İngiltere seçiminin 'meali'; 'Yıkıcı Yenilik'te sıra siyaset 'sektöründe'

Özcan YAZICI 18 Aralık 2019 Çarşamba, 10:27

İngiltere'de 12 Araık'ta gerçekleştirilen seçim, sonuçları itibariyle tartışılmaya devam ediyor.

Avrupa ülkeleri ekonomik, sosyal ve siyasi olarak son 10 yılda yeni bir sürece girmiş durumda...

Ekonomik ve siyasi krizlerin giderek derinleştiği koşullarda, yoksulluk, yoksunluk kitlesel olarak genişliyor. Buna paralel geniş kitlelerin siyasi tercihleri popülist sağ partilere doğru meylediyor. Ürpertici olansa yine sayıları giderek artan biçimde birçok Avrupa ülkesinde "aşırı sağ" partilerin önlenemez yükselişi oluyor.

İngiltere'de gerçekleştirilen genel seçimler de yaygınlaşmaya başlayan bu eğilimin açıkçası sağlaması gibi oldu.

Hatırı sayılır siyasi analistin seçim öncesi aktardığı yorumların aksine İngiliz İşçi Partisi seçimden ağır bir yenilgiyle çıktı ve Muhafazakar Parti, seçim öncesi yayınlanan anketlerin bile üzerine çıkarak açık bir zafer kazanmış oldu.

Bu "şaşkınlık" arasında şimdi herkes ne olup bittiğini, artan ekonomik kriz koşullarına ve siyasi kriz ortamına rağmen, nasıl oldu da, İngiliz toplumu (işçileri, yoksulları, yoksunları) kendisine "eşitlik, adalet, daha fazla hak" vaat eden İşçi Partisi yerine Muhafazakar Parti'yi tercih etti?

On yıllardır İşçi Partisi'ne oy vermiş seçim bölgelerinde bile sandıktan Muhafazakar Parti'nin zaferle çıkmış olmasının "siyaseten" anlamı üzerine art arda yazılar yayınlanıyor.

Bu analizlerin artarak ve bana kalırsa bir seçim ve "Brexit" tartışmasının da ötesine taşarak sürmesi pek muhtemel.

Ama İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerindeki seçimleri ve hatta benzer küresel düzeydeki siyasi tartışmaları yürütürken, ülkemize özgü payları çıkarmamız, bu tartışmaları ülkemize de teşmil etmemiz gerekiyor. Keza, yeni küresel düzende tüm ülkeler ve toplumlar gibi ülkemiz ve toplumumuz da bu tartışmaların tam da içerisinde, parçası...

Devam etmeden önce burada hemen bir parantez açmalıyız.

'YIKICI YENİLİKTE' SIRA SİYASETTE

1990'ların başından itibaren teknoloji ve dijitalleşmenin tetiklediği yeni bir ekosistem doğdu. Bu ekosistemin sektörlere, istihdama, bireylere somut biçimde yansıması 2010 yılından itibaren hızlanarak arttı.

Bu 30 yılın sonunda bu tasarım sürecinin, arayışının yeni bir kaos ortamına doğru evrilerek daha da yoğunlaştıracağa benziyor.

Kapitalizm 30 yılın ardından kendi içerisinden doğurduğu yeni ekosistemi de taşıyamıyor. Klasik kapitalist teoriler, kavramlar, tanımlar da bu yeni gerçekliği "kavramaya, anlamlandırmaya" yetmiyor artık.

Son 5-6 yıla damgasını vuran yeni bir kavram var. İngilizce'de "Disruptive Innovation" olarak adlandırılan ve Türkçe'ye "Yıkıcı Yenilik" olarak çevrilen bu olgu geleneksel bütün sektörleri ve ekonomiyi alt üst ediyor.

Türkiye'de hala kapalı olan Wikipedia "Yıkıcı Yeniliği" şöyle tanımlıyor:

"İş teorisinde, yıkıcı bir yenilik, yeni bir pazar ve değer ağı yaratan ve sonuçta mevcut pazar ve değer ağını bozan, mevcut pazar lideri firmaları, ürünleri ve ittifakları değiştiren bir yeniliktir."

Teknoloji ve dijitalleşmeyle tasarımlanan "yenilik" yıkıcılaşırken, yıkılanın yerine gelen, doğmakta olanın ekonomik, sosyal, hukuki ve en nihayetinde siyasi olarak henüz tasarımının yapılamamış olması tam da hep birlikte içinde bulunduğumuz, yaşadığımız günlerin karmaşasını, kaosunu anlatıyor.

Bankacılık, sigortacılık, otomotiv, tarım, medya, perakende (AVM ve mağazalar) ve giderek hemen tüm sektörler, neredeyse tüm ülkelerde (ama öncelikli olarak Avrupa, ABD gibi ülkelerde) "yıkıcı yenilikle" darmadağın oluyor.

İngiltere'de yalnızca 2019'un ilk 6 ayında çoğu moda, giyim, restoran, emlak sektöründen 2 bin 868 mağaza kapandı.

Unicorn'lar (değeri 1 milyar doları aşan startup girişimler) sektörleri "yıkıcı yenilikle" paramparça ediyor. Unicorn'larla yeni ekosistemin mevcut yükseliş sürecinde "ya her şeyi al, ya da yok ol" modeli, geleneksel sektör ve iş yapılarında ara kadamedeki tüm yapıları, küçük üretici ve kurumları, iş gücünü, çalışanları, esnafı yok ediyor.

Otomasyon, yapay zeka ve robotik sistemlerle sanayi üretiminde çalışan mavi yakalıların yanı sıra aynı zamanda teknoloji ve dijitalleşme, yukarıda anılan tüm sektörlerdeki beyaz yakalıları da (görece refah içinde yaşamaya alışmış orta sınıfları) "ya yukarıya tırman, ya da en dibe in" realitesiyle kuşatıyor.

Giderek genişleyen bu ekosistemde "daha çok teknoloji, daha az insanla" hemen her şeyi almaya başlayan iş modeli içerisinde doğal olarak "yukarı tırmanma" şansı bulamayan geniş kitleler her geçen gün mecburen "aşağıya (dibe)" iniyor. Geleneksel sektörler çöküyor, işsizlik orta sınıfları da kapsayacak şekilde çığ gibi genişliyor.

'GEREKSİZLER SINIFI' HIZLA BÜYÜYOR

Harari'nin sıklıkla vurguladığı gibi istihdam dışına itilen bu kitleler bir daha kolay kolay yeniden iş yaşamına dönme şansı elde edemeyecek şekilde "Gereksizler Sınıfı"nın saflarına katılıyor.

İstihdam düzeyi yüksek, orta sınıfları geniş, gelişmiş kapitalist ülkelerde sektörler ve istihdam piyasaları, teknolojik ve dijital değişime yüksek duyarlılıkları nedeniyle görece olarak diğer ülkelere göre daha fazla ve daha hızlı etkileniyor. Bu nedenle, "yıkıcı yenilik" süreçleri derinlik kazandıkça bu ülkelerde "gereksizler sınıfını" daha hızlı büyütüyor.

Yeni bir iktisadi tanım, yeni toplumsal tahayyül oluşturulana kadar bu "araf bölgeye" terk edilen kitleler (ama özellikle eski orta sınıflar) içine itildikleri bu yeni durumu son 3-4 yıldır anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor.

Bu anlama telaşı içerisinde Yunanistan'da, İspanya'da ve 2017 İngiltere seçimlerinde olduğu gibi "geleneksel sol", yine geleneksel "adalet, eşitlik, insan hakkı" gibi temel kavram ve vaatleriyle görece başarı elde etmeyi de başardı. Ama hemen devamında görüldüğü gibi takip eden seçimlerde daha da kuvvetlendirdiği aynı kavram ve vaatler etrafında başarısını büyüterek sürdüremedi.

Geleneksel sol partiler, "yıkıcı yenilik" etrafında gelişen yeni ekosistemi tasarımlayacak, anlamlandıracak bir çözüm, yeni politika, yeni bir dil sunmakta başarılı olamayınca, sayıları giderek artan bu "Gereksizler Sınıfı" anlama, kavrama arayışını sürdürdü, sürdürüyor.

SOL, HENÜZ YENİ BİR ÜTOPYA SUNAMIYOR

Ne var ki sol ve yeni muhalif hareketler bu yeni gerçeklik karşısında ideolojik analiz yapma, çözüm geliştirme, topluma yeni bir tahayyül (ütopya) sunma konusunda biçare kaldı

Belli sınıfsal davranışlara, tüketim eğilimlerine alışmış orta sınıf kitleleri "sağlık, eğitim, konut" gibi daha "adil ve eşitlikçi" kamusal vaatlerle ikna etmek yetmemeye başladı. Birçok ülkede orta sınıflar hızla istihdam kaybı yaşarken, sol siyasi hareketlere kısa vadede (bugünlerde) bu gerçekliğin bireysel ve toplumsal yansıması, bir hak olarak eğitim, sağlık gibi ihtiyaçların adil biçimde (kamu eliyle) karşılamayı vaat etmesi ikna edici olmuyor. İşini kaybeden ve içine itildiği yeni gerçeklikle kalıcılaşan işsizliğiyle travma yaşamaya başlayan orta sınıf için kısa vadede eski tüketim alışkanlıklarını geri verecek, ona hızlıca eskiyi getirecek politik vaatler baskın olmaya başlıyor.

O nedenle birçok Avrupa ülkesinde sağ popülist parti ve liderlerin basit, yalın ve eskiyi getirme vaatleri çok hızlı biçimde destekçi buluyor ve çoğunlukla bu sağ siyasi hareketleri bile şaşırtıyor.

Uzun yıllar neoliberal politikaların rüzgarı ve tüketim harcamalarıyla (kredilerle) belirli sosyal ve tüketim alışkanlıkları edinmiş olan geniş kitlelerin bulundukları alan sınıfsal olarak "yoksul, yoksun, ezilmiş" bir zemin olsa da, gereksizler sınıfına itildikten sonra bu kitleler geleneksel solun "eşitlik, adalet" gibi kamusal vaatlerini kavrayacak tarihsel bir sınıf bilinciyle hareket edemiyor.

Geleneksel solun yeni bir ütopya sunamamasının da etkisiyle yıllar içerisinde tarumar edilmiş bilinç, ruhsal iklim bunu politik karar ve eyleme dönüştürecek bir kuvvete dönüşemiyor.

Neoliberalizmin inşaa ettiği tüketimle kendini var eden konformist orta sınıflar için bugünün kestirme siyasal tavrı, "bana yakın geçmişteki eski günlerimi geri ver", "bana işimi hemen geri ver" oluyor.

Açıkçası, teknoloji ve dijitalleşmeyle şekillenen yeni ekosistemi, yeni sosyolojik gerçekliği analiz etmekte ve bunu yeni bir ütopyayla tanımlayıp, bunu yeni bir siyasal program ve siyaset diline dönüştürmekte beceri gösteremeyen muhalif siyasi hareketler toplumsal destek bulmakta da güçlü bir rüzgar yaratamıyor.

'YIKICI YENİLİK' DÖNEMİNDE YENİ KAMUSAL ALAN NERESİ?

Solun yeni ütopyayı arama ve tasarlamaktaki zorlukları arasında da "yeni kamusal hizmet" tanımını yapamamak yatıyor. Uber'in yeni bir ulaşım ağı tanımladığı koşullarda geniş kitlelere sunulacak kamusal ulaşım politikası ne olacak?

Udemy, gibi bazıları neredeyse ücretsiz olan online eğitim kanallarının yaygınlaştığı, uzaktan eğitimin her geçen gün artan oranda tartışıldığı koşullarda herkesin temel ihtiyacını karşılayacak yeni "kamusal eğitim" tasarımı ne olacak?

Birçok işi robotlar, yapay zeka, otomosyon sistemleri yapacaksa ortaya çıkacak değer/gelirin dağılımı nasıl olacak? Kalıcı işsizliğe mahkum olan geniş kitlelerin yaşamsal "geliri", bu gelirin iktisadi tanımı ne olacak?

Tüketime, krediye alıştırılmış, konformizm alanına sıkıştırılmış, 35 yaş üstü kitlelere yaşam alanlarını koruyacak güven verici yeni çalışma (istihdam), emeklilik gibi ekonomi politikaları ne olacak?

Ve daha bir sürü soru...

SAĞ NEDEN DESTEK BULUYOR?

Oysa "yıkıcı yenilikle" işini kaybeden geniş kitlelere basitçe eskiyi geri getirmeyi vaat eden, Trump, Johnson, Le Pen gibi popülist sağ siyasetçiler kolayca destek sağlayabiliyor; insanlar (zaten kişi yaşamış ve deneyim elde ettiği) bu söylemlerle ikna olabiliyor.

"Geleneksel Sol", işsizlik, gelecek konusunda insanlara yeni şey söyleyemezken, "senin işini elinden alan yabancıları, yabancı şirketleri göndereceğim; sana eski günlerini geri vereceğim" diyerek anlaşılabilir "bir şey" söyleyen "geleneksel sağ" kolayca destek bulabiliyor.

Kısa vadede popülist geleneksel sağ siyasi hareketler eskinin özlemini duyan kitlelerin desteğini sağlasa da, eskinin iktisadi şartlarının bir daha geri gelme ihtimali bulunmadığı için orta ve uzun vadede bu desteği korumaları ve sürdürmeleri mümkün gözükmüyor. Kritik nokta, yeni muhalif (yeni sol) hareketlerin hızla yoksullaşan, yoksunlaşan bu geniş kitleleri yeni bir ütopyaya taşıma hızı ve mesafesi olacak.

Yeniden istihdama geri dönmesi mümkün olmayan kitlelere yeni bir ütopya sunmak zorunda olan yeni solun bunu başarabilmesi için de yeni ekosistemi çözmesi, yeni bir sistem, yeni bir yaşam/varlık alanı tanımlaması gerekiyor.

Yine Harari'nin bir söyleşinde dile getirdiği gibi, "İnsanlar geçmişte sömürüye karşı ayaklanmıştı. Önümüzdeki yüzyılda ise anlamsızlığa karşı bir mücadele başlayacak. Sömürüldükleri için öfkelenmeyecekler, anlamsızlaştıkları için öfkelenecekler. Anlamsızlaşma sömürülmekten daha kötü. Bu bir istihdam krizi olmayacak, anlam krizi olacak."

Kuşkusuz insanoğlunun bu yeni "anlam" arayışı epey bir süre daha devam edecek.

İnsan-makine arasında daha karmaşık, komplike bir yaşam/varlık alanının doğmaya başladığı bir yakın gelecek öngörüsünde geniş kitlelere yeni toplumsal vaadin ne olacağını belirlemek hala muamma olmaya devam ediyor. Belki hep birlikte bir süre daha bu kaos halini yaşamaya devam edeceğiz.

Eğer insanlar yığınsal olarak "gereksizler sınıfına" dahil olarak iktisaden anlamsız hale gelecekse, gelecekte siyasi bir anlam taşıyabilecek mi?

Üretim gücüyle sistem üzerinde yaptırım imkanı olan geniş kitlelerin üretim gücüne ihtiyaç duyulmamasıyla siyasi bir rol taşıyabilecek mi? Bu imkanı hala olabilecek mi?

Son olarak İngiltere'de olduğu gibi bir "seçim" yapılsa da, aslında özünde bir değişiklik olacak mı?

NE YAPMALI?

Yakın zamanda "Gerçekçiler İçin Ütopya" ismiyle Türkçe'ye çevrilen kitabında Rutber Bregman'ın vurguladığı gibi, "Kimileri bu günlerde artık kime oy verdiğinizin pek bir önemi kalmadığını ileri sürüyor. Hala bir sağımız ve solumuz olsa da, ikisinin de gelecek için net bir planı varmış gibi gözükmüyor."

Kitabında "Gelin herkese temel bir gelir verelim -herkese girişim sermayesi- kendi hayatlarımızın gidişatını kendimiz belirleme gücüne kavuşalım" önerisi getiren Bregman, "Artık yeni bir işçi hareketi vaktinin geldiğini öne sürüyorum. Sadece daha çok iş ve daha yüksek ücret için değil, daha da önemlisi, içsel değeri olan iş için mücadele veren bir hareket. İşte o zaman görürüz ki usandırıcı pazarlamaya, ahmakça idareye ve kirlilik yaratan saçmalıklara daha çok vakit ayırdığımızda işsizlikte yükseliş, bizi tatmin eden şeylere daha çok vakit ayırmaya başladığımızdaysa işsizlikte düşüş olur" diyor.

Ve devam ediyor Bergman:

"Ancak öncelikle mazlum sosyalistlerin ahlaki üstünlükleri ve modası geçmiş fikirleri içinde debenmeyi bırakmaları gerek. İlerici olduğunu iddia eden herkesin sadece enerjide değil aynı zamanda fikirde, sadece haksızlık karşısında kızgınlıkta değil aynı zamanda umutta ve ahlakta olduğu kadar "agresif satış"ta yol gösterici olması gerekir. Mazlum sosyalistte eksik olan şey son kertede, siyasi değişim açısından en hayati unsurdur aslında: gerçekten de daha iyi bir yol olduğuna dair inanç. Ütopyanın erişilebilir olduğuna..."

Çağrısını şöyle tamamlıyor Rutber Bergman:

"Televizyonu kapatın, etrafınıza bakın ve örgütlenin. Pek çok insanın aklı ve vicdanı yerli yerinde.

İkinci olarak eleştirilere daha dayanıklı olmanızı öneriyorum. Kimsenin size neyin ne olduğunu söylemesine izin vermeyin. Dünyayı değiştirmek istiyorsak, gerçek dışı, mantık dışı ve imkansız olmalıyız. Unutmayın: Köleliğin feshini, kadınlara oy hakkını ve eşcinsel evliliğini isteyenler de bir zamanlar deli damgası yemişti. Tarih haklılıklarını ispatlayana dek."