Ömrü hayatlar...

Osman ÖZDEMİR 13 Ağustos 2019 Salı, 15:20

Sessizlik...

Sadece ve sadece sessizlikti istediği.

Yaprak hışırdamasın, dal oynamasın.

Hafiften yalayıp geçecek bir esintinin, yanağını okşamasıydı istediği.

Bu sabah, bu duygularla aralandı göz kapakları. Uyanmakla uyanmamak arasında gezinip durdu, geceden kalma nemli yatak içinde. Dün gecenin, önceki gecelerden farkını düşünmeye başladı. Sahi öncekilerden farkı neydi? Daha doğrusu var mıydı ki bir farkı, cezbi. Gitti-geldi aklı fikri. Med-cezir oldu zikri. Yüreği, bir fakr-u zaruretin ateş çemberinde tutuşup yanmaya başladı. Ömrü hayatı bir film oldu. Gelip gözbebeklerine, siyah beyaz filmin karesi gibi oturdu hayatı. Uyanmayla uyanmama arasındaki ruhu, seyrine daldı ömrü hayatının siyah beyaz karelerinin. Bu geceyle, önceki gecelerin farkını bulurum belki diye. Kimi zaman yavaş yavaş çevirdi makinist filmi. Kimi zamanda dörtnala çevirip bugüne, bu geceye, an'a getirdi filmi. Hiçbir farkının olmadığını gördü gözleri. Ne bir gizem vardı, ne de savuracak bir coşku. Ne dün gecenin içinde, ne de önceki gecelerin koyuluklarında. Yoktu bir mücize. Yaşanmamış, beyhude geçmiş bir ömrü hayatmış meğer hayatım dedi. Stop düğmesine hızlıca bastı. Giyinir kadar giyindi. Doyacak kadar doydu. Lazım olacak eşyalarını lazım edip kendini dışarı, abu-havaya attı. Yol bilmez, iz bulamaz bir seyyah gibi kendini revan etti bilinmezin gizemli yollarına. Çünkü dün gecesi de, diğer geceleri gibi nemli çarşaflardan başka birşey değildi.

Sessizlik...

Sadece ve sadece sessizlikti aradığı. Ne karıncanın seyr-ü sefer gürültüsünü, ne de ateş böceğinin şavkına yoktu tahammülü. Tek ve yegane istediği şey, kendi ve kendisinin sesiydi.

Çünkü o;

Bu sabah kendini aramaya çıkmıştı...

Sevgiyle...
Saygıyla...
Muhabbetle...

Her gününüz bayram ola...