Kavuşamayan aşık iki ırmağın hikayesi

Osman ÖZDEMİR 31 Ağustos 2019 Cumartesi, 07:35

Bazı sırlar bilinmezlikleriyle kalır. Yaşamın üzerinde; bizden önceki insanların anlamadıklarını anlamanın mutluluğu, anlaşılmasını kendinden sonraki insanlara devredeceklerimizin bilinmezliğinin kederi vardır.

Bu bilinmezlik bazan hayatı kolaylaştıracak bir buluş, kimi zaman da dokunamadığımız bir kalp. Belki de asla ulaşamadığımız, ulaşılmayan bir menzil. Dünden bugüne, bugünden yarına devredip durmakta olan bir döngü. Bu döngünün içinde masal olmuş anlatılar, mesel olmuş dengbejlerin dilinde aşk nameleri. Kederli, hüzünlü ve kavuşulmayan yüreklerin elemleri.

Bugün de böylesi bir kadim hikayeyi bugüne taşıyalım istedim.

"Kadınlar, insanın kalbine dokunmaktan korkmuyorlar."

Kavuşamayan aşık iki ırmağın hikayesi...

Yitik öyküdür
Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan 
İki ayrı yürekte durmadan kanayan 
Seyduna'yla Şahrud 
Yüreklerin akarken bıraktığı izi 
Birbirlerinin gözlerinde aradılar. 
Yoktu. 
İki iklim farkıydılar 
Ne zaman göz göze değseler 
Yangın çıkmayacak denli uzaktılar. 
Yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı 
Üçüncü bir kente düşmüş suretleri 

Şahrud gökyüzü geliniydi. 
Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri. 
Bir solukluk rüzgarda bile 
Usul usul kanardı gelincik bedeni. 

Seyduna yeryüzü cehennemi. 
Ölüm, çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını 
Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı, 
Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi. 

İki iklim ayrıldılar. 
"Ya Şahrud!" dedi Seyduna 
"Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm. 
Ardına bakma, gözyaşımla vurulursun. 
Su gibi git." 

Şahrud'un yüzüne keder mayın gibi durdu. 
Ve zaman gözlerinin su yeşilinde kuruldu. 
Hüzün bir Buda heykeli gibi çırılçıplak, 
Yüzlerine oturdu. 

Rivayet odur ki, 
Şahrud vardığı denizlerde hala 
Seyduna türküleriyle uyanmakta, 
Seyduna, Şahrud'un gözlerinden kalan 
Masalla yaşlanmakta.

Saygıyla...
Sevgiyle...
Muhabbetle...