Ortadoğu bataklığı...

Okan ARAS 12 Ekim 2019 Cumartesi, 09:21

Kızım, "bana şu Suriye meselesini anlatır mısın ? Epey kafam karıştı. Kim kimdendir ? Bilemiyorum" deyince, en yalın biçimde anlatmayı denedim.

Sonra baktım ki; gerçekten uzun bir süreç ve ayrıntılar ile dolu... 15 Mart 2011 yılında başlayan Suriye kaosu, giderek büyük yaralar açmış; ardından inanılmaz göç dalgaları oluşmuş...

Ve şimdi bu yazıyı; okuduğunu anlayabilen kardeşlerim için değil; sadece okumasını bilenleri de dikkate alarak, tane tane yazmak istedim.

Umarım, kimseye hakaret etmem...

Başlangıçta Çocuklara Şiirler kitabı geldi aklıma ve ister istemez minicik bir Brecht şiiri ile merhaba diyorum...

"Duvara tebeşirle yazılan

- Savaş istiyoruz !

En önce vuruldu, bunu yazan."

1- HATIRLAYINIZ LÜTFEN...

Bugün Suriye meselesini anlamak için biraz gerilere gitmek şart.

Turuncu devrim dediler mesela ve çalkantıları kaosa çevirdiler; Ukrayna, Gürcistan ve Sırbistan karmaşası yaşatıldı. Hatta hükümet darbeleri de yaptırıldı...

Ardından hep birlikte bir "Arap Baharı" rüzgarı duyduk.

Dalga dalga geldi.

Cezayir, Tunus, Libya... Üstelik, biz Libya'da örtülü ödenekten dolar gönderdik ayrılık güçlerine. Sonrasında Libya'da iktidara gelen gruplar, bizi iplemedi bile; o ayrı ve uzun bir konu.

Mısır geri kalır mı ?

Suriye güllük gülistanlık bırakılır mı ?

Onlara da sıçratıldı ayrıştırma hareketleri...

2- SURİYE DOST İDİ...

Davulun sesi uzaktan ritmik gelir-miş ya; öngörüsüz dış politika hepimize "siz anlamazsınız derinlikten" deyip üç günde Şam'a varılıyor, Cuma namazı kılma düşlerini anlatıyordu...

Kaç yıl geçti aradan ?

Hatırlıyor musunuz ?

Tayyip bey; ailece tatil yaptığı Esad ile birden bire düşman oluverdi. Bugün aklı başında her kesimin ifade ettiği 'taraflar ile uzlaşma görüşmeleri' o günlerde asla ve asla dikkate alınmayıp, dışlandı.

Sahi; neden Esad ile hiç görüşmeden ipleri koparıp, savaş çığlıkları atıldı?

Hiç düşündünüz mü ?

Sakın; bu günlerde çok kızdığınız ABD emriyle ya da alışık oldukları kandırmacayla olmasın.

Ne dersiniz ?

3- AH ŞU MEZHEP MESELESİ !

İşin içinde epey milliyetçilik de var.

Ama her kavram; o gün de, bu gün de kaos içinde.

Bu güne gelmeden önce, süreci yeniden belgelemek lazım.

O nedenle, acele etmeden devam edelim.

Suriye'de azınlık mezhebin iktidar olduğunu söylemek; üstelik genel nüfusu, ulus kimliğinden çıkarıp etnik yapı ile adlandırmak, ciddi bir kaşıma ve karıştırma politikasıydı.

Başardılar da nitekim...

İç işlerini; her zaman olduğu gibi dış güçler sonu belli olmayan bir harbe doğru sürükledi.

Ama, bu günlere kadar süreceğini de analiz edemediler ne yazık ki...

4- GÖÇ DALGASI...

29 Nisan 2011 tarihinde Hatay Cilvegözü Sınır Kapısı, deyim yerindeyse ana baba günü. Ülkenin, emperyal güçler desteğiyle, etnik ve mezhepsel iç çatışması, artık insani bir krizi de bize ve dünyaya gösterecektir...

Suriyeliler güvenlik endişesiyle ülkeyi terk etmeye başlar, ülkem de kapıları açar.

Hem iç savaş hem İŞİD vahşeti artık dünyayı ve ülkemizi etkilemeye başlamıştır.

Batı, her zamanki gibi 'bela istemiyorum' diyerek Türkiye'yi parasal yardımlar ile kandırıp, sığınmacı kardeşlerimizi bizde bıraktırdılar.

Bugün 5 milyon civarında Suriyeli, ülkemizde hem kızdığımız ayrıcalıklar ile hem de zor şartlar altında yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor.

Her yıl 125 bin çocuk doğumunu da lütfen kenara not edin.

5- ÇÖZÜM SÜRECİ...

Kasıp kavurdu ortalığı.

Hesap ve kitap bilmeden öngörüsüz, körü körüne, batının bölgenin şartlarını bilmeden masa başı istemleriyle başlatılan bu süreci, yorum yapmadan aktaracağım.

Bakınız nasıl başladı ?

16 Aralık 2012: MİT Müsteşarı Hakan Fidan İmralı Adasına giderek Öcalan'la görüştü... 29 Aralık 2012: Başbakan Erdoğan TRT canlı yayınında İmralı'yla görüştüklerini açıkladı... 21 Mart 2013: Öcalan'ın mektubu okundu : Artık silahlar sussun fikirler konuşsun noktasına geldik. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir... 18 Nisan 2013: İçişleri Bakanlığı'yla Genelkurmay Başkanlığı arasında imzalanan protokol ve İl İdaresi Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle askerlerin operasyona çıkış izni Valiliklere bağlandı...

10 Temmuz 2013: YDG-H, Twitter'dan yemin törenlerini yayınladığı şehirlerde "asayiş birimleri" kurmaya başladı. Yol kesme, araç yakma eylemleri başladı... 9 Eylül 2013: KCK "çekilmeyi durduğunu" açıkladı...

Bir sürü protestoyu, canlı bombaları, bilinçli güvenlik zafiyetlerini, yok edilen şehirleri, suikastları es geçtim bu arada. Ortalık yeterince kan revan zaten...

6- VER COŞKUYU...

Meşhur oldu ya 'ver mehteri' vurgusu...

Durmadı çözüm süreci, devam etti :

16 Kasım 2013: Başbakan Erdoğan, Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani ve Şivan Perwer'la Diyarbakır'da miting yaptı. "Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını, 76 milyonun bir olduğunu, beraber olduğu, birlikte büyük Türkiye, yeni Türkiye olduklarını göreceğiz. Hiç endişeniz olmasın" dedi...

(Sahi şu an ne durumdayız ?)

17 Aralık 2013: Dershanelerin kapatılması adımıyla hükümetle ipleri koparan Fetullah Gülen cemaati düğmeye bastı ve 17-25 Aralık operasyonu başladı...

(Nerden nereye geldik ? Farkında mısınız ? Durun; daha da karışacak işler...)

7- YENİ DÖNEM...

Türkiye başkanlık sistemine doğru giderse, her şeyin daha güçlü ve daha çabuk çözüleceği gündeme geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi devre dışı bırakılacaktı...

10 Ağustos 2014: Cumhurbaşkanlığı seçimini, yüzde 52 gibi bir oran ile Erdoğan birinci turda kazandı...

Bu arada, dünyaya dehşet görüntüleri dağıtan IŞİD Kobani'yi kuşattı. (15 Eylül 2014)  

IŞİD'in Kobani'ye yaklaşması üzerine kaçan 100 bin Kürt Türkiye'ye sığındı... IŞİD'in elindeki 49 rehine, Musul Başkonsolosluğu'ndan Türkiye'ye getirildiğinde tarih 20 Eylül...  

Onbeş gün sonra Öcalan 'Kobani düşerse çözüm sürece biter' dedi. Cemil Bayık çekilen birlikleri geri çağırdığını söyledi...

20 Ekim tarihinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin Kobani'ye yardım amacıyla peşmergelerin geçişine izin verdiğini açıkladı... Kürt güçleri, IŞİD ile savaşarak ABD ile ittifak içine girip destek gördü...

Kimler geldi ? Kimler geçti ? Şarkı gibi...

2015 yılına girilirken ve sonrasında terör eylemleri yeniden yükselişe geçti... Çözüm süreci tıkandı; iç ve dış dış düşman vurguları ile birlikte, sözüm ona ayaklar atına alınan milliyetçilik duyguları, yeniden ocağa sürüldü.

Devam...

8- GÜNEYDE YENİ DEVLETLER...

Bugün kendi itiraflarından biliyoruz ki; bölgedeki güçlere, emperyal devletler eliyle çok dolarlı silah satışları gerçekleşti. Bizim istihbaratın ve devletin de bilgisi ayrıca var elbette.

Ses çıkar(a)madığına göre; el birliği ile oluşturulduğunu anlarım ben.

Ne yaptı Esad; ülkesinin sorunlu insanlarını Türkiye gönderdiği için rahatladığı gibi 'ne halin varsa görün' der gibi, bölgeden de çekildi.

Bölge Kürt güçlerinin kontrolüne geçti.

Şimdi kimler var Suriye topraklarında :

Esad yönetiminde Suriye Devleti

SDG (Suriye Demokratik Güçleri)

YPG (Yekineyen Parastina Gel-Halk Savunma Birlikleri)

HTŞ (Hayat Tahrir-i Şam) Kökeni El Kaide

Özgür Suriye Ordusu (Şimdi Suriye Milli Ordusu deniyor)

IŞİD (Irak Şam İslam Devleti)

Onlarca yabancı üs...

Kafanız karıştı daha şimdiden biliyorum.

Hemen güneyimiz; Askeri olarak Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Kadın Savunma Birlikleri'nin (YPJ) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol ediliyor... Ve buradaki en önemli ayrıntı şu :

- SDG, ABD'nin Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne karşı mücadelesinde sahadaki en önemli müttefiki. Ancak, Türkiye tarafından YPG, PYD ve YPJ ile PKK'nın bir uzantısı ve "terör örgütü" olarak nitelendiriliyor.

Bizim bu bataklıkta çok işimizin olduğu ve zorluklar içerdiği çok net. Bu bölgeye girmek kolay da; çıkmak hiç inandırıcı değil. Bakınız, süper güç sanılan ABD bile pes etti...

9- ABD NİYE ÇEKİLDİ Kİ ?

'Dengesiz' olarak tanımladığım Trump; kızmayın ama ülkesi için bazen doğru sözler sarf edebiliyor.

Çalışmayan saat gibi, günde iki kez doğru gösteriyor işte :

- Bu saçma sapan savaştan çıkmamızın zamanı gelmişti... Türkiye, Avrupa, Suriye, İran, Irak, Rusya ve Kürtlerin şimdi sorunu çözmeleri, yakaladıkları IŞİD savaşçıları ile kendi mahallelerinde ne yapmaları gerektiğine karar verecekler...

Siz ne anladınız bilemem ama; ABD aslında diyor ki :

- Kürt güçlere çok zaman harcadık ve onlara verdiğimiz silahlı desteklerle IŞİD belasını bitirebildik... Bu coğrafyada tehlike, radikal İslami hareketlerdir. Bu tehlikeyi aşmak için ılımlı İslam modeline geçebilmek amacıyla Arap Baharı kalkışmalarını tertip ettik; o da istediğimiz sonucu vermedi...

Ha'di güle güle...

Ve şimdi ülke olarak kucağımızda birden gayri meşru ilişkilerden artan nur topu gibi bombalarımız var. Ve iyi ki; Rusya gibi, İran gibi barış çözümü üretmeye hala destek veren iki komşumuz var....

Umarım, şehit haberlerine, hep birlikte yeniden alışmaya başlamayız. Çünkü, 1984 yılında başlayan PKK terörü, 35 yıldır sürdüğüne göre, girdiğimiz bu yabancı topraklardaki  32 kilometrelik 'güvenli alan' yaratma hedefi yıllar alacak. Bilginiz olsun...

10) FİLİSTİN de KARŞI...

Normal aslında; çünkü köprünün altıdan çok sular aktı. Filistin sizin bildiğiniz gibi değil ki artık. Barış Pınarı Harekatı için hiç bir ülke 'haklısınız' diyemiyor zaten.

Her kesimin farklı korkuları var.

ABD çekip gidiyor ama şimdi Suudi Arabistan'a binlerce asker gönderiyor. Rusya Devlet Başkanı Putin dahi bölgenin yapısı nedeniyle gergin. Açıklamasına bakar mısınız:

- Suriye'deki harekat ile birlikte esir alınmış IŞİD militanları kaçabilir. Ankara'nın bu durumu kontrol altına alıp alamayacağı konusunda emin değilim.

Çok da haksız değil sanki; hapishanelerin kontrolü Kürt güçlerin elinde ve Türkiye gümbür gümbür üzerilerine doğru ilerliyor, yok ediyor.

Yukarıda ayrıntı olarak vermiştim; Türkiye'ye göre YPG ile PKK aynı demirin tüfeği; içte daha güvenli güvenli olabilmek için yok edilmeli...

Başka amacımız da olabilir; göreceğiz...

11- ABD ÇIKTI TÜRKİYE GİRDİ...

Başka seçenek yoktu ki...

Kandırıp Suriye ile aranı bozdular.

Orada, dünyanın başına sırtlanları yarattılar.

Böldüler, parçaladılar; ama yönetemediler ve çekip gittiler.

Kaldı mı sana koca bir kaos ?

İçteki terör saldırılarının, bölgedeki boşluktan destek alarak daha da artacağı bilinen bir gerçek.

İyi de güvenli bölge yaratma ümidiyle oluşturulacak tampon bölgeyi; kimler, kaç yıl süreyle kontrol altında tutabilir ki?

Dış politikayı konuşurken, savaşa mantıklı gerekçeleri açıklarken 'millet ittifakı parçalanmalı' söylemi çok garip gelmiyor mu?

Şaşırıyorum resmen...

Son seçimlerde kaybedilen destek için, sokaktaki yurttaş 'yeniden toparlanmak için savaştan medet beklemezler umarım' diyordu bir zamanlar. O öngörülü insanlar bu günleri mi işaret etmişti ?

Alın size savaş; istediğiniz kadar milliyetçilik, şişirebildiğiniz kadar vatanperverlik...

12- İÇİMİZDEKİ SURİYELİLER...

Sahi kim bu kardeşlerimiz ?

Sürekli 'kardeş' vurgusu yaparak mazluma, din kardeşliğine de dikkat çekiyor Tayyip bey.

Ama önceki gün Batı'ya gösterdiği sopa, çok ilgimi çekti :

- Eyy Avrupa Birliği! Şu andaki operasyonumuzu bir işgal operasyonu diye nitelendirmeye çalışırsanız işimiz kolay... Kapıları açarız, 3.6 milyon Suriyeli'yi size göndeririz.

İster istemez düşünüyorum da; gelin bu söyleme bir de şöyle bakalım.

Batı için Suriyeliler tehlikenin diğer adı. Diğer bir tanım ile resmen tehdit.

Peki, Batı için tehdit olan, bizim için değil mi ?

Garip!

Sopa gösterip tehdit olarak gösterdiğin bu din kardeşlerin ile bu toplum 8 yıldır yaşamaya çalışıyor...

Reva mı?

Ümit Özdağ'ın açıklaması korkunç; 10 yıl içinde her 10 kişiden biri Suriyeli olacak bu memlekette.

Buyrun cenaze namazına; yeni tehditin dik alası...

13- ÇÖZÜM ?

Artık sözü bağlamanın zamanı geldi sanırım.

Daha uzun yıllar cebelleşeceğimiz Ortadoğu bataklığındaki Suriye sorunu; ne yazık ki öngörüsü olmayan, derinliği yanlış algılayan zihniyetlerin, görmek istedikleri rüyalar nedeniyle acı vermeye devam ediyor.

Yanlış anlaşılmasın; savaşa girdikten sonra yurttaşımız her koşulda Mehmetçik ile beraberdir. Ancak, bu sürece taşıyan yanlış politikaları da görmek zorundayız...

Yukarıda bölümlerde hangi gruplar ile karşı karşıya olduğumuzu açık açık yazdım. Bu belirsizlikler ve karmaşa içinde; belli ki Suriye'nin toprak bütünlüğü daha da karışacak.

Hala vakit var...

Terör saldırılarına karşı yaratılmak istenen 32 kilometrelik güvenli bölge; yeni devletçikler yaratmadan, ortak dengeler gözetilerek oluşturulacak diplomatik uzlaşı, Türkiye ve Suriye Esad görüşmeleriyle mümkün olabilir.

İnat etmeye gerek var mı ?

- YURTTA SULH, CİHANDA SULH !