Abdurrahman Dilipak ve Yusuf Kaplan neden paniklediler?

Muhsin YAZICI 21 Kasım 2020 Cumartesi, 21:34

Abdurrahman Dilipak ve Yusuf Kaplan başta olmak üzere bir çok İslamcı yazar çizer son yıllarda hırçınlaştılar. Kültürel olarak çok zayıf kaldıklarını iyice fark ettiler. Yetiştikleri dinsel kültürde müzik haram, resim günah, felsefe sapkınlık, şiir hınzırlık diyen kafalar sanat ve kültür üretemeyince kaba saba tipler ortaya çıktı...

Modernliğe, değişime, farklılığa doğal olarak en çok gençlerin kulağının açık olduğu artık bilinen sosyolojik bir gerçek. 'Z' kuşağı diye tanımladığımız kuşak 21. Yüzyıl içinde değerler değişiminde gençler daha hoşgörülü, farklılığa saygılı, farklı inançları kabul eden, deizmi, ateizmi ve sekülerliği yaşamın içinde tanıma eğilimleri güçlenmeye başladı.

İslam ülkeleri ise bunun modernliğin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu öngöremedikleri için olan biteni modern yaşam biçimine değil Hıristiyanlığın sorunlarına verdiler ve buradan İslam inancının Hıristiyan inancına üstünlüğü sonucunu vardılar.

Ve hala aynı yanılsama içinde büyük bir çöküş evresine girdiler.

Modern yaşam, yani laiklik/seküşerleşme batı toplumlarında uzun bir süre önce hemen hemen bütün topluma egemen hale gelmiştir.

Biz tarım toplumunun getirdiği inanç ve davranış değerleriyle laikliğin getirdiği modern değerlerin çatışma alanı haline geldik.

İslam ülkelerinde modern/kent kültürü yaygınlaştıkça İslam inancının bütünsel egemen anlayışı ister istemez zayıflamaya başladı. Ve bir ideoloji ve yaşam biçimi olarak gelecek kuşaklarda belirleyici olma özelliğini kaybeder hale geldi.

Türkiye ve özelde gençlik, kalıplaşmış tarım toplumunun yaratmış olduğu temelinde dinsel inanışın olduğu totaliter kültürel yapısı hızla yok olmakta.

Modern/kentsel yaşam biçimine muhafazakâr temelinde durağan bir inanç ya da kültürel değerlerin tutunabilmesi artık mümkün gözükmüyor.

Abdurrahman Dilipak ve Yusuf Kaplan gibi "Siyasal İslam" özentileri panik halinde yazmaya başladılar. Onlar "dindar nesil" yetiştirmenin kendilerine kültürel yönden bir güç katmadığının farkındalar. Sadece dini bilgiler vererek günümüz yaşam biçiminde varlık gösteremeyeceklerini öğrendiler. Ama tutucu, muhafazakar, içine kapalı bir değerler sistemi oluşturulamayacağını da anladılar. Panik halinde yazıp konuşuyorlar. Kendi çevrelerinde farklı davranan kadınlara bile ağır hakaretler yağdırıyor, 'İstanbul Sözleşmesi'ne bu yüzden saldırıyorlar. Don Kişot konumuna düştüler. Artık kendi mahallelileri bile bunlara katlanamıyorlar.

MAK Araştırma'nın sahibi Mehmet Ali Kulat, son araştırmasını anlattığı söyleşilerden birinde özellikle son 4-5 yılda dindar-muhafazakâr gençlikle "Siyasal İslam" ilişkisinin "çok sıkıntılı" olduğunu açıkça belirtiyor. Ayrıca ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sencer Ayata, yürüttüğü gençlik araştırmasının sonuçlarını açıklarken Türkiye'deki gençler arasında "modernlik ve laikliğin, dindarlık ve muhafazakârlığın önüne geçtiğini", muhafazakâr alan içinde de "İslamcılık gerilerken milliyetçiliğin öne çıktığını" söylüyor. Bugünün Türkiye'sinde en büyük sorun, yok olan ve tutunması mümkün olmayan kapalı toplum kültür anlayışının yerine etik olarak ahlaki temelde doğruları üretmede ne derecede başarılı olmaya başladık.

Bir değer kaybı olduğunda kaybolanın yerine yenisini ve doğrusunu koyabildiğimiz ölçüde toplumsal çatışmaları önleyebiliriz.

Aksi halde her mahalle kendi içinde gettolaşmaya başlayacaktır.