Dilin kemiği yok, neyse ki TDK var

Pelin AKDEMİR 19 Mart 2018 Pazartesi, 12:37

Öyle bir berbat alışkanlık ki ne dersen de... Yalan alışkanlığıyla bir mücadele başlattık! Önünü alamıyoruz...

Ha! Bir de dil devrimi meselemiz var. Fuzuli, Baki neyse Mehmet Akif'i, Ömer Seyfettin'i bile anlayamıyoruz. Tarihle bağımız olan damarımız kesilmiş! Dilin kemiği yok, neyse ki TDK var.

Gençleri tesiri altına alan yeni bir bozulma süreci yaşıyoruz. Dil, ahlak, sosyal, psikolojik, toplumsal, siyasi bozulma...

Bir taşla üç kuş birden vuruldu. 'Aslı iki kuş değil mi?' demeyin. Bu, sapanı sallayınca en az üç vuruyor. Bir İstiklal Marşı, bir dil devrimi, anında etkisini görüyor. 80 milyon bu hapı hemen yutuyor.

Geçti mi 'Cumhur ittifak'ı, girildi mi Afrin'e? 2019 tamam, 2023'le yola devam.

Dünyada bir numara olduk. Ekonomimiz şahane. Yüzde 11.1 büyüdük. Dolar, Euro kendi kafasına göre takılıyor abi. Bilirsin faiz lobisi, vatan haini.

Efendim bakan açıklıyor; 2 haneli ihracat büyümesi bu yıl gerçekleşecek. Samanı da ithal etsek çok mu? Zaten bu işler etten Afrin'e hep siyasi. Eee, anlayana bu dilin de vardır bir inceliği.

Hallaç pamuğu gibi dış politikamız. Savur sağa, sola. Bir, iri, diri, kardeş olduk derken OHAL'ı kaldırdık sözde. Reformlarımızın en zirve noktasında bütün dünya bize düşman. Tekdir ile uslanmadı, köteği soktuk bizde.

Vatan, millet, Sakarya. Yeni müjde kapıda. O günkü OHAL'le bugünkü OHAL'i sakın karıştırma. Pilavdan döndük de yargıdan dönenin kaşığı kırıldı. Adalet terazisinde değil, pazarcı kantarında kaldı zeytin dalı.

Yerli ve milli nasihatlerimiz. Avrupa birincisi eğitimimiz. Almanya'dan gelse de tankımız, tüfeğimiz. Akdeniz'de 6. Filo'ya, Ege'de Kardak'a selamımız var. Mars'a yolculuk başladı, Musk arabayı uzaya yolladı. Olsun be, bizim de Allah'ımız var.

Ah Sophia, vatandaşlığı Suudi Arabistan'dan. Her robot gibi değil, duyguları, tercihleri var. Aile kurmak istedi, Türkiye'ye gelmek istedi Sophia, ne yapmak istedi? Anladı tepkiyi. Anlamayan robot formatı yedi.

Neyse ki çay, kahve içerken şehvet duymadık, asansörden geçerken halvet olmadık. Bir, iki öldürüp, o kadar geniş olmadık. Kuytuda sıkıştırılmış köpek kalmadık. Zıvanadan çıkmış toplum bırakmadık. Hadi, şimdi kesin yayınlarımızı!

İpin ucu kaçmış...

Memleketi Bursa'da imam tayin olan mollalardan birisi, vazifeye başladığı hafta, ilk Cuma hutbesini okuyacağı için heyecanlanmış. Hata yapmak istemediğinden minbere çıkmadan evvel eski arkadaşlarından biriyle anlaşmış. Bir ucunu ayak bileğine bağladığı ipin diğer ucunu da arkadaşına vermiş. "Eğer heyecanla yanlış bir kelam edecek, bir yeri hatalı okuyacak olursam ipi çekerek beni ikaz edersin. Ben hemen durumu anlar, hatamı düzeltirim." Demiş. İmam hutbe metnini okumaya başladığı sırada kendine oturacak yer arayan cemaatten bir adam ipe takılmış. İmam şaşırdığını sanarak okuyuşunu değiştirmiş. Bu sefer arkadaşı yanlış okuyan imamı düzeltmek için ipi çekmiş. İmam yine değiştirmiş. Cemaat gülmeye başlamış. İmam bakmış ki başka türlü okuma şekli de kalmamış. "Ey, cemaat-i Müslim'in! Ben de biliyorum ki bu "Kâle'n Nebi" idi ve size çok güzel şeyler anlatacaktım. Ne yapayım ki ipin ucu pu.t elinde... Varın doğrusunu ondan sorun" (*)

İpin ucu kimin elinde?

'Bu kadar insanın aptal olamayacağını düşündük.'

Nasıl? Bu cümleyi duyunca 'Türk halkının yüzde 60'ı aptaldır' diyen Aziz Nesin mi geliyor aklına? Yok canıımmm. Aziz Nesin bile şaşırırdı herhalde bu kurdun kurnazlığına...

(*) İpin Ucu deyiminin hikayesi İskender Pala'nın 'İki Dirhem Bir Çekirdek' kitabından alıntıdır.