Siyasallaşan din anlayışı

Muhsin YAZICI 01 Aralık 2017 Cuma, 10:02

Siyasallaşmış bir dinin pratiğinden, hiçbir biçiminden demokrasi ve özgürlük, hatta insan ve yaşam sevgisi çıkmıyor.

Çıkması da mümkün değildir...

İnsanlık tarihi din adına milyonlarca insanın öldürüldüğüne tanıktır.

Şu ya da bu din için söylenmiş değildir. Siyasallaşan tüm dinlerin özünde karşıtlık vardır. Diğerini gayrimeşru ilan etmeden kendi varlığını savunamaz.

Siyasallaşan tüm dinler sonunda diğer inançları dışlamak ve yok etmek isteği yaratmaktadır. En azından kendisi gibi inanmayanları gayrimeşru gösterirler. Bu da bir arada kardeşçe, huzurlu şekilde yaşamayı yok eder.

Ve özünde "kindar" insanlar yetiştirmeyi ister.

Çünkü, kendisi yok etmezse, kendisinin yok olacağını düşünür. Onlar bizi yok etmeden biz onları yok edelim düşüncesine kapılırlar. Bu duyguya kapılanlar ne olursa olsun mutlaka gücü ellerinde bulundurmak zorunda olduklarını inanırlar.

İnsanlık tarihinden dinsel kuşatmayı kırmak ya da baskısını kaldırmak için "seküler alan" yaratmak zorunluydu. Din anlayışına karşı yapılan her eleştiri "din dışı" gösterilmeye çalışılıyordu. Bu da toplumsal dinamizmi ve bilimsel gelişmenin temeli olan "düşünce özgürlüğü"nün önünde büyük bir engeldi.

İşte demokrasinin ve gelişmenin garantisi olan "laiklik" böyle ortaya çıktı ve güçlendi.

Bugünün Türkiye'si genç ve dinamik bir toplum...

Ülke birliğini, dirliğini ve bütünlüğünü savunmak istiyorsanız, laikliğe dört elle sarılmak zorundasınız.

Toplum mühendisliği ile yaratılan ve yaratılmak istenen toplumsal yapı kaçınılmaz olarak çatışmayı doğuracaktır.

Belki bir süre karşı güçleri bastırabilirsiniz; ama doğacak en küçük bunalım dönemlerinde paramparça olmuş bir toplumla karşılaşırsınız.