Teyzem Gülseli

Pelin AKDEMİR 12 Eylül 2018 Çarşamba, 06:52

Teyzem hikâyeyi anlatırken her seferinde 'taşınan yaşıyoruz' diyor. Bu hikâye, Mecit Dede ve Nazime Nene'nin çocuklarını taşla yaşatma mücadelesinde taşın kaybolduğu zamana ait. Tanışamadığım teyzem Gülseli'nin hikayesi:

Öksüz ve yetim büyür Nazime Nene. Ardanuç ilçesinin Anagert köyüne gelin olarak gider. Kayabeg Dede'nin dört oğlu (Taştan, Mecit, Hüseyin, Abdulrezzak), dört gelini (Gülefer, Nazime, Lale, Sona) ve torunları aynı evde yaşarlar. Nazime Nene, Kayabeg Dede'nin ikinci oğlu Mecit Dede'nin ikinci karısıdır. Mecit Dede'nin ilk karısı, ikinci çocuğunun doğumunda çocukla birlikte hayatını kaybeder. Önceki çocuğu da yaşamaz Mecit Dede'nin.

Taşla yaşar Nazime Nene'nin çocukları. Üç çocuk doğurur Nazime Nene, üçünü de toprağa verir. Nazime Nene, çocuklarının ölümünden sonra doktora gider. Sütü çok yağlıdır Nazime Nene'nin, çocukları yaşamaz. O sırada Kayabeg Dede'nin küçük gelini Sona Nene ve ardından Nazime Nene tekrardan bebek beklemeye başlarlar. Sona Nene'nin bir oğlu olur; 40 gün sonrasında Nazime Nene bir kız çocuğu dünyaya getirir. Sütünü bebeğine veremez Nazime Nene. Kız çocuğu yaşasın diye Sona Nene emzirir.

Köye gelen Hopalı bir misafir, bir taş getirir. Anlatır elindeki taşın kerametini. Nazime Nene'nin bibisi "Ne istersen veririz, yeter ki sen o taşı bize getir." der, yeğenine götürecek taşı bir umut.

Bir çift öküze taşı alır Kayabeg Dede. Ahırda hayvan vardır ama para etmez o vakit. Bir çift öküz şimdiyi düşünsek 30 bin eder.

Nazime Nene, Moktalı Gelin, hamileliği boyunca taşı belinde taşır. Çocuk doğunca beşiğine bağlar. Ondan sonra iki kız çocuğu daha dünyaya getirir Nazime Nene. Biri Gülseli, biri Gülperi.

Taş beşikten kaybolduğu zaman Gülseli 5 yaşında, Gülperi henüz bebek.

Gülseli, güzel bir çocuk, güzelliği köylünün dilinde. Gülseli, annesinin peşinde büyüklerinin yaptığı işleri yapmaya çalışır, yardım eder.

Gülseli, Nazime Nene suya giderken peşinden gider. Başına da annesi gibi yaşmağını örter. Nazime Nene'nin komşusu Hefiye Nene, Gülseli'yi gördüğünde, "Ateş senin karnına, güzelliğe bak hele, öleceksin bu güzellikle" der durur. Nazime Nene, artık bir gün "Hefiye Nene, bir gün de Maşallah de" diye isyan eder.

İlkbahar havası ev halkı ve yardıma gelen komşular imece usulü evde tütün demet ediyorlar. Kar tamamen kalkmamış, koyunlar yemlerini ağılda yiyorlar.

Nazime Nene, Kayabeg Dede'ye "Ağa emi, oturduğumuz odada tütünleri demet edin. Ben koyunlara bakarken çocuklara mukayyet olasınız." der. Kayabeg Dede, "Yok, yok. Biz çocukların gürültüsünü çekemeyiz aynı odada. Öbür odada yapalım. Daha rahat ederiz." diyerek reddeder.

Ocağın üzerinde yukardan zincirle asılı kazanın içinde elma kahı pişirir Nazime Nene. Çocuklar dursun diye önlerine yiyecek koyar, ocakta pişirdiği elma kahını da verir.

Gülseli, tabaktaki elma kahı bittiğinde tekrardan yemek için ocaktaki elma kahına uzanır. Ocakta yanan ateş, Gülseli'nin eteğinden tutuşur. Ağlamaya başlar Gülseli. Diğer çocuklar ateşi görünce kaçarlar korkudan. Gülseli yana yana alevler içinde kapının dibinde durur. Dayanamaz düşer yere. Ateşten kıyafetleri bedenine yapışmış Gülseli'nin sesi duyulmaz.

Komşu Şevket Emi, çocukların gürültüsünün üzerine, "Gülefer Bacı, bu çocuklara bak hele, bunlarda bir hal var." der. Gülefer Nene, "Yok, yok Şevket Dada (Abi). Onlar birbirleriyle oynuyorlardır. Kendi aralarında boğuşuyorlardır." der.

Komşu Şevket Emi, iki kez daha Gülefer Nene'yi uyarır. Gülefer Nene, aynı cevabı verir. O esnada Nazime Nene, evin kapısını açtığında Gülseli'nin ateşler içinde olduğunu görür. Arkasında, ambarın duvarında kandaradan asılı olan cecimlerden birini alır, Gülseli'nin vücuduna sarar.

Çocuğu kucağına alır almaz, soluğu Kayabeg Dede'nin yanında alır. Nazime Nene, kaynatasına "Bu çocuğum yanana kadar, sen yanaydın" der.

Kayabeg Dede

Kayabeg Dede'nin ailesinde telaş başlar. Mokta'ya, Gülseli'nin dayılarına yandığı haberi gider. Mokta'dan üç dayı, Anagert'e gelir. Ertesi gün ağaçlardan ve kilimden sedye yapıp, Ardanuç'a yürüyerek varmaları üç saat sürer. Oradan arabayla bir saate Artvin'e götürürler Gülseli'yi. Artvin'de birkaç gün tedavi görür Gülseli. Doktor, "Burada durmanıza gerek yok. 3. derece yanık olduğu için yapılacak bir şey yok. Çocuğunuzu götürün evinizde bakın. 40 gün ancak yaşar." der.

İç organları yanmıştır Gülseli'nin, özellikle karın bölgesi, bağırsaklarına kadar.

Nazime Nene, Gülseli'ye evde bakar. Gülseli, evde kendisini görmeye gelen arkadaşlarına, "Gelin Zahide, Ferah, gelin. Ben yandım." der. 40 gün ancak yaşar Gülseli.

Mecit Dede, Gülseli'nin başından ayrılamaz bu süreçte. O koca adam hüngür hüngür ağlar isyanında. "Allah olsaydı benim evladımı almazdı" sözleri dökülür dudaklarından.

Gülseli, ateş onu yaktıktan 41. günün sonunda hayata veda eder. Gülseli'nin ölümünden 40 gün sonra, Gülperi de gözlerini kapatır bu dünyaya. Gülseli ile Gülperi'nin 40'ları karıştı derler.

Nazime Nene'nin yaşantısı küçük, acısı dünyadan büyük. Sonbaharda ağaçların gazellerini yakarken Küçük Bahçe'de Sona Nene bulur taşı. Nazime Nene'nin taş bulunduktan sonra dört çocuğu daha dünyaya gelir. Taşla yaşar o dört çocuk. Daha kaç çocuk yaşar o taşla bilinmez.

Not: Bu acıklı hikâyeyi bana anlatan teyzelerim Hünkâr Akdemir ve Şengül Akdemir ile dayılarım Fehmeddin Yalçın ve Alim Yalçın'a teşekkür ederim.