Görevden almanın siyasi şifreleri

Özcan YAZICI 20 Ağustos 2019 Salı, 01:53

AKP-MHP ittifakı Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarını görevden alarak "erken, büyük ihtimalle baskın seçimin" düğmesine bastı. Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli, ekonomik ve siyasi krizle kontrollerinden çıkacak bir atmosferde gidilmesi kaçınılmaz olacak erken seçim yerine, kendi kontrollerinde yarattıkları bir gündem ve iklimle bir erken seçimi tercih etmiş gözüküyorlar...

Tabii bunu becerebilirlerse...

Ekonomik kriz, uluslararası kuşatma, sosyal huzursuzluklar ile iyice köşeye sıkışmaya başlayan AKP-MHP ittifakı, yüzde 40'ların altına inen oy oranlarının ardından Babacan ve Davutoğlu'nun da kuracakları yeni partiler sonrası elimizde kalan tek sığınak olan "sandık demokrasisiyle" tepe taklak olacaklarının farkında.

Bu sıkışmışlık hali can havliyle "siyasi mühendislik" girişimlerini kaçınılmaz kılıyor. Bir nevi Tayyip Erdoğan için bu siyasi manevralar tercih değil ama denemekten başka şansının olmadığı zorunlu girişimden başka bir çaba değil.

Tıpkı 31 Mart sonrası, 23 Haziran denemesi gibi...

4-5 ay önce seçime girmelerinde bir sakınca görülmeyen HDP'li belediye başkanlarının "terör" irtibatı iddiası ve soruşturmalarıyla görevden alınmalarını AKP'lilerin kahir ekseriyeti de dahil (Troll orduları ve Twitter muharebe birlikleri hariç) Türkiye'de aklı başında hiç kimse inandırıcı bulmuyor.

Kanımca, bu antidemokratik, hukuk dışı hamleyle AKP-MHP ittifakı erken seçim düğmesine de basmış oldu. Tabii günün sonunda can havlinin yaratacağı travmatik yeni reflekslerle asgari de olsa "sandık demokrasili" bir seçim icra edebilme imkanı kalabilirse...

Bir siyasi hareketin gelecek adına topluma sunabileceği ve rıza üretebileceği umut vaat eden bir "hikayesi" kalmamışsa, iktidarını ayakta tutabilmek için geriye hukuksuzluk, baskı, otoriteden ve belli bir eşikten sonra kontrolsüz, travmatik bir refleksten başka bir seçenek kalmıyor. 

31 Mart Yerel Seçimleri öncesi ve özellikle İstanbul seçimlerinin yenilenmesi sürecinde ve sonrasında yaşananlar tam da bu...

Ama "umut" bekleyen, geleceğe ilişkin heyecan arayan toplumu otorite ve baskıyla kontrol etmek, yönetmek ve iktidarı ayakta tutmak mümkün değil.

Peki, can havliyle AKP-MHP ittifakının denemeye çalıştığı bu girişimin arkasındaki siyasi hedef ne?

Öyle anlaşılıyor ki, 23 Haziran travmasını atlatmaya çalışan Erdoğan-Bahçeli ittifakının birbirlerine dayanmaktan başka bir seçeneği yok. Bunun da Ağustos ayının başında Tayyip Erdoğan'ın Devlet Bahçeli'yi evinde ziyaret etmesiyle teyit edildiği anlaşılıyor.

Bu ziyaretin hemen ertesi Bahçeli'nin İYİ Parti'deki eski MHP'lileri geri çağırması üzerine, Meral Akşener'in Tayyip Erdoğan'ı etiketleyerek "Yine ne söyledin bu arkadaşa?" sorusunun yanıtı bugün biraz daha anlaşılıyor. 

Artık fiilen başlayan erken seçim sürecinde AKP-MHP ittifakının temel siyasi hedefi, 'Millet İttifakı'nı dağıtmak, en azından zayıflatmak. 

Amaç, 31 Mart'ta temeli atılan ve 23 Haziran'da HDP ve SP ile genişleyen ittifakı daha da büyümeden durdurmaya ve geriletmeye yönelik bir hamle bu. Özellikle Abdullah Gül destekli Ali Babacan'ın kuracağı partinin de bu ittifaka yakın durma ihtimali AKP-MHP ittifakı için büyük sorun.

Temel gaye, bu görevden almaya ilişkin CHP, İYİ Parti ve HDP'nin alacağı siyasi tavırlarla Millet İttifakı cephesinde çatlak/ayrışma yaratmak. En azından alınacak tavırlardan yararlanarak AKP-MHP tabanından kayan seçmen kitlesini geri getirmeye çalışmak.

Yaklaşık 2 hafta önce Erdoğan ile görüşen Bahçeli'nin İYİ Parti'ye katılmış eski MHP'lileri geri çağırması da bugünkü siyasi hamlelerin ön hazırlığı olarak görülebilir. Önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmelerle, bu geri çağırma seslerinin artması pek muhtemel. 

En büyük hedef İYİ Parti'yi Millet İttifakı'ndan ayırmak. Bu yapılamıyorsa, HDP'yi "sahipsiz bırakılma" duygusuyla bu ittifaktan kopartmak. 23 Haziran'dan birkaç gün önce Abdullah Öcalan üzerinden gündeme taşındığı gibi HDP'yi "üçüncü yol, bağımsız tavır" konumuna iterek Millet İttifakı'ndan ve demokrasi cephesinden ayrıştırmak. Parti olarak kopartamazsa dahi, İYİ Parti ya da HDP tabanlarını sokak manipülasyonlarıyla "öfke dalgalarına" yönelterek bu cepheden uzaklaştırmak siyasi satrançtaki ana hesap.

İYİ Parti ile HDP arasında bir "gerilim alanı" yaratılarak, bunun sağlayacağı enerji ile İYİ Parti ya da HDP'nin Millet İttifakı'ndan kopartılması, ayrıştırılması isteniyor. Şimdi yapılanlar bunun için "siyasi mayınlar" döşemekten ibaret. Umut edilen bu mayınlara basıldıkça yaratacağı "duygusal reflekslerin" üzerine gitmek...

Özellikle CHP'nin izleyeceği strateji ve Meral Akşener'in ön alıcı duruşu bu planın işleyip işlemeyeceğini belirleyecek. Elbette demokratik protesto hakkını kullanırken HDP'nin tabanını kontrol ederek "sokak manipülasyonlarına" zemin oluşturmaması ve imkan tanımaması da hayati önem taşıyor.

HDP'li belediye başkanlarının tam da bugün görevden alınmasının önemli hedeflerinden birisi de AKP hareketinden koparak parti kurmaya hazırlanan Abdullah Gül ve Ali Babacan... Ahmet Davutoğlu'nu da eklediğinizde birkaç gün içerisinde sırayla illeri ziyaret edecek olan Tayyip Erdoğan'ın gündeminin ve konuşma metinlerinin içeriği de belirlenmiş oluyor.

Çok kısa bir süre içerisinde hep birlikte göreceğiz ki, AKP içi kavga keskin sıfat ve söylemleri de içerecek şekilde alenileşecek. Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu'nun görevden almaları eleştiren açıklamalarının ardından troll ordusunun Twitter'da başlattığı kampanya bunun açık işaretini veriyor.

Önemli bir gaye de Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun kuracağı partilerin siyasi alanlarını daraltmak, otoriter bir atmosfer yaratarak korku ve kaygı içine yönelecek AKP içi kadroların katılımlarını sınırlamak, bu iki partinin siyasi çıkışları için iklimi etkilemek. Ayrıca bu partilerin Millet İttifakı cephesine yaklaşmasını engellemek.

Tayyip Erdoğan, özellikle Ali Babacan'ın kuracağı partiden çok çekiniyor. Erdoğan, Eylül'de yeni partilerle hareketlenecek siyasi süreci de bu hamleyle ön alarak domine etmek, Millet İttifakı'nın ve Abdullah Gül ile Ahmet Davutoğlu'nun alacağı tavırla siyasi gündemi belirlemek, yönetmek istiyor.

Bu noktada, AKP-MHP ittifakı baskın bir seçim kararı alabilmek için önümüzdeki haftalardaki siyasi gelişmeleri analiz edecektir. Bu noktadan sonra AKP-MHP ittifakından çok HDP, CHP, SP ve İYİ Parti'nin izleyeceği strateji ve bu satranç tahtasındaki siyasi hamleleri belirleyici olacak.

Anti demokratik bu görevden alma hamlesinin önemli hedeflerinden bir tanesi HDP seçmen kitlesini "sokağa" yöneltmek. Sokağın maniple edilmesiyle  geniş bir demokratik muhalefet hattının oluşmasını engellemek önemli hedeflerden bir başkası.

23 Haziran seçim sürecinde eksik kalan, ancak 7 Haziran 2015 - 1 Kasım 2015 seçimleri arasında test edilen ve başarıyla uygulanan, sokağın maniple edilerek "şiddet sarmalı" içerisinde yönetilen bir siyasi gündemin yeniden denenmek üzere olduğu anlaşılıyor.

Öfke birikmesine karşın HDP'nin ve diğer muhalefet cephesinin bu yöndeki tuzağı hızlı biçimde okuması gerekiyor. Kaynağı belirsiz, ama amacı belli bir takım şiddet ve saldırı girişimlerinin yürürlüğe konulması da ihtimal dahilinde.

Unutulmamalı ki, 23 Haziran İstanbul seçimi, yan yana gelemez gibi gözüken siyasi yapıları bir araya getirerek çok önemli bir psikolojik eşiğin aşılmasını sağladı. Muhalefet ve demokrasi cephesini genişleten bu durum, AKP-MHP ittifakı için belki de seçim kaybetmekten daha büyük darbe oldu. 

Yeni bir umut ve heyecanla yan yana gelen bu demokrasi cephesinin engellenemez biçimde genişleme sürecine girmesi eğer durdurulmazsa iktidarın sonunu getireceği açık. Özellikle HDP ve İYİ Parti tabanı proveke edilerek bu yeni cephenin taraflarının daha fazla yol alınmadan alışıldık eski yerlerine itilmesi ve geleneksel reflekslerine dönmesinin sağlanması amaçlanıyor.

Erdoğan için bu siyasi satranç tahtasındaki en büyük hedeflerden bir tanesi de, kuşkusuz ki AKP'yi sarsma ihtimali olan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu partilerinin ölü doğum yapmasını sağlamak. Kuruluş için uygun iklim, koşul ve ortam oluşturmamak.

Eğer bu başarılamazsa yeni partilerle birlikte genişleyecek Millet İttifakı'nın erken ya da zamanında yapılacak seçimle Türkiye'de bir iktidar değişimini sağlayacağı açık ve net biçimde görülüyor. İşte bu son hamle bu gerçekliği durdurma çabası.

Kemal Kılıçdaroğlu ve muhalefet cephesinin erken seçim istememesinin önemli gerekçelerinden birisi de Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu partilerinin sağlıklı doğum yapmasını sağlamak ve kuvvetli bir ayrışmayla AKP'yi gerileterek, siyaseten yeni bir cephe açmak. "Ümmet" bilinmez ama seçmen kitlesinin bölüneceği aşikar.

Bu nedenle önce tavır almaya ittiği Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu'na AKP'nin güçlü olduğu illeri ziyaret ederek cepheden yüklenecek olan Tayyip Erdoğan, daha kuruluş aşamasında Gül ve Davutoğlu'nun kuracakları partiye AKP'den katılımları durdurmayı hedefliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu "erken seçim" çağrısıyla zemin oluştursa, Tayyip Erdoğan ziyaretler sırasında bu çağrıya kucak açarak baskın seçimin düğmesine basması pek ala mümkün.

Bana kalırsa Türkiye'de muhalefet cephesi bu planı görerek, daha da önemlisi bu tuzağa düşmeyerek güçlü bir karşılık vermeli. CHP'nin ve SP'nin, görevden almalara hızlıca siyasi tepki göstererek demokrasi cephesini koruyan tepkiler vermesi umut verici.

AKP-MHP ittifakı zamanla yarışıyor. Ekonomik krizle derinleşecek krizin sonunda yeni partilerle genişleyecek Millet İttifakı'nı (demokrasi cephesini) durdurmanın tek yolu, bu siyasi olgunlaşma süreci tamamlanmadan baskın bir seçimle sona erdirmek.

Açıkçası AKP-MHP ittifakı attığı her anti demokratik adımda kendilerini yalnızlaştırırken muhalefet cephesini genişleterek Türkiye'yi birleştiriyor. Tıpkı tarihte görülen birçok örneğinde olduğu gibi otoriter her adım iktidarın yönetememe krizini derinleştiriyor, meşruiyet zeminini daraltıyor.

Erdoğan ve Bahçeli'nin unuttukları önemli nokta şu; eğer siz cepheyi genişletir ve aynı anda CHP, HDP, İYİ Parti, SP, Abdullah Gül, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu'na aynı kavram, aynı söylem ve aynı yönelimle saldırırsanız, bu cepheyi de karşınızda aynı direniş hattında birleştirirsiniz.

Eğer temel gaye de bu ise, iki cephe arasındaki mücadeleyi mutlaka toplumsal meşruiyeti ve toplum rızası kuvvetli olan cephenin kazanacağı su götürmez bir gerçeklik. Sürekli dozunu artıracağınız otoriter baskılama yöntemleri bu gerçekliği değiştirmez, olsa olsa zamanını biraz daha öteler ve kartopu gibi gerçekleşme ihtiyacını büyütür.

CHP, İYİ Parti, HDP, SP ve diğer demokratik muhalefet cephesinde yer alan tüm partiler bu plan ve gerçekliği görerek siyasi adım atmalı. Muhalefetin 23 Haziran İstanbul seçiminden öğrenmesi, dahası unutmaması gereken çok şey var. 

Umarım adım adım planlandığı belli olan tuzağa düşüp, heba etmezler...

HDP ve İYİ Parti de dahil tüm muhalefet partileri ne kadar zorluk yaşanırsa yaşansın en geç 1 - 1,5 yıl içerisinde (ki kuvvetle muhtemel daha erken baskın bir seçimle) gelmesi kaçınılmaz gözüken "erken seçime" ve "sandığa" Türkiye'yi taşımayı başarmaları gerekiyor. AKP-MHP ittifakı gelinen aşamada tüm maniple etme girişimlerine rağmen ellerinde kalan tek meşruiyet kaynağı olan "sandık demokrasisine" başvurmak zorunda kalacak. 

Ülkemizi ve Türkiye halkını daha zorlu ve acılı günlere düşürmeden bu sıkıntılı günlerden çıkartabileceğimiz tek umut aralığı, iktidarın başvurmaktan kaçınamayacağı "sandık demokrasisine" başvurmak ve bu güzel ülkeyi hukuk, adalet ve özgürlüklerle inşaa ederek gerçek demokrasiyle taçlanmış günlere taşımak.