Bir meleğin hikayesi; Özge

Pelin AKDEMİR 14 Şubat 2019 Perşembe, 01:45

Uğurlar olsun yürekte sızı, fikirde iz bırakanlara

Tamamlıyoruz birer birer dünyadaki yaşantımızı

Hepimiz erken, kimimiz genç...

"Herkes kendi kuyusunu dolduruyor"

Varoluşun, canlı olmanın en doğal sonucu ölüm

Sevgiyle büyütüldü yüreklerimiz, kabul etmiyor

Daha erken, daha çok erken...

Bir melek hikayesi...

Onu anlatmaya kelimeler utanır, şiirler utanır

Güneş bile utandı, kar yağmadı

Güneş ışınları mezarını aydınlattı

Onu ancak kendi hikayesi anlatır. Metaneti anlatır. Yaşama sevgisi anlatır.

Özge'nin hayat mücadelesi 4 yaşında başlar. Sol gözünde arpacık gibi bir yumru çıkar, geçmez. Hemen Şavşat'tan Artvin'e hastaneye götürürler. Doktor muayene eder, "Erzurum, Ankara veya İstanbul'da baktırın" der. Artvin'de gözüne iğne ile biyopsi yapılmış, bir haftanın içinde gözüne yayılmış kitle. Arpacık sanılan yumrunun tümör olduğu anlaşılır. Özge'nin ailesi tedavisi için İstanbul'a yerleşir. Vakit geçirmeden Çapa Tıp Fakültesi'nde tedavisine başlanır. Gözünü kurtarmak için bir yıl kemoterapi tedavisi yapılır. Kemoterapi bittikten sonra hastalık 3-4 ay sonra tekrar nükseder. Özge'nin çocukluğu kemoterapi ve ışın tedavi arasında geçer.

Ah çocukluk! Bir gülümseme kadar hızlı geçti.

7 yaşında Özge, gözünde oluşan tümörden kurtaramaz kendini. Doktorlar, çaresini sol gözünü almakla bulurlar. Özge, bir yıl daha kemoterapi tedavisi görür. Bedenine aldığı yarayla kurtulur hastalıktan.

Özge bir gün bile şikayet etmez halinden. "Herkesin derdi kendine."

Lisede bir öğretmeni vardır. İki kolu birden protez, ama öğrencilerine neşesini kaybetmeden ders anlatır. Özge, okuldan geldiği bir gün annesine "Her şeyim tam. Bir gözüm yok. Her şeyim tam" der.

Özge'nin hayatındaki en büyük isteği üniversite okumaktır. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünü kazanır. 3 yıl Çanakkale'de okur. Azimle okur üniversiteyi ama bedeninde yılların yorgunluğu vardır. Yorgunluk belirtilerini üniversite yıllarında gösterir.

Özge, tatilde olduğu bir gün baygınlık geçirir. Hastanede bütün kontrolleri yaptırılır. Kontroller sonucunda doktorlar Özge'ye kalbinin yüzde 45 çalıştığını söylerler. Bayılmanın nedenini kalp yetersizliği derler.

Çanakkale'de okurken tekrar bayılır. Bir gün hastanede kalır. Ertesi gün ailesi, Özge'yi İstanbul'a getirir. Hastalığı üzerine Özge okumaya İstanbul'da devam eder. İki yıl sonra İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun olur.

Özge üçüncü kez yaz tatilinde baygınlık geçirir. Özge on gün yoğun bakımda kalır. Doktor, beynindeki ana damarı besleyen damarlardan birinin tıkalı olduğunu, pıhtı attığını söyler. Özge'nin tedavi süreci tekrar başlar. Yoğun bakımdan sonraki süreçte kendini toparlayamaz.

Bir poşet ilaç taşıyor yanında her gittiği yere. Her gün bir poşet dolusu ilaç içiyor. "Ne zaman kurtulacağız bu poşetten?"

Ah kızım! Ne zaman kurtulur insan acılarından?

26 yıllık ömrü doktor kapısını aşındırmakla geçer. 'Kalp nakli mümkün' der doktor. Ama nakil sırasına yazılmak için kalbin en fazla yüzde 18 çalışması gerek. Sonrasında uygun bir kalp bulunacak, sıra Özge'ye gelecek. Nakil sırasında kaç kişinin olduğu bile belli değil. Özge biliyor kendini, "Kalbim yüzde 18 çalışsa ben zaten ayakta duramam" diyor.

Özge, grip olmuş, yeni yılını hasta geçirir. Vücudu ödem topluyor, atamıyor. Hastanede yatar. Hastaneden çıktıktan birkaç gün sonra kendisini iyi hisseder. Kuzeni askerden gelmiş, yemek sözü var, yemek yapacak. Halasının evine gider. Babaannesiyle, dedesiyle muhabbet eder. Özge, nefes alır ve babaannesinin kucağına sessizce uzanır. Kuş ürkekliğinde yüreği, daha fazla dayanamaz. Doktorlar geri döndürebilmek için çok uğraşırlar.

Bugün 14 Şubat...

Bir 14 Şubat'ta dünyaya gözlerini açmıştı.

Özge, bir kış günü kuş oldu, gitti.

Güzelleştiriyor gittiği her yeri, Ocak ayının acısı var içinde.

Ah kardeşim! Senelerimiz tükendi.

Özge Bağci (14 Şubat 1992)

Yeni yaşında güller açacak mezarında

Hediyesi özlem olacak bütün 14 Şubat'ların

Cansız bedeninde kalacak son hatıra

Keşkeler arasında o son öpücük...

Hep genç ve güzel kalacaklar

Daha saçlarında bir ak teli yok

Yüzlerinde bir ince çizgi

Kızlarımız buluşacaklar...

* "Nereden geldiğimizi bilmiyoruz ki nereye gideceğimizi bilelim"

Nereye geldiğimizi biliyoruz bir tek, nereden gideceğimizi

Bedenimiz de bize ait değil, toprağın emaneti

Düşlerimiz, düşünlerimiz, hislerimiz kabul etmiyor

Ah Özgem! Nefes alırken çürüyor etlerimiz...

(*) Nazım Hikmet Ran, Kan Konuşmaz kitabından alıntı