Siyasetin geleceği, geleceğin siyasetçileri!

Özcan YAZICI 01 Temmuz 2019 Pazartesi, 23:49

31 Mart ve devamındaki 23 Haziran 2019 İstanbul seçimiyle bir dönem kapanmış, AKP ve Tayyip Erdoğan'ın "sürüklediği" siyasi sürecin sonuna gelinmiş gözüküyor. 

AKP ve Tayyip Erdoğan'ın toplum üzerindeki "sihri" bozulmuş durumda. 7 Haziran 2015 seçimlerinde "yükseliş dönemini" tamamlayan AKP ve Erdoğan'ın 31 Mart ve 23 Haziran 2019 seçimleriyle "duraklama dönemini" de tamamladığı söylenebilir.

Bundan sonraki süreç "çöküş dönemi" olacak. Şimdi hep birlikte bu tarihi sürece tanıklık edeceğiz.

Peki, AKP ve Tayyip Erdoğan'ın "çöküş dönemine" girdiği bu süreç içerisinde hangi siyasi partiler, hareketler yükselecek? Hangi siyasetçiler bu yeni dönemin "lideri"olabilecek?

İstanbul seçimiyle 6 ayda, bir ilçe belediyesinin sınırlarından uluslararası tanınırlığa ulaşan Ekrem İmamoğlu, yeni dönemin önemli siyasi aktörlerinden ve lider adaylarından birisi olmaya namzet gözüküyor. 

Tayyip Erdoğan'ı ziyaret ederek "AKP'ye veda ettiği" anlaşılan Ali Babacan da birkaç haftaya başlatacağı siyasi hareket ile yeni dönemin önemli siyasi aktörlerinden birisi olacak gibi gözüküyor. Ancak "siyasi liderlik" misyonunu üstlenecek mi, yoksa bagajında tutacağı bu "emaneti" vakti zamanı gelince Abdullah Gül'e mi teslim edecek, bunu da birlikte göreceğiz.

Son yerel seçim süreci de gösterdi ki içinde bulunduğu koşullara rağmen HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da toplum üzerinde yarattığı siyasi güç ve kimlikle önümüzdeki dönemde önemli bir siyasi aktör olmaya devam edecek ve siyasi geleceğe daha güçlü damga vuracak.

Bu isimler şu anda görünür ve belirli bir toplumsal desteği, tabanı oluşturmuş siyasetçiler. Önümüzdeki dönemde elbette yeni aktörler de sürece dahil olabilir.

Peki, bu lider adayları nasıl bir siyasi misyonu temsil ediyor? Geniş kitleler bu isimlerde nasıl bir yön buldu ki, belirli bir toplumsal taban oluşturabildiler?

Hem mevcut siyasi partiler ve siyasetçileri, hem de siyasetin geleceğine damga vurmak isteyen adayları nasıl bir siyasi gelecek bekliyor?

Anlatmaya çalışalım...

YENİ EKOSİSTEM, YENİ SİYASETÇİLERİNİ BEKLİYOR

Dünya ekonomisi, haliyle Türkiye ekonomisi teknoloji ve dijitalleşmeyle kökten değişiyor. Otomasyon ve robotik sistemlerle hemen tüm ülkelerde geniş kitleler işlerini kaybediyor, işsizlik çığ gibi büyüyor. 

Bu geçici olmayan, yapısal bir kriz. Yani çöken geleneksel sektör ve iş modellerinde çalışırken işini kaybedenler kolay kolay kolay eski işlerine dönemeyecekler. Klasik iktisadi tabirle bu bir ekonomik kriz değil, kapitalist iktisadi model ve yapının kökten çöküş süreci...

Birkaç cümleyle aktardığımız bu gerçekliğin derin, uzun uzun anlatılması gereken yönleri var, ama bu yazının kapsamında buna imkanımız yok.

Türkiye'de dahil milyonlarca insan insanlık tarihinin geçirdiği bu büyük değişimi, hatta devrimi kavrayacak siyasetçilere ihtiyaç duyuyor.

Bugünkü siyasi partiler ve bu yapılarda siyaset yapanlar bu gerçekliği kavramadan, kendilerini ve programlarını buna hazır hale getirmeden ayakta kalmaları, toplumun, insanların beklentilerini algılayarak politika üretmeleri mümkün değil. 

Üretim ve istihdam biçimleri, gelir dağılımı, sınıfsal yapılar, ekonomik modeller, hatta hukuksal yapılar kökten değişiyor.

Yani, geleceğin (örneğin 2020'li yılların) siyasi partileri ve siyasetçileri yapay zeka, nesnelerin interneti, robotlar, sürücüsüz araçlar, blockchain, karanlık fabrikalar, endüstri 4.0, paylaşım ekonomisi, yeni üretim ve istihdam biçimleri gibi daha birçok gerçekliği kavramadan, bunları yeni politik programlara uyarlamadan insanları algılayamayacak ve toplumun beklentilerini karşılayamayacak. Ya da şöyle söyleyelim, geniş kitleler yeni ekosistemin sonuçlarını algılayan ve buna göre yanıtlar sunan yeni nesil siyasi hareketleri ve siyasetçileri destekleyecek.

Dünyada bunun öncü hareketlerini İngiltere'de İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, İspanya'da PODEMOS, Yunanistan'da Syriza, Fransa'da "sarı yelekliler" parti ve hareketleri içinde görebilirsiniz... 

Bu trend yükselerek ve önlenemez biçimde yer küreye yayılacak.

SEÇMEN PROFİLİ DEĞİŞİYOR

Yeni ekosistemle birlikte kuşaklar arasındaki uçurum büyüyor. 40-50 yaş üstü kuşakla 18-25 yaş arasındaki kuşaklar arasında "dünyaya bakış ve gelecek hayalleri" arasında siyahla beyaz kadar büyük farklar var. Bu iki kuşak arasındaki iş gücü kapasite, yetenek ve üretkenlikleri arasında da uçurum var.

Haliyle her geçen yıl gençler ve genç kadınlar siyasetin gündemini ve geleceğini belirliyor. Her seçim döneminde sayıları artan genç seçmen kuşağıyla birlikte bu daha görünür hale geliyor. 

Eski siyasette "deneyim" önem ve öncelik taşırken, yeni siyaset modelinde "bilgi" önem taşıyor. Bugünün ekosistemi ve toplumsal gerçekliğinde ise "deneyimle" donanmış kuşaklar ve egemen siyasetçiler bu "bilgi" ihtiyacını ve yükünü karşılayamıyor ve taşıyamıyor. Egemen siyasetçiler hakim olmadıkları ve kontrol edemedikleri "bilgi"yi yok sayarak, önemsizleştirerek, beklentilere uygun yeni politika üretmesi imkansız. Beklentiyi karşılayamazsanız politik destek ve güç de üretemezsiniz.

Gençler ve genç kadınların siyasete katılımı, rol üstlenmeleri geciktirildikçe mevcut siyasi yapıların beklenti ve talepleri karşılaması, destek bulması da o derece zorlaşacak, bu yapılar gözden düşecek. Bu net bir matematik sonuç.

SİYASETE KATILIM BİÇİMİ DEĞİŞİYOR

Teknoloji ve dijitalleşme tüm alanları olduğu gibi siyaset ve siyasete katılımı da derinden etkiliyor, etkileyecek. 

Geleneksel siyaset modelinde parti üyeliği ve üyeliğe, fiziksel koşullara bağlı parti çalışmaları eski önem ve gerekliliğini kaybediyor. 

Ekrem İmamoğlu'nun son seçim kampanyaları sırasında da somut biçimde görüldüğü gibi "dijital iletişim kanalları ve platformları" üzerinden canlı yayınlarla, anlık olarak toplumla kurduğu "gerçek zamanlı" siyasal iletişim ve milyonlarca kişiyi siyaset gündeminin içine "derhal" çekmesi siyaset  üretme biçimi üzerine önemli işaretler veriyor. 

Bu iletişim biçimi özellikle gençleri önemli derecede etkiliyor. 23 Haziran'daki seçimde oy kullanma hakkı bulunan 10,5 milyon seçmenin üçte biri 30 yaşın altındaydı ve bu seçmen kitlesinin yüzde 75'i Ekrem İmamoğlu'na oy verdi.

Bu etki gücü nedeniyledir ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bile birkaç gün önce Youtube kanalı açma zorunluluğu hissetti.

Dijital platformlar "siyasal mesaj ve etkinliği" anında milyonlarca kişiye taşıma fırsatı sunmanın ötesinde, her mesajın altında, anında "fikirler, eleştiriler, önerilerle" birlikte siyasetin "gerçek zamanlı" üretilmesine imkan tanıyor.

Bu trend ve gerçeklik önümüzdeki dönemde artarak devam edecek. Partiler ve siyasetçiler yerel ve genel düzeyde siyaset kanallarını çok daha fazla dijitalleştirecek ve etkin biçimde kullanmak zorunda kalacak.

Dolayısıyla parti üyeliği aidiyet bildirimi açısından önemini koruyacak olmakla birlikte, siyasete katılım açısından parti üyeliğinin "temsiliyet" anlamındaki roller dışında çok büyük bir ayırt ediciliği kalmayacak.

SİYASETİN ÜSLUBU, DİLİ DEĞİŞİYOR

Yeni nesil siyaset biçimi, tarihte olmadığı kadar "açıklık ve şeffaflığı" destekliyor; dahası siyasi partileri buna zorluyor.

Siyasetçiler için de "samimiyet, güven ve inandırıcılık", partilerin zeminini oluşturduğu "açıklık ve şeffaflık" ile birlikte ilerlemesini zorunlu kılıyor.

Dijital platformlar üzerinden çalışmaya başlayan "gerçek zamanlı" yeni siyaset biçiminde"mesaj ve bilgi"ile birlikte mesajın taşıyıcısı siyasetçinin "kullandığı dil, üslup, söyleyiş tarzı, beden dili"bu samimiyet sınavının unsurları haline geliyor.

Örneğin, Ekrem İmamoğlu, seçim kampanyası döneminde (ki sonrasında da devam ettiriyor), "Dil, üslup, tarz, beden dili" gibi ayrıntılarda güçlü bir samimiyet ve duruş oluştururken, rakibi Binali Yıldırım, "gençlerin kankasıyım" videosundaki gibi samimiyetten uzak, inandırıcılığı zayıf "Dil, üslup, beden dili" çok hızlı biçimde olumsuz anlamda yayılabiliyor.

Özetle, Ekrem İmamoğlu kampanyası ve gerçekliği bize yakın gelecekte siyasetin değişim dalgasının güçlü emarelerini veriyor. 

Birçok siyasi analistin de aktardığı gibi gençler ve kadınlar 7 Haziran 2015 seçimlerinde de "geliyoruz" mesajı vermişti. Ancak 2019 seçimleri "güçlü bir dalgaya" dönüştü.

Önümüzdeki dönemde büyüyen ekonomik krizle harmanlanacak yeni ekonomik ve toplumsal gerçeklik, dijital iletişim teknolojilerinin yaratacağı imkanlarla bir tsunami etkisi yaratacak gibi gözüküyor. 

Bu toplumsal gerçekliği iyi okuduğu ve bir stratejiye sahip olduğu gözüken Ekrem İmamoğlu'nun, çocuklar, gençler ve kadınlar arasında siyasi etki ve gücünü kısa sürede derinleştirerek, onları daha fazla siyasetin içine çekerek, daha büyük bir siyasi dalga yaratacağı anlaşılıyor.