Ahmet Altan'a vurmanın dayanılmaz rahatlığı!

Serdar ESEN 14 Kasım 2019 Perşembe, 00:51

Son yazım, "Milliyetçi olmanın dayanılmaz konforu" başlığını taşıyordu. Gerçekten de AKP son yıllarda muhafazakarlığın yanında milliyetçilik kavramına sarılmış, bir süre önce söylediklerinin tam tersini yapar ve söyler olmuştu. MHP'yi saymıyorum, muhalefette yer alan İYİ Parti de zaten milliyetçilik konusunda en önde yer alanlardandı ve CHP de her fırsatta ne kadar milliyetçi olduğunu ifade etmek için fırsat kolluyordu. Bu kapsamda milliyetçi olmak hem iktidar hem de muhalefet saflarında takdirle karşılanan bir özellikti.

Bugün yazmaya çalıştığım Ahmet Altan konusu da aslında bunun bir devamı sayılır. 15 Temmuz darbe girişimi öncesi katıldığı TV programında "subliminal mesaj" vererek  darbeye katıldığı iddiasıyla önce gözaltına alınıp ardından serbest bırakılan Ahmet Altan, 22 Eylül 2016 tarihinde "darbeye teşebbüs" ve "FETÖ'ye üye olmak" suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Yargılama sonrası "ağırlaştırılmış müebbet" cezası verilen Altan, Yargıtay tarafından cezanın bozulmasının ardından İstanbul  26. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada "örgüte üye olmamakla birlikte bilerek yardım" suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış ve 4 Kasım 2019 tarihinde tahliyesine karar verilmişti.

Ancak Ahmet Altan'ın özgürlüğü sadece sekiz gün sürdü. 12 Kasım akşamı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı üzerine hakkında yakalama kararı çıkartılarak aynı akşam gözaltına alındı ve 13 Kasım günü mahkemece yeniden tutuklandı. Kararı veren hakimin bir gün önce atanmış olması ve kararın avukatlardan önce yandaş medya tarafından duyurulması özellikle dikkat çekti. Muhalif kesimdeki bazı kişilerin Altan'ın tahliyesi sonrası tepkileri ve yeniden tutuklandığında ortaya koydukları sevinç ise düşündürücüdür.

Ergenekon Davası ve Ahmet Altan'ın bu davadaki rolü ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü Ahmet Altan'ın yargılanarak mahkum olduğu konu Ergenekon Davası değildir. Ayrıca Altan bu davanın hakimi ya da savcısı değil, sadece önüne gelen belgeleri yayınlayarak gazetecilik yapmaya çalışan bir kişidir. Suçu varsa, bir düşünce suçudur, basın yayın suçudur. Ahmet Altan 15 Temmuz Darbe girişimi nedeniyle yargılanmıştır. Bu davanın ne şekilde geliştiği, sıradan yurttaşlar cezaevine girerken siyasilerin davadan uzak tutulduğu pek çoğumuzun bildiği gerçeklerdir. Edebiyatçılığından çok yakından tanıdığımız Ahmet Altan'ın FETÖ ile nasıl bir ilişkisi olabileceği benim kuşkuyla baktığım bir konudur.

Burada asıl sorun Ahmet Altan'ın neden yeniden tutuklandığıdır. Birlikte tahliye olduğu Nazlı Ilıcak özgürken, Altan'ın neden yeniden tutuklandığı üzerinde durulması gerekir.  Ilıcak tahliye sonrası hiçbir açıklama yapmamış, suskunluğa bürünmüştür. Ahmet  Altan ise tahliyesi ardından "O kadar mutlu çıkamıyorsun. İçeride kalan çocuklar var, sevinemiyorsun. Bu şartlarda kalmak, yolcu etmek daha iyi. Çocuklar suçsuzlar ve içeride kalıyorlar" demişti. Tahliyesinden birkaç gün sonra yazdığı "Kağıttan Flüt" makalesinde ise "Söylediklerini kimse dinlemiyordu, defalarca suçsuz olduklarını anlatmasına rağmen Silahlara Veda'daki yargıçlara benzeyen birileri tarafından mahkum edildiler" ifadelerine yer veriyor ve ardından "Yeniden tutuklanma ihtimalim olduğunu da biliyorum" diyordu.

Bazıları tüm bunlara rağmen hala Ahmet Altan'a kin ve nefret kusmaya devam ediyorlar. Onu Ergenekon Davasında yaşamını yitirenlerin sorumlusu olarak gösteriyorlar. Ahmet Altan sadece gazetecilik yapmıştır, doğru veya yanlış. Ergenekon'un hakimleri, savcılarının kimler olduğunu herkes biliyor. Altan bu konu ile alakasız 15 Temmuz davası nedeniyle tutuklanmıştır. Yargı kararlarının hukuksuzluğundan, ülkede adalet  kalmadığından söz ederken Altan'ın bu kadar hukuksuz bir şekilde yeniden tutuklanmasını alkışlamak ne anlama gelir acaba! Eğer bu adaletsizliği alkışlarsak, yarın sıra bize gelince ne yapacağız!

Ahmet Altan dik durmuştur. Hiçbir zaman ne iktidara ne de onun yargısına karşı eğilmemiştir. Tahliyesi sonrası bile, yeniden tutuklanabileceğini bile bile iktidara ve yargıya eleştirilerini sürdürmüştür. Böyle bir kişiyi, geçmişte ne yaptığından bağımsız olarak, iktidara ve yargıya eleştirisi olanların ayakta alkışlaması gerektiğini düşünüyorum.