Ölümün miladı!

Osman ÖZDEMİR 07 Ekim 2019 Pazartesi, 08:59

Avrupa'da Engizisyon zamanında idamlar giyotin ile gerçekleştirilirdi. İşte bu giyotinli idamlarla ilgili hafızam yanıltmaz inşallah, idam gerçekleştirildikten sonra sehpadan düşen baş kısa süreliğine de olsa bu halini anlayıp, hissedebiliyormuş.

Kendi bedeninden başının kopukluğunu hissetmek!!! Nasıl bir duygu olduğunu tartışmaya gerek yoktur sanırım. Evet; ''ölüm'' üzerine biraz hasbıhal edelim istiyorum. Ne dersiniz?

Ölümün ve öldürmenin bir başlangıç tarihi var mıdır acaba? Tarihin hangi eşiğini baz alacağız? Nirengimiz neresi olacak? Bilenimiz var mıdır? Habil ile Kabil'den mi başlayacağız? Yoksa Zeus zamanındaki çekişmelerin sonuçlarını mı alacağız. Ya da İslami terminolojinin (sonucu ölüm olmasa da, o da bir cezalandırma değil midir?) Adem ile Havva'nın cennetten kovulmaları mıdır. Belki de Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesidir, ölüm ve öldürmenin başlangıcı ve de tarihi.

Yoksa Kerbela'da kardeş kanı dökecek kadar körleşmiş bir inancın öfkesiyle Hüseyin'in canını almalarında mıdır ölümün ilk başlangıç sayfası. Kim bilir belki de Spartaküs'ün isyan ruhunun kendi canına mal olacak olan tarih midir, ölümün soğuk yüzüyle tanışmamız. Ya da Fransız İhtilali'ndeki ekmek bulamayıp pastayı ise hiç görmemişlerin isyanındaki öfkenin ve de kurtuluşun bedeli miydi ölümün miladı?

Yine belki, ''Tanrı benim'' deme cesareti ve bilgisindeki esrar olan haykırışın sahibi Hallac-ı Mansur'un mağrurluğunun sonu olan zaman mıydı, ölümün misafir olması hayatlarımıza.

Kim söyleyebilir ölümün başlama tarihini, kim?

Belki de çok yakın zamanlardaydı başlangıcı ölümün. Filistin'de yıllardır süren insanlığın yüzkarası olan dramın başkahramanı olan çocukların bedenlerini cansızlaştıran Siyonizm'in vahşeti miydi ölümün ve öldürmenin tarihi. Yoksa öbür kıtanın içinde Latin çocukları İnka kanlarının derelere akıtıldığı vahşetin günümü müydü ölümün başlama tarihi?

Belki de gelmişken Amerika kıtasına, doğanın diliyle konuşup, rüzgarla haberleşen Mohikanlar'ın katli vacibini gerçekleştiren ''Coni''lerin doymaz açlıklarını gidermek için, bizonları öksüz bırakacak kadar bir ırkı yok etme ayıbın tarihi miydi acaba, ölüm ve öldürerek katletmenin başlaması. Belki de öte kıtadaki ''Köle İsaura''ların kaderindeki vahşette, ya da sömürüye artık yeter diyen Eritre halkının kurtuluş mücadelesindeki kararlılığın, insanlığın iki yüzlü riyakarlıklarıyla öldürerek bastırıldığı tarih midir acaba ölümün başlangıcı?

Belki o kadar da uzak olmamıştı bize ölüm. Bir Çorum kadar yakın, bir Maraş kadar acı ve bir Fatsa kadar sahiciydi bize de ölüm belki. Börklüceler, Pir Sultanlar, Dadaloğlular kadar da gerçek değil mi bize? Aslında yakından da öte galiba ölüm ve öldürme insana. Halepçe kadar yakındır ölüm. Nefessiz bıraktırılarak katledilmiş bir Kürt çocuğunun soluksuzluğu kadar yakın.

Hafıza-i beşer olmadan hatırlayalım darağaçlarını ve de zindanları. Ölüm ve öldürme kokusunun sinmiş olduğu taş duvar idam sehpalarını. İşte o kadar yakın bize. Denizler'in, İbolar'ın, Mahirler'in kanlarını içen vahşetin tarihi olamaz mı, ölüm ve öldürmenin başlama miladı?

Ölümün kanı soğuktur derler, dokunmayın derler, çünkü dokunduğunuzda sizi de alır içine o kalpsiz, soğuk kan içiciliğin vahşeti. Ölüm ve öldürmenin miladı, belki de Munzur'un kırmızıya döndüğü, Kızıldere'nin kan kızıl olduğu vakit olamaz mı başlama miladı? Kim bilir?

Ölüm belki de halen birileri tarafından ısrarla sürdürülmekte olan savaşın içindeki Kürt ve Türk gençlerinin gözlerine kıymanın zalimliğinde gizli olamaz mı? Ya da bir Çingene çocuğunun vatansızlığı halen kaderleriymiş gören gözlerin içinde değil midir ölüm. Kim bilir?

Kim bilir dememe adına, belki de bilmek gerek, ölümün ve de öldürmenin başlama miladını. Aslında belki de hep yanı başımızdaydı ölüm, öldürmeler. Ölüm göğün içindeydi hep, görmek istemediğimizden, yok saydık hep ölüm ve öldürmenin başlama milatlarını.

O vakit her birimiz ölüm ve öldürmenin miladını "benim doğduğum gündür" dersek belki farkına varırız o zaman. Çünkü herkesin kendi vicdanında illaki bir miladı, bir tanıklığı vardır ölüme ve öldürme vahşetlerine. Ondan sebeptir ki herkes kendi vicdanında aramalı, ölümün miladını.

Çünkü; ölüm ve öldürme hep yanıbaşımızda...

Sevgiyle...
Saygıyla...
Muhabbetle...