Zaman-yaşam dediğimiz şey neydi.!!

Osman ÖZDEMİR 08 Temmuz 2019 Pazartesi, 00:19

"Evrenin tarihinde farklı anlar vardır ve zaman hangi an hakkında konuştuğunuzu size söyler. Ve bir de zamanın yönü vardır, bize ilerleme hissini, zaman içerisinde süzüldüğümüz veya hareket ettiğimiz hissini verir. Yani bu merkezdeki statik evrende koordinat olarak zaman var ama zamanın yönü yok. Orada ne geçmiş ne de gelecek var, her an birbirine eşit."

HİKAYE...

Bir pencere önündeydi yüzü. Camdan suretini görüyordu boz bulanıkta olsa. Cama düşen yağmur tanelerinin bıraktığı izleri sürüyordu az gören, bulanık gören gözleriyle. Cama düşen her yağmur tanesinin sesi ninni gibi geliyordu yorgun yüreğine. Evet çocuk ninnisi... Çocuk ninnisi... Bu söz yankılanıp beyninde onu götürüverdi çocukluğuna... Ahhhh çcukluğum... Haytalağın, vurdum duymazlığın, bir o kadar da delikanlı veyahut da kavak yelleriyle süslenip bezenmiş genç kızlığım...zamanın saati o kadar hızlıydı ki...zaman, sanki zamansızlığa mahkummuşçasına hızlıydı...genç kızlık...delikanlılık derken hızlı akıvermişti zaman...hiç de ona sormadan...kimseye sormadığı gibi...okullar dizi dizi, sıra sıra bitivermiş...evlenilmiş çoluk çocuğa karışılmıştı...genç delikanlılar...genç kızlar...iş, güç, derken çocuk merhalelerini eksiltiyordu yaşam...bir şeyler eksikti adeta...bir yanı dolmuyor...hep boş kalıyormuş hissinden kurtulamıyordu...hadi çocuk büyüsün...hadi okulunu okusun...hadi daha iyisini okusun...hadi daha iyisi...hep daha iyisi...aslında bu hep daha iyisi biraz da daha fazlasıydı...ama yüreğine itiraf edemiyordu...korkuyordu çünkü...çünkü; biliyordu ki en küçücük bir itirafın, o özene bezene yaratılmış olan hülyalı yaşamını tuzla buz edeceğini...işte ondan sebep korkuyordu kendi suretiyle karşılaşmaya yürek hanesinde...iyi bir hayat sayılabilecek kadar dı hayatı...evi, barkı ,çocuğu vardı...ortalamanın altında sürmüyordu hayatları...eskinin delikanlı ve de genç kızların...ama olmuyordu, olamıyordu...dolmuyordu, dolduramıyordu...bir şeyler hep eksikti...bir şeylerin tadı hep buruk ve yarımdı...ve çocuk yüreklerin masumluğuyla bahçesindeki çifte kuşların izlerini sürdü gözleri...yıllar boyunca...birinin diğerini görmediğinde, duymadığındaki telaşlarını izledi kuşların...ve kendilerine dönüp baktılar...deli kanlı ve genç kız yürekler...bir kuş kadarda mı olamıyordu insanoğlunun hayatı...işte camdan süzülen yağmurun izleri akıp giderken önünde...kendi hayatının izlerini ancak hatırlayabildi...eksik olan şeyin ne olduğunu...ancak, o vakit anımsadı leyla ile mecnunun hakikatliğini...mem-ü ile zin'in kahırdan öldüren elemini...şehrazat olmayı hep ötelediğinin farkına, ancak varabilmeyi...ne acı ve ne kadar da zor imiş...ötelenen şeylerin hatıraları...yağmur damlasının ağır aksak izlerinden tutundu hatıralara...ah hatıralar...beyhude geçmiş ömürlerin acımasız tanıkları...hiç de unutturmazlar kendilerini...nedeni, niçini olmadan ötelediği hatıralarının içinde bir siluet belirmeye başlamıştı...kendisi gibi olan...kendi sureti gibi elemli olan...ruhdaşını, yürekdaşını gördü, boz bulanık gören gözleri...acaba nerdedir, nasıldır dedi içinden...sağ mıdır, ölü müdür...hangi diyardadır...yalnız mıdır...çok mudur...sorular peşpeşe dökülüverirken zihninde...yağmur usul usul dinmeye başlamıştı...ayak izlerini çekmeye hazırlanıyordu yağmur...camdaki suretinden dökülen bir çift gözyaşının, yağmur damlasına karışırken gördüğü en son şeydi suretinden...hülyalı düşlerin içindeyken zihni ve yorgun kalbi...radyodan bir şarkının, bir türkünün nağmeleri yükselmeye başlamıştı; 

''HARCANIP GİDİYOR ÖMÜR DEDİĞİN... YOLDA KALAN DA BİR... YÜRÜYEN DE BİR...HARCANIP GİDİYOR ÖMÜR DEDİĞİN...''

Harcanıp giden-gidecek ömürleriniz olmaması dileklerimle...

SAYGIYLA...
SEVGİYLE...
MUHABBETLE...

...