Ekonomik krizin toplum sağlığına etkisi

Kayıhan PALA 25 Eylül 2018 Salı, 14:49

Ekonomik krizin varlığı, bağımsız ekonomistlerin açıklamalarının yanı sıra, sunumu yapılan "Yeni Ekonomi Programı"nda yer alan hedefler ile Maliye Bakanlığı tarafından da doğrulanmış oldu. Gerçi çarşı pazarda karşımıza çıkan fiyatlar, elektrik, su ve doğalgaz faturaları ile birden bire yükselen akaryakıt fiyatları kimsenin açıklamasına gerek bırakmadan krizi zaten gösteriyordu. Ancak "Yeni Ekonomik Program"da yer alan enflasyon ve işsizlikle ilgili yüksek hedefler, içinde bulunduğumuz ekonomik krizin yakıcılığını açık olarak ortaya koyuyor. Maliye Bakanlığı'nın öngörüsüne göre gelecek yıl yüzde 12'yi aşması beklenen resmi işsizlik oranı, 2021'e kadar çift hanelerde seyretmeye devam edecek. Standart işsizlik hesaplaması dışında alternatif ve gerçek bir işsizlik hesaplama yöntemi olarak kabul edilen geniş tanımlı işsizlik oranı ise bilindiği gibi, çok daha fazla.

Kapitalizmin kriz yaratan yapısı biliniyor, bu nedenle belirli zaman dilimlerinde, özellikle çevre kapitalist ülkeler bir biçimde ekonomik krizle karşı karşıya kalıyor. Ülkemizin yakın geçmişinde yaşadığımız 1994, 2000/2001 ve 2008/2009 krizi henüz belleklerimizdeki yerini koruyor. Şimdi, daha öncekilerden etkisi daha kötü olabilecek bir ekonomik kriz ve durgunluk ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.

Ekonomik kriz ve durgunluk, toplumun geniş kesimlerinin sağlığını olumsuz etkiliyor. Örneğin 1997/98 Doğu Asya ekonomik krizi sırasında Endonezya'da genel olarak toplumun sağlık durumu bozuldu. Kriz Yunanistan'da erkeklerde intiharları ve cinayetlerle birlikte kasıtlı yaralamaları, İspanya'da özellikle işsiz ve ev kredisini ödeme zorluğu içinde olan ailelerde ruh sağlığı bozukluklarının sıklığını önemli ölçüde artırdı. 2008 krizi sonrasında; Finlandiya'da yaşlıların ömürlerinde kısalma, kanserlerde, solunum sistemi hastalıklarında, kalp hastalıklarında ve ruh sağlığı sorunlarında artış, Yunanistan ve İzlanda'da anne ölümlerinde artış, her üç ülkede de sağlığını kötü olarak bildirenlerin oranında artış gözlendi.

Ekonomik krizlerde, krizden çıkar sağlayan zenginler dışında, hemen her yurttaşın yaşamı olumsuz etkileniyor ve değişikliğe uğruyor. En önemli değişiklik hane halklarının gelirinde azalma, giderinde artış olarak gerçekleştiği için; yurttaşlar ister istemez giderlerini azaltma uğraşı içerisine giriyor. Gider azaltmanın en sık başvurulan yolu ise "zorunlu" harcamalar dışındaki bütün harcamaların kısılması ya da bu harcamalardan vazgeçilmesi.

Sağlıktan tasarruf etmenin sözkonusu olmaması gerektiği halde, eğer yurttaşlar sağlıkla ilgili gereksinimlerini ceplerinden para harcayarak gidermek zorunda kalıyorlarsa, kriz sırasında bu tür sağlık harcaması yapmaktan da vazgeçiyorlar.

Krizin yarattığı olumsuz koşullar nedeniyle başta ruh sağlığıyla ilgili hizmetler olmak üzere, toplumun sağlık hizmeti gereksinimi artıyor. Yurttaşlar sağlık hizmeti gereksinimlerini artık özel sektöre ödeyebilecek güçleri olmadığı için, kamu sağlık kuruluşlarına başvurarak karşılamak yolunu seçiyor. Sonuç olarak kamu kurumlarına talep artabiliyor. Artan talebin karşılanabilmesi için kamu sağlık kuruluşlarının kriz koşullarında desteklenmesi, bu durumda bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

Ancak, krizlerde hükümetler tarafından açıklanan "kemer sıkma" politikalarının bir sonucu olarak, sağlık ve sosyal güvenlik alanında gündeme getirilen "maliyet sınırlama" politikaları, bırakın kamu sağlık kuruluşlarını desteklemeyi, kuruluşlara aktarılan mevcut kaynaklardan bile kesintiye gidilmesini öngörüyor.

Kemer sıkma politikaları sonucunda kamu bütçesinden sağlık hizmetlerine ve sosyal güvenlik kuruluşlarına aktarılan pay azalıyor. Bu azalmanın etkisiyle sosyal sigorta sistemleri iki temel düzenleme yapmak zorunda kalıyor: Temel teminat paketinde daralma ve kullanıcı ödentilerinde artış.

Temel teminat paketinde daralma birçok sağlık hizmetinin artık sosyal güvenlik sistemi tarafından (Genel Sağlık Sigortası) karşılanmamasına; kullanıcı ödentilerinde artış ise yurttaşların temel teminat paketi içerisinde yer alan hizmetlere ulaşmak için bile (Tanı, tedavi, tıbbi malzeme, ilaç vb.) daha fazla katkı payı ödemek zorunda kalmalarına yol açıyor.

Bunların sonucunda hastaların karşılanamayan tıbbi gereksinimleri artıyor ve toplumun sağlığı kötüleşiyor...

"Yeni Ekonomik Program"da sosyal güvenlik sisteminden 10 milyar TL tasarrufta bulunulacağının açıklanması ile birlikte, günümüzde bu öngörülerin yavaş yavaş ortaya çıktığına ilişkin bazı ipuçları var. Örneğin 600 kadar ilaca bugün erişilemiyor, daha önce temel teminat paketi kapsamı içerisinde yer alan bazı hizmetler (Biyonik kulak vb.) bugün artık sunulamıyor, üniversite hastaneleri ödeme güçlüğü nedeniyle malzeme alımlarında büyük sorunlar yaşıyor.

Oysa kriz ve durgunluğun toplum sağlığına olumsuz etkilerini azaltabilmek için, kamu sağlık hizmetlerinin daha fazla desteklenmesi gerekiyor.

Umarız Sağlık Bakanlığı başta birinci basamak olmak üzere, kamu sağlık kuruluşlarını desteklemek için gerekli önlemleri ivedi olarak alır. Aksi halde, başta erken ölümler ve hastalıkların görülme sıklığındaki artış olmak üzere, çok sayıda olumsuz sağlık sonucunun ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.