Alinur Aktaş kardeşime açık mektup

Okan ARAS 01 Mart 2019 Cuma, 09:00

Sevgili Alinur;

Sen de kabul edersin ki; bilmemek ayıp değil; öğrenmemek, hele ısrarla anlamamak, üstelik yalan söylemek çok ayıp.

Önceki gün, kendi sesinizden tahrik olarak, galeyana gelip, amacını aşan sözler sarf ettiniz. Umarım, hatanızı anlayarak insanların geride kalanlarından özür dilersiniz. Sözlerinizin düzelecek tarafı yok; ama yine de bir kardeşiniz olarak, şimdi size tane tane anlatmak istiyorum.

Bak; ne güzel isim koymuş aile büyüklerin sana :

Alinur.

Anlamı çok derin; soy adın da ne kadar berrak. İyi de en azından büyüklerinin hatrına, kütüğünün hakkını ver.

Ha'di başlayalım istersen...

Dikkatinden kaçmış sanki;

Nilüfer'in en önemli cazibe merkezlerinden biri olan caddenin adı Fatih Sultan Mehmet. (Ne diyorsun ?)

Büyükşehir'e aday olduğuna göre, biliyorsundur. Bilmiyorsan da danışmanların kulaklarını çekiver. Dikkat et valla, bir zamanlar Fetullah'ın, alayınızı kandırdığı gibi, 'beni yine kandırdılar' deme sonra...

***

Biz bu ülkenin bütün değerli aydınlarını, ayrım gözetmeksiniz, ötekileştirmeden kucaklıyor, seviyor ve sayıyoruz. Sen de yapabilirsin.

Daha çok isim sayacaktın belli ki, ama aklına sadece dört isim geldi. Yine de tebrik ediyorum, hem fark edildin (başardın yani) hem de insanlarımıza bu değerli isimleri ve çektikleri zulümleri yeniden hatırlattın. Sağolasın. Bumerang yaptın ya, partin affetmeyecek seni, bilmiş ol...

***

Hangi güzel insandan başlayayım ?

İstersen önce Türkan Saylan hocamız olsun. Saylan hocamızın cenaze namazını kıldıran eski müftü İhsan Özkes, tabutu başında şu konuşmayı yapmıştı:

"Burada bir ulu çınar var. 75 yıllık ömrünü hizmetlerle geçirmiş bir şahsiyet var. Ben kendisiyle tanıştım. Ben kendisine ilim adamı olması nedeniyle saygı gösteriyordum. O da bana din adamı olmam nedeniyle saygı gösteriyordu. Dine ve din adamına büyük saygısı vardı. Annesi Leyla Hanım'ın Müslüman olup olmamasının konuşulmasından ve kendisine de kafir yakıştırmaları yapılmasından çok rahatsızdı. Kendisine kafir denilmesinden her Müslüman çok rahatsız olur. Dileğimiz odur ki bu yakıştırmaları yapanlar, hiç değilse merhumenin ölüsüne saygı göstersinler. Peygamber Efendimiz de 'Ölülerinizi rahmetle yad ediniz' buyurur. Dileriz onlar bu buyruğa uyarlar. Ömrünü cüzzam ve cehaletle savaşla geçirdi. Yüce Allah, Kuran-ı Kerim'de 'Her kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur' diye buyurur. Allah bu hizmetlerinden dolayı merhumeden razı olsun, ruhu şad olsun. İki oğlunun anası olmakla yetinmedi, on binlerce öğrenciyi okutarak onlara da ana oldu. Bir söz vardır; '100 yıl sonrasını düşünen, insan yetiştirsin' diye. İnanıyorum ki eğitime verdiği hizmetlerinden ötürü, ödülünü Allah'tan alacaktır. Hz. Peygamberimiz de 'İnsanların en hayırlısı, insanlara hayır yapandır' buyuruyor. Türkan Saylan Hanımefendi istirahata çekilmiştir, ölü değildir. Ölü olanlar bu dünyada hizmeti olmayanlardır. Sevgili Peygamberimiz; 'İnsan öldüğünde üç şey devam eder: Yaptığı hayır, bıraktığı ilim ve geride kendisine dua edenler' buyurur. Bu üç vasıf, merhume Türkan Saylan'da fazlasıyla vardır."

***

'Ölülerinizi rahmetle yad ediniz' sözünü yukarıda okudun.

Üzerine sözün olmaz diye düşünüyorum...

Etme !

***

Lütfen zaman ayır, az kaldı fazla zamanını almayacağım, okumaya, anlamaya gayret göster. İnan, bana bile dua edeceksin.

Biraz da Bahriye Üçok... 1919 yılında Trabzon'da doğdu, 6 Ekim 1990 tarihinde bir "terörist" saldırı sonucu öldürüldü.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Ortaçağ Türk-İslam Tarihi Bölümü ile Devlet Konservatuarı Opera Bölümü'nü bitirdi. 11 yıl lise öğretmenliği yaptı.

Yıl 1953... Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın öğretim üyesiydi. 1957'de doktor, 1964'te doçent unvanı aldı. Doçentlik tezinde "İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar"ı anlatıyordu.

Yıl 1971... Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjan senatörü seçildi. 1977'de chp'ye katıldı. 12 Eylül'den sonra Halkçı Parti'nin kurucu üyesi oldu. Ordu milletvekili olarak TBMM'ye girdi. 1990'da shp pm üyesiydi.

Kur'an-ı Kerim'e bağlı kalarak İslam dinini çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı. Laikliğin savunucusu ilahiyatçı olarak, 60'lardan itibaren de hep hedefte oldu.

6 Ekim 1990 günü Ankara'nın Çankaya ilçesindeki Köroğlu Caddesi'nde bulunan evine kargo ile gönderilen kitap paketi görünümündeki bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi.

***

Aile büyüklerin sana öğretmedi mi ?

Üzerine söz söylemek günah.

Söyleme !

**

70 doğumlu olduğuna göre hatırlarsın be Alicim...

Bu ülkenin tam bağımsızlığı için, kalemini hiç satmamış Uğur Mumcu'nun katledildiği o lanet günde, sen de bir delikanlıydın.

Eminim, fikirlerin uyuşmasa da, sen de 'memleket bir değerli evladını daha kaybetti' diye üzülmüşsündür.

Şimdi sana hangi kitabını, hangi felsefesini yazayım ki ?

Ama dur; katledilmesinin hemen öncesindeki tespitlerini hatırlatayım...

Hani siz, terör örgütü pkk ile 'çözüm' adı altında bir sürecin içinde oldunuz ya bir dönem, hani siz hep İsrail için 'tu kaka' dedikten sonra, dış ticaret hacmini 6 kat artırıp millete nanik yaptınız ya; bak ne demiş Uğur Mumcu 1993 yılında:

Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var cia ve mossad'ın Kürtler arasında? Yoksa cia ve mossad, anti-emperyalist savaş veriyorlar da, dünya bu savaşın farkında değil mi?

Gazetecilik hayatı başarılarla dolu, kimseden emir almayan Mumcu, 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce, polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı.

Hatırladın mı Alicim ?

Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan'ın bir müddet mit için çalıştığını araştırması iddia edildi...

Bildin değil mi ?

Suikastı; İslami Hareket, ibda-c, Hizbullah gibi örgütler üstlendi.

Ne tesadüf...

***

Memleketimiz için akil ol.

O tam bağımsızlık için yazdı hep.

İftira atma !

***

Geldik mi Nazım'a...

Eee yuh valla !

Cumhur İttifakı yaptınız ya siz akp ve mhp olarak; bugün benim sana yardım etme günüm. Dur hatırlatayım bak :

Mhp'nin en büyükleri Nazım'dan dizeler okudu yav.

Biliyosun değil mi ?

Ha'di bunu görmezden geldiiinnn ! Daha önceki yıl, bu memleketin en tepesi cumhurbaşkanı, 23 Nisan nedeniyle Nazım Hikmet şiiri okudu :

Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver

Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler...

Nasıl ? Güzel şiir ama. Öyle değil mi ?

Altına imza bile atmak istersin sen de...

Diyelim ki dil sürçmesi veya kandırdılar başkanı (alışık ya) geçen Ağustos ayında, Trabzon'dan çok sevdiğiniz Amerika'ya süper bir cevabı yine Nazım Hikmet ile verdi :

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim...

Helal olsun !

Kapı gibi cevap. Ama gereğini yapacaksan.

Uzun uzun yazmama gerek yok sana Nazım Hikmet'i. Anladın sen onu; biliyorum ki bir gün vekil falan olunca, uyarına da gelirse hani, sen de o güzelim şiiri okursun. Çok eminim.

Çünkü, vatan haini dediğiniz adamın, şu muhteşem şiirini, sizlerden biri yazamadığı için, kahroluyor, hala kıskançlığınız sürüyor be kardeşim.

"Davet" şiirinde nasıl diyor Nazım hepimize :

Dörtnala gelip uzak asya'dan
akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket bizim.

bilekler kan içinde, 
dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim. 

kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu, 
bu davet bizim...

yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...

***

Sevgili kardeşim Alinur,

Bak sana yine gül atıyorum, seni insanlığa davet ediyorum. Bırak nefret dilini, yüz yüze bakacağız be gülüm.

Ha'di hiç bişi anlamadın; kabul be kardeş, hiç olmazsa şiirin son üç dizesini özümsemeyi dene.

Emin ol, senin de ihtiyacın var; özgürce sevilmeye, sevmeye, kardeşliğe ve gülümsemeye.

Martın sonu bahar ya; insanlar daha bir huzurlu olur ya hani, merak etme, sen de daha mutlu bir kentte yaşayacaksın. Mutluluğun daim olsun kardeşim, sevgilerimle...