Ecevit'i anlamak, anmak üzerine...

Özcan BARİPOĞLU 06 Kasım 2017 Pazartesi, 00:10

Ölümünün 11. Yılında yeniden Ecevit üzerine düşünmek, geçmişi gözden geçirmek ve bugüne ışık tutabilecek siyasal deneyimleri paylaşmak gerekir diye düşünüyorum.

Tam da sağ popülizmin tavan yaptığı günlerden geçerken, ülkenin en önemli sol popülist liderinin  bırakmış olduğu miras üzerinden bir tartışma yürütmek faydalı olabilir.

Ecevit'in siyasal çizgisinin, sol siyasetle ilişkilenmesinin doğrusal olmadığı, inişli, çıkışlı, çelişkili bir siyasal yolculuk olduğunu hatırlatmak isterim.

Öncelikle Ecevit'in sola mesafeli bir "sol" lider olduğunu tespit edelim. Öyle ki, halkı yüceleştiren ama onu kendi halline bıraktığında aşırı solun etkisi altında yolunu kaybedebilecek bir kitle olarak tanımlaması manidardır. Bu anlamda halk arı duru ama tehlikelere açık bir topluluktur onun gözünde.

Elbette Ecevit'in CHP içinde yükselişi kendi hüneri, samimiyeti ile ilgili olduğu kadar, arkasında ona destek sunan başta Turan Güneş olmak üzere geniş bir entelektüel, samimi bir heyetin varlığına da bağlıdır. Bu noktada Turan Güneş'in tanımıyla, siyasete müdahil olmaları CHP içinde mümkün olmayan "halk" kitlelerinin katılımı sağlanırsa çıkış yolu vardır. Bu önerme Ecevit'in halka verdiği önem ile örtüşür.

70'li yıllara doğru, ortanın solu siyasetinin partide daha egemen hale gelmesi, partideki sağ kanadın tasfiyesi ile sonuçlanır, Feyzioğlu ve ekibi CHP'den ayrılır. Katıksız devletçi kanadın ayrılması rahatlama yaratsa da, öte yandan TİP'in varlığı da CHP'nin politik çizgisinde ayar sorunu yaratır.

Tam da bu dönemde "düzen değişikliği" tavrı partide egemen politik hat haline gelir. Örgüt heyecanlanır, sağ saldırıya geçer.

Ecevit, sağdan komünist, soldan iflah olmaz bir reformist damgaları yiyecektir. Bu arayış içinde gelişen 1971 darbesi sonrasında İnönü ve Ecevit, "3. İnönü Meydan Muharebesi" yaparlar ve kazanan Ecevit olur. 1972 yılındaki bu kurultay Ecevit'in zaferiyle sonuçlanır ve CHP artık "sol" bir partidir.

Ama bir şartla ;

"Halka rağmen değil, halk solculuğu" sınırları içinde. Yani Ecevit'in kırmızı çizgilerini aşmamak kaydıyla.

Ecevit'in aşırı sol vehmi siyasi hayatı boyunca ona eşlik edecek ama halk da onun adını dağlara taşlara yazacaktır. Ecevit'in kendi kaygılarını rehabilite ettiği alan da burasıdır.

Halkın ona olan inancı.

Bu bütünleşme onun aydınlara mesafe koyan tavrını besleyecek, popülizme, aydın karşıtı söylem eşlik edecektir. Halkı anlamayan, halka tepeden bakan sol aydınların halka verebileceği hiçbir şey yoktur, onun gözünde.

"Ak Günlere" bildirgesi kimsenin "devlete de servete de kul olmadığı" bir model tanımlamaya çalışır.

Öte yandan Ecevit, o zamanlar Avrupa'nın tamamında iktidar olan sosyal demokrat partilerin politikalarına öykünürken, öte yandan AB üyeliğine giden yolda "onlar ortak biz pazar" diyerek sınırını çizecektir. Bugün bile CHP'de devam eden bu politik gerilim, yerlilik - evrensellik ayrımından beslenir. Utangaç evrensellik her daim "yerli ve milli" olan karşısında geri adım atmak zorunda kalır. Ecevit'in yerlilik hassasiyeti, dinle olan ilişkisini de belirler. Halkın dini duygularına saygı ister, din meselesine soğuk bakan sol aydınlara öfkelidir.

Halkçı Ecevit'ten Sağcı Ecevit'e

Ecevit'in CHP'si, arkasına aldığı halk desteği ile 1973'te birinci parti olur, 1977'de ise yüzde 42 ile bundan sonra asla alınamayacak bir oy alır.

Sonrası ise çöküş yıllarıdır.

CHP aynı yıllarda yerel yönetimlerde de başarılı sonuçlar alır, İstanbul semboldür sosyal demokratlar için. Bugün AKP'nin yıkılmaz kaleleri olan şehirlerin çoğu o yıllarda CHP'li belediyeler tarafından yönetilmektedir.

CHP, 12 Eylül Faşizmine doğru giden süreci iyi yönetememiştir. Ekonomik krize toplumsal karmaşa eşlik eder. Ecevit bütün ittifaklarını yavaş yavaş kaybeder ve hükümeti Milliyetçi Cephe partilerine bırakır.

Sonra 12 Eylül!

Ecevit bu yıllarda da siyasi hayatı boyunca devam eden arayışlarına yeni bir sayfa açar. CHP ile tüm bağlarını kopartır. DSP ile tam olarak bir lider partisi formatında yoluna devam eder.

Tanıl Bora'nın çok yerinde tespitinde olduğu gibi, "karizması, halkçı romantizmi, gadre uğrayan mütevazı, dürüst, onurlu, yalnız adam imgesiyle garibana hitap eder". Partisi daha önce siyasete çok bulaşmamış ya da daha çok CHP'den uzak insanlara açıktır. Ulusalcılık, milliyetçilik, ılımlı İslam motifleri partinin taban arayışına eşlik eden anahtar sembollerdir.

1999 yılındaki seçimlerden bir kez daha birinci parti olarak çıkan Ecevit'in partisi yine bir kez daha ekonomik krizle gider ve tarihteki yerini alır.

Sonuç olarak Ecevit;

Sosyal demokrasi ve evrensellikle "milli sol" arasında yerli kalmayı tercih etmiş, birey ve devlet çatışmasında önce bireyi ve toplumu öncelemişken, giderek müesses nizamın kanatları altına sığınmış ve bizlere çelişkilerle dolu siyasi hikâye bırakmıştır.

Bugün CHP'lilerin onu anarken gösterdikleri kadirşinaslık saygıyı hak eder. Onu bu ülkenin ve solun en efsane lideri olarak görmeleri de doğal karşılanmalıdır.

Bu aslında onun "Halkçı Ecevit" zamanlarına olan özlemin yansımasıdır. Ancak böyle bir liderin solun makus talihini yenebileceğine dair ütopyadır.

Kanımca, Ecevit'in siyasi arayışlarını temellendiren çelişkiler bugün CHP için de geçerlidir.

Bu çelişkileri aşabilecek politik ve entelektüel olgunluk ise henüz ufukta görünmemektedir.