'Her şey çok güzel olacak'... Ne yani, olmasın mı?

Özcan YAZICI 12 Mayıs 2019 Pazar, 01:50

Yüksek Seçim Kurulu, İstanbul seçimini iptal etti ve hemen sonrasında mazbatası hukuksuzca geri alınan Ekrem İmamoğlu son derece sakin açıklamalarla yine halkın karşısına çıktı.

Sert tepki gösterme "hakkı ve haklılığı" olmasına karşın sakince "uğradığı haksızlığı" dile getirerek, çocukları, gençleri, kadınları, kısaca İstanbul'da yaşayan herkesi kucaklayarak, umut vererek özünde tek bir şey söyledi:

"Her şey çok güzel olacak..."

Yalnızca İstanbul değil, ülkenin neredeyse her bir köşesinden ufak bir eklemeyle benzer, coşkulu bir karşılık yükseldi:

"Her şey çok güzel olacak Ekrem abi..."

YSK kararının belli olduğu 6 Mayıs akşamında ilk dakikadan itibaren toplumun farklı kesimlerinden "her şey çok güzel olacak" sesleri dalga dalga yayıldı...

Çocuklar, kadınlar, erkekler, hatta bebekler, işçiler, patronlar, esnaf, Türk, Kürt, ülkücü, sosyalist, dindar; Türkiye toplumunu oluşturan ne kadar çeşitlilik, renk varsa, sözünün sonunu "her çok güzel olacak" diye bitirdi.

Sonra ne oldu?

İktidar temsilcileri sanatçıları, sporcuları, iş adamlarını "her şey çok güzel olacak" sözü üzerinden "fişlemeye" başladı.

Devlet Bahçeli, Cem Yılmaz'ı "artık sevmeyeceğini" ilan etti.

Nevşehir Belediye Başkanı, "her şey çok güzel olacak" diyenleri belediyenin hiçbir organizasyonuna çağırmama kararı aldı.

Yandaş gazeteciler "her şey çok güzel olacak" diyen sanatçıları payladı, yandaş kanallardaki dizilerde oynayan sanatçılara iş verilmemesini salık verdi.

Özetle, iktidar mahfilleri benzer birçok girişim ve tepkilerle "her şey güzel olacak" sözüne savaş açtı...

Tepki göstermek istedikleri Ekrem İmamoğlu ve ona destek verenler gözükse de, içine düştükleri açmaz, haksızlık ve gayrimeşru hal nedeniyledir ki, kaybetmenin öfke dalgasıyla "her şey çok güzel olacak" sözüyle temsil olunan "toplumsal psikolojiye, sosyolojiye" savaş açtıklarını bile fark etmediler.

Üstelik savaş açtıkları "her şey çok güzel olacak" sözü, Ekrem İmamoğlu'nun 31 Mart öncesi seçim çalışmaları sırasında sokakta seçim otobüsünün yanından sevgiyle haykıran 13-14 yaşlarındaki Berkay isimli bir gencin, anlık olarak seslenişinden, coşkusundan, heyecanından ortaya çıkmış; halk arasında kendi kendine yayılmış bir söz, bir sesleniş aslında...

Toplumun bağrından, kendi içinden, kendi öfkesinden, kendi hayallerinden, kendi coşkusundan çıkardığı bir"isyan"olduğunu bile anlayamadılar...

Bu umut ve coşku seline kapılan birçok sanatçı, iş insanı, sporcu Twitter, Facebook, Instagram hesabından yalnızca #HerŞeyÇokGüzelOlacak diye yazıp mesaj paylaştılar diye, Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı Muhammet Safi, isimleri bir listeye yazarak "Kayıt"notuyla fotoğrafları Twitter hesabından paylaştı.

Yani "fişliyoruz sizi" dedi...

Şimdi iktidar adına düşünün, "her şey çok güzel olacak" sözünü bastırmaya, susturmaya, taraftar bulmamasına çalışıyorsunuz...

"İyiliğe, güzelliğe", bu dilekleri sahiplenen, seslendirenlere savaş açılır mı?

Bunları dileyenler düşman ilan edilir mi?

Yaşamın neşesi, insanın hayalleri, çocukların geleceği, umudu, fişlemelerle korkutulur mu?

"Her şey çok güzel olacak" diyemeyecekse, bunu dediği için suçlu, düşman gibi görülecekse, bir insan bu hayatta başka ne isteyebilir ki!

Bir ülke, bir devlet, bir iktidar, bir siyasetçi, bir insan bunu eşine, dostuna, akrabasına, arkadaşına, komşusuna vaat edemeyecek, bu sözlerle sarılamayacaksa, niye yaşayacak, soluk alıp verecek ki!

Bununla baş edilebilir mi, bu psikolojiye direnilir mi?

Umutla, neşeyle, gelecek beklentisiyle yarışılır mı? Umut korkutulur mu? Korkutmaya çalışsan karşılık bulur mu?

İnsanın, toplumun bu en basit, en temel beklentisini yok sayarak, bastırarak, buradan bir iktidar, başarı çıkarılabilir mi?

Eğer, "her şey çok güzel olacak" sözünün siyasi rakibinle özdeşleşmiş bir söz olduğuna inanıyorsan ve siyaseten rekabet etmek istiyorsan, "hayır, hayat bizimle çok ama çok daha güzel olacak" dersin, demelisin de...

Eğer başarabiliyorsan bunu insanı, toplumu yüceltecek değerlerle, ikna edecek söz, hal ve hareketlerle gösterir, ispat edersin...

Yok, bunu yapamıyor ve baskıdan medet umuyorsan, geriye bitmiş, insanlara, topluma artık söyleyecek yeni bir sözü, heyecanı, umudu kalmamış, tükenmiş bir iktidarın çırpınışından başka bir anlam kalmamış demektir...

Ya da iktidar cephesinin içinde bulunduğu durum ve halet-i ruhiye için en doğru tercih ve slogan MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Binali Yıldırım'ın soyadına göndermede bulunduğu önerisi olabilir:

"İstanbul'da bu kadar gürleyen havada, yağmur, bereket varken yıldırımlar çaksın."

İstanbul halkı, belki bir kentin temsilinde Türkiye halkı 23 Haziran'da geleceği için hangisini tercih edecek birlikte göreceğiz.

Kasırga öncesi "Yıldırımlar mı çakacak", yoksa bahar sonrası "her şey çok mu güzel olacak", yaşayıp göreceğiz.