Bir genç kızın hayat yolculuğu - 1

Osman ÖZDEMİR 30 Ekim 2019 Çarşamba, 00:05

İstanbul'un sevinçleri yaşattığı zamanlardı benim olgunlaştığım yaşlar...

Büyümüş serpilmiş, bir kadınlık sarmalamıştı ruhumu bedenimi. Büyürken bir yandan, kendimi de geliştiriyordum. Okul hayatının yanında kendimi moda konusunda besliyordum. Tıpkı İstanbul gibiydim. Beni zenginleştirecek ne bulsam yiyip yutuyordum. İlk deneyimlerim elbiseler üzerine farklı renk ve desenlerdeki kumaş parçalarıyla eklemeler yaparak, var olan elbiseye bambaşka yeni bir kimlik, yeni bir ruh katıyordum. Bu yeteneğimi annemden almıştım. Daha önce ilkokula başlarken bana diktiği elbiselerle onun yeteneğinden bahsetmiştim. İşte bu yeteneğimle semt mahalle derken sosyete dünyasından da hatırı sayılır bir müşterim olmuştu. O hatırı sayılırların içinde İnci Hanzade diye biri vardı.

Zaman içinde dostluğumuz gelişti ve kendisine abla diye hitap ediyordum artık. İnci ablaya daha çok abiye giysiler ve onun üzerinde çalışmalar yapıyordum. Ağır ve oryantalist çalışmalar. Egzotik, biraz da Ortadoğu. Çünkü kendisi paşazade kökenli, bir nevi saraylı. İnci abla artık dışa açılıp bu işi daha profosyenel yapmam gerektiğini söyluyordu. Zamanla benim de aklıma yattı bu düşünce. İnci abla her türlü ilişkilerini devreye sokarak bir defile organizasyonuna başlamıştı çoktan bile. Bana sadece yeni trendlerin koleksiyonu elbiseler hazırlamak kalmıştı. Öyle kaptırmıştım ki kendimi, zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Ve beklenen gün gelip çatmıştı. İnci abla mekandan tutun da mankenler ve basına kadar herşeyi organize etmişti. Gazeteler günlerdir beni ve defileyi yazıyorlardı. Yeni neslin genç yeteneği ve yaratım konusunda agresif parça ve koleksiyonist diye. Boy boy resimlerim süslemişti gazetelerin magazin sayfalarını. Ve heyacandan sonbahar dalı gibiydim. İçim dışım güz sancılarıyla savrulup kıvranıyordum. İnci abla defileye isim bile koymuştu; " by A......  .....r design "

Gece sabaha kavuşmak bilmese de güneş aydınlattı odamı. Bana usulca, "Hadi kalk uyan.senin için önemli bir gün ve yeni bir hayat başlıyor." dedi.

Salona geçtiğimde ev halkı hazır kıta beni bekliyordu. Evden çıkmamız da yola revan olmamız da tam bir curcuna haliydi. Kim neyi niçin yaptığını bilmez haldeydi, en başta ben tabi ki.

Defilenin yapılacağı mekana vardığımızda dudaklarım uçukladı. Nasıl bir kalabalık ve izdihamdı o öyle. Medyanın magazin muhabirleri flaşlar unutulacak bir gün değildi benim için. Salona geçip yerimi almam ise ömrümün en uzun yolu oldu. Sanki adım atmıyormuşum gibi zaman mevhumu donmuştu.

Ve şov başlamıştı nihayet. Sağ yanımda annem, sol yanımda İnci abla ve herbir elim birinin avuçları içindeydi. İkisi de bana "korkma yavru kuş herşey yolunda ve güzel olacak" diyordu.

Salonda kimler yoktu ki. İstanbul sosyetesinin renkli tüm simalarından tutun basının en mühim kalemşörleri ve tekstil sektörünün önde gelenleri. Sonradan anlamını öğreneceğim tabiki de playboyları.

Ne kadar zaman geçti, nasıl geçti, ne sergilendi hiçbirini anlamadan kendimi sahnede mankenlerin arasında buldum. Konukları selamlama faslına geçilmişti.

Ağır adımlarla mankenlerle birlikte sahnenin en önüne kadar gelip topluca selamladık misafirleri. Herkes ayakta ve kulagımı sağır edercesine bir alkış tufanı dinmek bilmiyordu.

Ardarda patlayan flaşlar ve renkten renge giren neonların altında adım gibi "altın parıltısı" hissediyordum kendimi.

Ve billiyordum ki, sen de yukarıdan seyrederken altın parıltınla gurur duyuyordun sevgili babam.

Selamlama faslı, güllerin, karanfillerin altında bitip tam dönüyorduk ki onu farkettim. Hani kızlarla gece kulübüne ilk gidişimde masamıza kadar gelip benimle tanışmak isteyen. Neydi ismi diye düşünürken ben, o gözlerini benden ayırmadan İnci ablayla bir şeyler konuşup salondan çıkmıştı.

"Allahım tesadüf olmalı" diye içimden konuşurken, İnci ablayla konuşması ise kafamı kurcalıyordu.

Noluyordu kaderim sana...

Ağlarını mı örüyordun yoksa bana.

Ben;

Görmediği babasının
"altın parıltısı" kızı...