'Seçimi Binali Yıldırım'a kaybettirme' gösterisine hazır mısınız?

Özcan YAZICI 11 Haziran 2019 Salı, 02:42

Hukuksuz biçimde iptal edilen ve 23 Haziran'da yenilenecek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde artık son düzlüğe girildi.

Ramazan Bayramı'nda Ekrem İmamoğlu'nun Trabzon, Giresun ve Ordu'da art arda gerçekleştirdiği mitinglere olağanüstü katılım ve ilgi seçim sonuçlarına ilişkin epeyce işaret vericiydi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve diğer AKP mahfillerinin tüm hamleleri boşa çıktı ve İmamoğlu'nu yıpratmaya, durdurmaya yönelik her girişim tam tersi sonuçlar doğurarak İmamoğlu'nu daha da büyüttü.

Ekrem İmamoğlu'nun son olarak Esenyurt'ta düzenlediği mitingi görme imkanınız oldu mu bilmiyorum! 

İsteyenler İmamoğlu'nun Facebook sayfasındaki bu linkten göz atabilir...

Her geçen gün artan halk katılımı, Ekrem İmamoğlu'nun "söylemi, duruşu, samimiyeti, üslubu" ile kadın, çocuk, genç, işçi, emekli, esnaf, Türk, Kürt, ülkücü, muhafazakar, sosyalist aklınıza gelebilecek neredeyse tüm kesimleri coşkuyla bir araya getirmeyi başarması ülke olarak çok önemli bir eşiğe doğru ilerlediğimizi de gösteriyor.

Her mitingte yalnızca alan mı, binaların çatıları, evlerin balkonları, hatta alandaki ağaçların dalları, büfelerin üstleri, yani coşkunun çıkardığı her yer insanlarla dolup taşıyor.

Youtube'da son haftalarda birçok kanalda yayınlanan İstanbul sokak röportajlarını izlediğinizde de seçmen davranışının nasıl değiştiğini, İmamoğlu lehine nasıl güçlü bir dalganın oluştuğunu anlayabiliyorsunuz. AKP seçmen kitlesinden de İmamoğlu'nun destek gördüğünü, bu tabandan ciddi bir yönelimin de oluştuğunu farkediyorsunuz.

Tüm emareler artık seçimin nasıl sonuçlanacağını gösteriyor. Sabahattin Önkibar'ın son yazılarından birinde dile getirdiği gibi Ekrem İmamoğlu şimdi kendini bir eve kapatsa ve seçime kadar dışarı çıkmasa kazanacağı hemen hemen kesin...

Elbette, hiçbir hukuki delil olmadan seçimi iptal etme kabiliyeti olan YSK'nin yeni bir hamlesi olmasa! 

Açıkçası bu da biraz zor görünüyor...

AKP'nin gelinen noktada tek umudu "nasıl yapalım, nasıl edelim de Ekrem İmamoğlu'nu öyle büyük bir hataya düşürelim ki arkasında kartopu gibi büyüyen halk desteğini keselim... Hatta rüzgarı tersine çevirelim."

VIP ve özel uçak tartışması da bu yöndeki son girişimlerdi.

Facebook ve Twitter'da son birkaç gündür troll ekiplerinin başlattığı taarruza ve kullandıkları üsluba bakacak olursanız yaşadıkları çaresizliği de görebiliyorsunuz...

"Vay efendim, hani sen halk adamıydın, neden VIP kullanmışsın..."

"Vay efendim, hani sen halk adamıydın, nasıl özel jet kullanırmışsın..."

Bu troll ekiplerine inanacak olsanız, sanırsınız Ekrem İmamoğlu'nun rakibi Binali Yıldırım check-in kuyruğunda bekleyen, şehirler arası tarifeli otobüsle yolculuk yapan bir halk kahramanı!

Tüm bu hengame içerisinde son iki günün gündemi ise Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasındaki çıkacakları TV'de canlı yayın tartışması...

"Hangi kanal, moderatör kim olacak, yayın nasıl yapılacak" gibi tartışmalar yanıtlarını bulmuş gibi...

Son anda bir iptal kararı çıkmazsa - ki, ben böyle bir adım beklemiyorum - İmamoğlu ile Yıldırım 16 Haziran 2019 saat 21.00'de canlı yayında gazeteci İsmail Küçükkaya moderatörlüğünde "İstanbul'u" konuşacak.

Sokakta, miting alanında, halkın vicdanında seçimi kaybeden AKP'nin şimdi son hamlelerinin neler olacağını göreceğiz. 

Açıkçası 17 yıldır muhalefetin hiçbir TV açık oturum davetini kabul etmeyen AKP'nin şimdi TV açık oturumuna öncülük yapmasının iki temel hedefi var.

Birincisi "kazanma ihtimali" üzerine kurulu; ikincisi ise daha güçlü olan "kaybetme ihtimali" üzerine...

AKP, bu saatten sonra Ekrem İmamoğlu'nu yıpratma taktiğiyle yenemeyeceğini anlamış durumda. Son bir haftaya girilirken "eğer bir kazanma ihtimali varsa" o da "mağduriyet" algısının İmamoğlu'ndan alınarak Yıldırım'a transfer edilmesi ve anketlerdeki 2-4 puan arasındaki dengenin Yıldırım lehine değişmesini sağlamak.

Kafalarından geçirdikleri ve yaptıkları planlama tam bir "toplum/seçmen psikolojisine yönelik operasyon..."

Uğur Dündar ve başkaca muhalefet kesiminden güçlü bir ismi moderatör istemeleri ve tüm kanalların ortak yayınıyla milyonların önünde bir şova, gösteriye dönüştürmek istemelerinin ardında derin bir "psikolojik mühendislik çalışması", açıkçası "ciddi bir tuzak" yatıyor...

Birçok kişinin böyle bir programda "Ekrem İmamoğlu'nun Binali Yıldırım'ı açık biçimde mağlup edeceğini, hatta fikri ve psikolojik olarak ezeceğini, hırpalayacağını" kolayca düşündüğünü anlayabiliyorsunuz.

Özünde, açıkçası tam olarak istedikleri de bu... İstiyorlar ki İmamoğlu, Yıldırım'ı "ezsin, hırpalasın"...

Bu tartışmayı bekleyen muhalif kesimlerde böyle bir coşkun duyguyla bekleyiş hali olduğunu da görüyorum. Ama fark edemedikleri gerçek operasyonun da tam olarak bu olması...

Bu tartışmanın sonunda Binali Yıldırım'ı "mahzun, mazlum, haksızlığa uğramış" bir profile büründürüp, son 7 güne girilirken troll ekiplerinin de takviyesiyle "mağduriyet" dalgası yaratmak ve AKP'den kopan ya da sandığa gitmeme eğilimindeki AKP seçmen kitlesini sandığa Yıldırım lehine gitmeye teşvik etmeyi hedefliyorlar. 

Uğur Dündar gibi güçlü muhalif ismi seçmelerinin temel nedenlerinden birisi de bu "mağduriyet" operasyonundaki paketin önemli bir parçası olmasıydı. Daha açılışta özellikle AKP ve muhafazakar seçmen kitlesinde daha birkaç hafta önce Ekrem İmamoğlu ile özel program yapmış olan "Uğur Dündar" ismiyle tartışmanın bir "ön yargı" ile başlamasını istiyorlardı.

Hemen gündeme getirilen Fox TV sunucusu Fatih Portakal ismindeki amaç da buydu. Üniversite yıllarında İmamoğlu'yla ev arkadaşlığı yapmış olan Portakal ismi de bu anlamda çok kullanışlıydı. Ama Fatih Portakal da bu tuzağı gördü ve öneri daha olgunlaşmadan geri çevirdi.

Uğur Dündar ve Fatih Portakal'ın bu tuzağı görmesi ve teklifi reddetmesiyle AKP cephesi önemli bir imkanı kaybetmiş görünse de muhalefet cephesinde ama daha dengeli, ortada görülen Fox TV temsilcisi İsmail Küçükkaya ile şansını denemeyi planlıyor.

Koalisyon ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli, Fox TV ve İsmail Küçükkaya ismine hemen itiraz ederek "ön atışı" ve "mağduriyet tartışmalarının" ön hamlesini yapmış oldu... Bununla AKP-MHP seçmen kitlesinde "ön yargı" zeminini de hazırlamış oldu. Uğur Dündar ya da Fatih Portakal kabul etmiş olsaydı, Bahçeli bu tepkisini çok daha güçlü tonda gündeme getirecekti.

Bu noktada en önemli rol Ekrem İmamoğlu ve danışmanlarına düşüyor. İmamoğlu, bu programda son derece sakin olmalı,"tartışmayı kazanacağım, Yıldırım'ı mahvedeceğim" duygusuna kapılarak bir gövde gösterisine yönelmemeli. Üslubunu, ses tonunu, nezaketini, sakinliğini koruyarak yalın açıklamalarda bulunmalı. Dahası bol bol konuşmak yerine, Binali Yıldırım'ın bol bol konuşmasına fırsat tanımalı. 

Anlatacak bir hikayesi kalmamış olan AKP'nin temsilcisi olan Yıldırım'ın her konuşmasının kendisi lehine çalışacağını görmeli. Binali Yıldırım'ın anlatımıyla, üslubuyla bol bol çelişkiye düşmesine fırsat tanımalı. Seçmen nasıl olsa Yıldırım'ın anlatımıyla kendi gerçekliği arasındaki çelişkiyi süzecektir. 

Yani İmamoğlu "başarısını anlatmak" yerine, Yıldırım'ın "başarısızlığını anlatmasına" imkan tanımalı.

İmamoğlu unutmamalı, bu tartışma programı halkı "bilgi ve fikirle" ikna edeceği bir tartışma programı olmayacak, "duyguların ve algının" yarışacağı bir program olacak. 

Bu tuzağa asla ve asla düşmemeli...

Şimdi geçelim "kaybetme ihtimaline"...

İşte AKP'nin planlamasındaki ikinci hedef ise, "eğer kazanma ihtimali gerçekleşmez ve İmamoğlu yeniden seçilirse" bu seçimi "Binali Yıldırım'a kaybettirmek..."

31 Mart seçimlerine giden süreçte Tayyip Erdoğan'ın üstlendiği rol ve süreci sürüklemedeki rolüyle 23 Haziran'a giderken süreç tamamen farklılaştı.

Hatta Erdoğan 39 ilçede yapmayı planladığı mitingleri de rafa kaldırarak, seçim sürecindeki görünürlüğü Süleyman Soylu ile Binali Yıldırım'a bıraktı.

TV tartışma programına çağrının Binali Yıldırım'a yaptırılmasının da özel bir amacı var. "Toplu gösteriye" dönüşecek ve onlarca TV kanalının yayınlayacağı programın sonucuna göre, "Bakın, işte Binali Yıldırım başarısız oldu, halk onu seçmedi" denilerek "başarısızlık ihalesi" Tayyip Erdoğan'ın üzerinden alınarak Binali Yıldırım'a yıkılacak. 

AKP kulislerinden bildiren iktidar yanlısı Yeni Şafak Yazarı Mehmet Acet'in son yazısı da bu stratejiye ilişkin ilk işaret fişeğini de atmış vaziyette. Acet'in AKP'nin önde gelen isimlerinden birisine dayandırdığı bilgiye göre, AKP'nin seçim stratejisinin ana ekseni ve hareket noktası şu olacak: "Bu seçimi kazanırsa Binali Bey kazanacak. Kaybederse yine o kaybedecek."

Ama çok büyük kumar oynadıklarının farkında değiller.

Tüm operasyonlarının ters tepmesi gibi, bu "toplu gösterinin" de Ekrem İmamoğlu lehine sonuçlanması çok yüksek olasılık.

Üstelik, 4-5 aylık süreçte Ekrem İmamoğlu'nu Türkiye kamuoyuna tanıtan, 23 Haziran'a giden süreçte İmamoğlu'nu adeta "efsaneye dönüştüren" AKP, TV'lerden yayınlanacak toplu gösteriyle kısa sürede gündeme gelmesi çok büyük olasılık olan cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin ilk kampanya fırsatını da kendi elleriyle Ekrem İmamoğlu'na sunmuş olacak. 

Daha büyük bir destekle ikinci kez zaferini ilan edecek olan Ekrem İmamoğlu'nu o noktadan sonra başkaca bir "yargısal ve bürokratik" operasyonla durdurmak da artık imkansız hale gelecek.