'Konuşun ama saçma sapan konuşmayın'

Pelin AKDEMİR 01 Mayıs 2019 Çarşamba, 11:46

31 Mart Yerel Seçimlerinin üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen tartışmalar halen sürüyor. Bunun nedeni de AKP ve MHP'nin İstanbul'da Büyükşehire ilişkin itirazlarına bağlı olarak YSK tarafından karar verme sürecinin uzatılmış olması. Her ne kadar AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sandıklar kapanıp oylar sayıldıktan sonra seçim geride bırakılır" dese de seçim tartışmalarının bitmemesinin nedeni; iktidarın kaybetmeyi kabullenme duygusundan yoksun olmasından kaynaklanıyor.

Erdoğan, İstanbul ve Ankara'da aslında kaybetmediklerini tam tersine seçimi kazandıklarını söylüyor. İstanbul'un 39 ilçesinden 25'ini Cumhur İttifakı'nın aldığını belirten Erdoğan, "25'e 14. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'ndeki toplam 312 üyeden 176'sı AK Parti'ye, 4'ü MHP'ye, 132'si ise diğer partilere mensuptur" diyor. Ankara'da da belediye meclis çoğunluğunun Cumhur İttifakı'na ait olduğunu söylüyor. Ezici çoğunluğun elde edildiği halde başkanlıkların nasıl kaybedildiğini de sorgulayacaklarını vurguluyor. Erdoğan'ın verdiği 'çoğunluk bizdeyken yönetemezsiniz' açık mesajına karşılık muhalefetin söylediği tek söz var: Demokrasi ile.

"Dönem, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi perçinleme dönemidir" paylaşımında bulunan Erdoğan, bir hafta sonra sarf ettiği cümleler ile bu sözlerinin anlamını yitirmesine neden oluyor.

Şehit cenazesine gitmeyi siyasi istismar olarak lanse eden, muhalefeti PKK ile işbirlikçi göstererek halka karşı hedef haline getiren, açıklama yapan parti sözcülerine "hokkabaz" diyen, her konuşmasında bütün muhalefet liderlerine karşı aşağılayıcı sözler söyleyen kişi, "CHP'nin nefret söyleminin ülkenin siyasi iklimini zehirlemesine izin vermeyeceğiz" diyor.

Ülkenin bilim kaleleri üniversitelerin en bağımsız olduğu yerler olması gerekirken rektörlerini bile Cumhurbaşkanı atarken, belediyelerde 5 encümenin atanmasının demokrasiye uygun olmadığını söylemek tam anlamıyla trajikomik bir durumdur.

Hani 'kişi kendinden bilir işi' derler, iktidar kanadının giderek çirkefleşmesinin bir nedeni olmalı! İktidarın 'ben demokrasiyim, benden başka demokrasi olmaz' anlayışını ülkeye kabul ettirme çabalarının artık boşa çıkmasından olsa gerek. Farklı seslerin yönetime katılmasıyla oluşan gerçek demokrasi ortamının unutturulmaya çalışılmasına rağmen İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye meclislerinde kendiliğinden oluşmasından.

İktidar partisinin de içinde yaşadığı sorun bundan ibaret olabilir. Partinin içinden çıkan farklı sesler parti yönetimini rahatsız ediyor olabilir. Kısacası halkta oluşan demokrasi özleminden.

Ama durun! İktidarda oyları geri kazanmak için bir yöntem bulunmuş. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart Yerel Seçimlerinde en fazla oy alan ilk beş sıradaki büyükşehir, il, ilçe, belde belediye başkanlarına ödül verecekmiş.

Yaz geliyor, mangalda yelpazeleyecek eti geçtik tavuk yok. Onu da geçtik yanında meze olsun diye eklediğimiz domatesi 8 liradan, sivri biberi 10 liradan gören vatandaş, ödüle bakmıyor. Patatesin kilosunu da 5 liradan eline alan vatandaş, 'çay-simit' hesabına artık alkış tutmaz.

Usta gazeteci Uğur Mumcu, katledilmeden birkaç gün önce katıldığı "Yüksek Tansiyon" programında Refah Partisi'nde dönemin milletvekilli 'Atatürk düşmanı' Hasan Mezarcı'yla tartışıyor. Mumcu, "Bir insanın belli bir görüşü savunabilmesi için özüyle, sözüyle tutarlı olması gerekir." diyerek namus ve şeref kavramlarını vurguluyor. Mumcu, tartışmanın bir yerinde Atatürk'ü diktatör, laikliği dinsizlik, Lozan'ı İngiliz dayatması, Anıtkabir'i türbe olarak gören Mezarcı'nın sözünü keser. Mezarcı, konuşmak için Mumcu'dan izin isteyince Mumcu'nun o günkü verdiği cevap günümüzdeki iktidara da cevaptır: "Beyaz Saray'a kul olan sizin düşünceniz, biz emperyalizme karşı insanlarız. Beyaz Saray'ın, Suudi Arabistan'ın doğrultusunda olan sizlersiniz. Konuşun ama saçma sapan konuşmayın."