Mazlumun ahı, partilinin kibri vardır!

Pelin AKDEMİR 04 Temmuz 2018 Çarşamba, 09:39

Sabah gazetesi yazarı Hilal Kaplan, 24 Haziran Seçimlerinin ardından Twitter hesabından şu paylaşımda bulundu: "Sadece Ak Parti destekçileri cevaplasın lütfen: Ak Parti'ye dair eleştirileriniz, değişmesini istedikleriniz ve yerel seçimdeki beklentileriniz nelerdir?"

Bu paylaşıma tepki gösterenlerin yanı sıra çeşitli şikayet ve önerilerini sıralayan bir çok kişi de oldu. Yazılanlara şöyle bir bakıldığında en belirgin sorunun eğitim alanında olduğu görülüyor.

"MEB büyük sorun", "öğretmen performans değerlendirmesi", "MEB sınıfta kaldı", "bıktık MEB'in yapboz yapısından", "MEB en önemli sorun, öğretmeni, öğrencisi, velisi olarak  her taraf problemli" ve daha bir çok eğitim alanında sıralanan eksiklikler, sıkıntılar...

İkinci olarak göze çarpan en belirgin sorun liyakat ve il ve ilçe teşkilatlarının zenginleşmesi. FETÖ ile yapılan mücadelede samimiyetsiz olunması, işsizlik, teşkilatların kendi menfaatleri yararına çalışması, süresiz nafaka, sebepsiz yere işten çıkarılmalar, belediyelerde yandaşlık, rantçılık...

"Mazlumların sahibi Ak parti gitti, yerine paralı, arabalı, eli silahlı ve kibirli insanlar geldi" paylaşımı ise Ak Parti'nin geldiği noktayı özetliyor.

Durumun bir nebze farkında olan insanların yeni dönemden beklentileri sıralanan sorunların çözüme ulaşması. 16 yıldır iktidarı elinde tutan bir parti veya bir kişi şimdiye kadar bu sorunlara bir çözüm üretmemişse, bundan sonra çözüm bulmasını beklemek ne derece gerçekçi?

Düşünmeden düşman, düşünense İnsan!

Nedense bir grup seçmen, yasak olduğu halde verdiği oyun fotoğrafını çekerek sosyal medyada yayınlamayı tercih ediyor. Son zamanların yeni adeti oldu, sosyal medyada verdiğin oyun resmini paylaşmak ve bundan da gurur duymak. Oysa, yasakları bilerek çiğneyen ve bunu normalleştiren toplumlar, aslında kendi toplumlarına olan saygılarını yitiriyorlar.

Sosyal medyada böyle bir durumla karşılaşınca bu yasadışılığa bir son vermek adına, bir kişi bile olsa, uyarmak istedim. Yasaları çiğnediğinizde belli bir yaptırımı olmadığını bildiğiniz bir ülkede yaşıyorsanız aynen şunu dersiniz: "Bizim ülkemizde yasaklar ne için vardır çiğnenmek için vardır ve yurdum insanının yüzde 90'ı da böyledir, genelde yasakları çiğnerler".

Ülkeyi yönetenlerin dikkate almadığı bir durumu, vatandaş neden dikkate alsın ki?

Bunun yanlış olduğunu anlatmak istedim, Ak Parti milletvekili aday adayının şu sözleriyle karşılaştım: "bunda anlamayacak ne var biz de sizi anlamış değiliz. resim çekmenin tek gayesi vatanının yanında olduğu için hainlerin yanında olmadığının kanıtıdır hilalle haçın savaşındayız, müslüman burada tarafını seçmelidir. Kardeşimiz tarafını seçerek İslamin kalesi olan vatanının yanında olmuştur."

Fotoğraf çekmenin ya da çekmemenin vatan hainliği ile bağlantısını kuramadığım için ardından şu sözler geldi (yazım yanlışları yazan kişiye ait) : "aklınızı başınıza alın ülke olarak varoluş SAVAŞINDAYIZ artık parti vede siyaset geri plandadır sayın 1.nci devlet başkanımız recep tayyip erdoğan vede ak.parti vatanımızın milletmizin vede ümmeti MUHAMMEDİN bekası için canla başla gece gündüz demeden çalışıyor bizlerde tabiki bir vatan evladı olarak yanında olacağız". (*)

Yasaları çiğnemenin partinin yanında olup olmamakla ne ilgisi olduğunu halen daha çözmüş değilim. Başkaları da bana cevap verme gereği duydu tabi ki. CHP'ye verilseymiş yasalara bu kadar saygılı olur muymuşum? Yasaların parti ayrımı gözettiğini arkadaştan öğrendikten sonra benim yasalara da insanlara da saygılı olmadığım iddiasında bulunmaya bile cüret etti. Başka biri de edebiyat yaparak mağduru oynadığımı belirterek, güzel Türkçeme iltifat etti. Başka biri de Atatürk dönemi dışında CHP zihniyetinin bu olduğunu yazdı: "Kanun yasa masa hak getire hep devlete başkaldırı vardır. Bundan sonrada iktidar yüzü göremezler. Milletin sırtında kamburdur." (*)

Beni hiç tanımadıkları halde bu kadar yorum yapmalarının ve kafalarında oluşturdukları kalıbın yanlış olduğunu söylediğim için aday adayı şu cevabı verdi: "kardeşim evet kardeşim diyorum benim ülkemde yaşıyorsunuz. siz zaten bi yerlerdesiniz öyle bi yerki her halinizle vatanın milletin vede ümmetin düşmanı olarak hep karışısındasınız. (...) paylaşımlarınla büyük suç işlemişsin ve seninde asla haddine değil türkiye cumhuriyeti 1.nci devlet başkanı olan recep tayyip erdoğan liderimize dilini uzatamazsınız bu bir suçtur bilesiniz"

"Sözcükleriniz kalbinizi ve beyninizi yansıtır... Bu yüzden insanlar hakkında düşünürken ve konuşurken aslında bu düşüncelerinizin ve konuşmalarınızın sadece sizi yansıttığını unutmayın" sözlerime, özsaygısını yitirdiği belli olan bu cevaba karşılığım olmaz.

En ufak bir karşı söylemi içine sindiremeyen topluluklar, er ya da geç kendi iç çöküntülerini yaşarlar. Kendilerini savunmaları için ellerinde tek kalan birilerini düşman görmek, dışlamak olur.

Ülkeyi yöneten siyasetçilerin söylemlerinin toplum ve yaşananlar üzerinde ne kadar etkisi var?

Ülkede yıllardır süren bu kutuplaşmanın daha kötüye gideceğini anlamak için zamanın geçmesine de ihtiyaç yok üstelik. İçişleri Bakanı seçimlerden birkaç gün sonra HDP Eş Başkanı Pervin Buldan'ı tehdit ettiğini ve CHP İl Başkanlarının şehit cenazelerine alınmaması talimatını verdiğini açıklayarak bunu kanıtladı. Nitekim verdiği talimat Bursa'da düzenlenen şehit cenazesinde bir grubun çelenge saldırmasıyla yerini buldu.

Düşünmeden birilerini düşman eden bu zihniyet, düşünürse hiçbir insanın bir başka insandan farkı olmadığını, aynı ülkede farklılıklarla birlikte yaşamanın daha güzel olduğunu keşfedecektir.

Dr. Ceyhun İrgil'in de paylaştığı gibi, "Öztürkçe'de bir "z" çoğul eki vardır. Türkçede "birbirinin aynı olanlar, eşitler" "z" ile çoğaltılır. İkiz, üçüz, omuz, diz, göz, oğuz, biz, siz, kardeşiz."

*Yazışmalarda alıntılanan tırnak işaretli kısımlar, yazısında değişiklik yapılmadan verilmiştir.