çekilmesi, kadınların çıplak bedeninin teşhir edilmesi gibi olaylar Kürt halkının duygusal kopuşunu hızlandırdı. Bu durumun birada yaşam açısından ne kadar tehlikeli olduğuna kuşku yok.

İktidar, başkanlık gibi hırslarla ve devletin geçmişten gelen ırkçı kodları ile bu kirli savaşta ısrar etmek bugüne kadar ölenlerin olduğu gibi, bundan sonra yaşanacak ölümlerin de vebalini taşımak anlamına gelecektir. Hem devlet hem de PKK geç olmadan, ülkeyi kanlı bir iç savaşa ve bölünmeye götürecek bu tehlikeli maceradan bir an önce vazgeçmelidir.

Yapılması gereken Kürt sorununun çözümü ve ülkenin demokratikleşmesini hedefleyen Dolmabahçe mutabakatına geri dönmek, çözümü Meclis'e taşıyarak bu kirli savaşa son vermektir. Konuşarak çözülebilecek bir sorunda, kazananı olmayacağı bilinen, 35 yıldır denenen ve çözüm getirmeyen yollarda ısrar etmek Einstein'ın deyimi ile aptallıktır.

Aptallığın lüzumu yok!

@aserdaresen