CHP ne yapmalı?

Kayıhan PALA 16 Ağustos 2018 Perşembe, 13:12

CHP, 2018 Genel Seçimlerinde almış olduğu yüzde 22,6 oy oranı ile parti üyelerinde büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Aynı seçimde CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'nin yüzde 8 daha fazla oy alarak yüzde 30,6 oranına ulaşması, seçim sonrasında parti yönetiminde değişim tartışmalarını da başlattı.

Bir yanda partinin son yıllarda almış olduğu düşük oy oranları, diğer yanda 1977'deki yüzde 41,4 oy oranını yakalayabilecek ve belki de aşabilecek bir potansiyele sahip olduğu iddiası, parti içerisindeki tartışmaları alevlendirdi.

CHP'deki değişimi genel başkan ve MYK üyelerinin değişimiyle sınırlayan tartışmaların ne partiye ne de ülkeye bir katkısı olmayacaktır. CHP ilk olarak son yıllardaki seçim yenilgilerinden dersler çıkarmalıdır. 

CHP tüzüğünde kendisini "çağdaş demokratik sol bir siyasal parti" olarak tanımlamaktadır. Bu bağlamda, parti öncelikle bu tanıma uygun, etkin ve tutarlı bir politik hat izlemelidir. Bu konuda öne çıkan iki temel sorun, "ideolojik savrulma" ve "değer erozyonu" ivedi olarak çözülmelidir.

İdeolojik savrulmadan kasıt, CHP'nin parti tüzüğünde tanımlandığı haliyle, "çağdaş demokratik sol bir siyasal parti" olmak kimliğinden uzaklaşmasıdır. CHP 1977'de inançla savunduğu "kitlelere dayalı demokratik devrim" söyleminden uzaklaşmış, özellikle son yıllarda büyük savrulmalar yaşamıştır. Buna ilişkin en belirgin örnek cumhurbaşkanlığı, genel ve yerel seçimlerde siyasal yelpazenin sağındaki kişilerin aday gösterilebilmesi olmuştur.

Sağdan gösterilen adaylar - beklendiği gibi - seçimlerde her hangi bir "başarı" getirmemiştir. Buna karşın sağdan yeni aday arayışlarının sürdürülmesi ve bu yanlışta ısrar edilmesi, CHP'yi yürekten destekleyenlerde büyük bir hayal kırıklığına, hatta kızgınlığa yol açmıştır.

Değer erozyonuna gelince, bu konuda temel olarak iki büyük sorunun varlığından söz edilebilir. İlki, parti değerlerini korumakla ilgili yaşanılan sıkıntı ve ikincisi parti değerlerine zıt uygulamalardır. Değer erozyonu parti üyelerinde ve toplumda güven kaybına yol açmıştır.

Örneğin devletçilik, CHP'nin parti programında "Piyasaların halkın iradesinin üzerine çıkarak devlete yön verme çabalarına karşı olmak" biçiminde tanımlanırken; CHP'li belediyelerin bir bölümü sağ partilere mensup belediyelerle özelleştirme ve taşeronlaştırma yarışına girmiştir.

Tüzüğünde "emeğin yüceliği" yer aldığı halde, istihdam statüsü farklılığı gözetilmeksizin "eşit işe eşit ücret" yaklaşımı CHP'li belediyelerden bir bölümünde halen benimsenmiş durumda değildir. Bazı CHP belediyeleri haksız işten çıkarılmalar nedeniyle ve ücretlerin zamanında ödenmemesi gibi nedenlerle emekçilerin yaptıkları eylemlerle gündemdedir.

Değer erozyonunun zıt uygulamalarla ilgili bölümü ise en az değerleri korumakla ilgili sorunlar kadar yakıcıdır. İktidar partisine yönelik "siyasetin bir zenginleşme aracı olarak kullanıldığı" iddiası, bazı belediye başkanları ve meclis üyeleri bazında CHP için de söz konusudur.

Genel başkanın mal beyanının saydam bir biçimde toplumla paylaşılması olumlu bir uygulama olmakla birlikte yeterli değildir. Aynı biçimde milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin mal varlıklarının da birinci derece yakınlarıyla ve vakıf, şirket vb. kurumlarıyla birlikte yıllar içerisindeki değişimini de içerecek biçimde toplumla paylaşılması gerekir.

CHP, parti tüzüğünde yer alan "insan hakları, hukukun üstünlüğü, özgürlük, eşitlik, dayanışma, barışçı ve adil bir dünya, emeğin yüceliği, gönenç, doğanın ve çevrenin korunması, çoğulcu ve katılımcı demokrasi ve kadın erkek eşitliği[1]" değerlerini ısrarlı bir biçimde savunmalıdır. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, adalet, güvenlik, enerji vb. politikalarını bu değerler üzerinden belirlemelidir.

Parti tüzüğü ve programı yalnızca merkezi hükümet olunca uygulanacak ilkeler ve politika bütünlüğü değildir. Parti tarafından benimsenen ilkelerin yerel yönetimlerde uygulanmasının önünde engel yoktur.

Bazı belediyelerin çeşitli alanlarda başarıları olmasına karşın, genel olarak CHP belediyelerini diğer belediyelerden ayıran belirgin bir hat bulunmamaktadır. CHP belediyeleri parti değerleri ile uyumlu işlev üslenmeli; bu bağlamda sunulan hizmetler toplumla daha etkin bir biçimde buluşturulmalıdır. "toplumcu belediyecilik" ile ilgili olumlu algılar yaratabilecek hizmetler görünür kılınmalıdır.

Parti yönetimine aday olanlar ve birinci derece yakınları CHP belediyeleri ile hiçbir düzeyde bir çıkar ilişkisi içerisinde olmamalıdır. Belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin ne kendilerinin ne de birinci derece yakınlarının CHP belediyeleri ile hiçbir ticari ilişkisi olmamalıdır. Bu durumu bağıtlamak üzere her bir milletvekili, başkan, meclis üyesi, parti yöneticisi bir "etik sözleşme" imzalamalı, bu sözleşme kamuoyuna açıklanmalıdır.

Bütün bunların dışında CHP'nin başta kurumsallaşma olmak üzere, demokratikleşme ve kitleselleşme ile ilgili önemli sorunları da bulunmaktadır.

CHP geçmişte büyük zorluklarla karşılaşan bir partidir. Örneğin, CHP'nin mallarına DP iktidarı tarafından el konulmasının ardından siyasi faaliyetlerine devam eden parti, 1954 yılında Bursa Kongresine katılacak üyelerinden, kongre sırasında oturmak üzere kendi sandalyelerini getirmelerini bile istemek zorunda kalmıştır[2]. Bugün CHP Bursa İl Başkanlığı kiralık bir dairede çalışmalarını sürdürmektedir. "90 Yıllık Çınar" slogan olarak kulağa hoş gelmekle birlikte; kurumsallaşma bağlamında henüz çok güçlü olmayan bir yapıyı karşımıza çıkarmaktadır.

Bursa'daki üye sayısı 1953 yılında yaklaşık 24 bin olan CHP, aradan geçen 65 yıla ve nüfustaki büyük artışa karşın üye sayısını ancak 30 binlere çıkarabilmiştir. Yeterli bir kurumsal yapının kurulmamış olması, parti tarafından yürütülecek çalışmalar için kaynak bulunmasını da zorlaştırmaktadır. Ekonomik kaynak yetersizlikleri bazen sorunlara yol açmakta, partinin harcamaları kimi zaman ekonomik durumu iyi olan kişiler tarafından karşılanmak zorunda kalınmaktadır. Bu kişilerden bazılarının bir süre sonra kişisel iktidar talepleri söz konusu olabilmektedir.

Demokratikleşme başka bir sorun alanıdır. Parti içi demokrasinin zaman zaman yeterince iyi işlemediği algısı, bir yandan parti üyelerini kızdırmakta ve karamsarlığa sürüklemekte; diğer yandan da partisinde demokratik davranmayan kişilerin iktidar olunması halinde nasıl bir tutum alabileceği bilinmemektedir. Nitekim eskiden "demokrat" olarak bilinen bazı CHP'li belediye başkanlarının koltuğa oturduktan sonraki farklı tutumları, bu konudaki kuşkuları haklı çıkarmaktadır.

Partinin daha demokratik bir yapıya kavuşturulması için delege sistemi tartışmaya açılmalıdır. Günümüzde parti yöneticilerinin delegeler yerine parti üyeleri tarafından seçilmesini sağlamak olanaklıdır.

CHP içe dönük iktidar mücadeleleri ile uğraşan bir parti görüntüsünden hızla uzaklaşmalıdır. Bunun için bir yapısal düzenleme (Siyaset yapmanın süre ile sınırlanması; örneğin her düzeyde parti yöneticiliği, milletvekilliği ve belediye başkanlığının iki dönem ile sınırlandırılması vb.) ve örgütlerin çalışma programı üzerinden (Genel Merkez ve yerellikler tarafından belirlenen hedefler ve buna uygun yapılmış planların uygulanması) değerlendirilmesi uygun olabilir. Çalışma programı üzerinden değerlendirmenin "başarım" ölçütlerine göre yapılması, örgütlerdeki enerjinin içe değil, dışa dönük olarak harcanması için uygun bir yöntem olabilir.

Kitleselleşme sorunlarına gelince; şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı yürütülen mücadelede olduğu gibi başarılı tekil örnekleri olmakla birlikte, CHP "genel olarak" sol ve emek odaklı politika yap(a)mamaktadır. Gündelik siyasette sağ partilerden kendisini ayıran belirgin bir çizgiyi ortaya koyamamakta; bu nedenle de toplumun potansiyel olarak desteğini alabileceği kesimlerinden güçlü bir destek alamamaktadır. Böyle bir çizginin ve mücadelenin değerler üzerinden belirginleştirilmesi, İngiliz İşçi Partisi'nde olduğu gibi, başta gençler ve emekçiler olmak üzere partiye güçlü bir destek sağlayabilir.

Toplumun genel olarak sosyal demokrasi ve CHP politikaları konusunda bilgisi zayıftır. CHP örgütleri ve CHP üyeleri parti politikalarını toplumla buluşturmak için daha yoğun çaba harcamalıdır. Bu amaca yönelik olarak her il başkanlığında bir "Sosyal Demokrasi Kütüphanesi" kurulabilir. CHP genel merkezi bir dijital kütüphane kurabilir. Bu kütüphanelerde hem sosyal demokrasinin temel değerleri (Özgürlük, Eşitlik, Adalet, Dayanışma) hem de CHP tarihi ve politikalarına ilişkin temel belgeler üyelerle ve toplumla paylaşılabilir.

CHP "yetkinlik" açısından güçlü bir algı yaratamamış durumdadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, CHP'nin kanıta dayalı muhalefet yapmakta zorlanmasıdır. CHP etkin bir muhalefet için bilimsel bilgiye ve kanıta dayalı güçlü bir uğraş vermelidir. Kimi zaman partiyi zor duruma düşüren yanlış ve/veya çelişkili açıklamalardan ve tutumlardan uzaklaşmalıdır.  

Merkezi olarak iktidar olunması halinde, CHP'nin Türkiye'yi iyi yönetebileceği algısı zayıftır. Bunun için "Gölge Kabine" kurulması ve ülke sorunlarına ilişkin yetkilendirilmiş kişi/kurullar tarafından inceleme/açıklama yapılması uygun bir yöntem olabilir.

CHP başarılarını daha yüksek düzeyde sahiplenmelidir. Genel seçimlerde dile getirilen asgari ücret önerisinin, asgari ücrette önemli bir artışa yol açması bunun tipik örneklerinden biridir. Bugün çözüm bekleyen çok sayıdaki sorun için "biz çözeriz" diyebilmenin ve toplumu ikna edebilmenin en önemli araçlarından birisi başarıların diri tutulmasıdır. CHP tarihi, gerek merkezi gerekse de yerel düzeyde çok sayıda başarıyla doludur; bunların başta CHP üyeleri olmak üzere sistematik olarak toplumla buluşturulması gerekir.

CHP'nin ana akım medyaya ilişkin sorunlar nedeniyle toplumla buluşması, politikalarını anlatması/açıklaması ve etkin bir propaganda çalışması yürütmesi zayıftır. Ana akım medyaya bağlı olmaksızın neler yapılabileceği kapsamlı olarak masaya yatırılmalıdır. Sosyal medyanın daha etkin kullanımı, ana akım dışında kalan medyadan daha yüksek düzeyde yararlanmak, parti içerisinde daha güçlü iletişim olanakları yaratmak ve kullanmak gibi seçenekler yaşama geçirilmelidir. Gençler için podcast üretimi, youtuber desteği vb. olanaklar incelenmelidir. Bu bağlamda, merkezi ve yerel düzeyde sendikaların, meslek örgütlerinin ve sivil toplum örgütlerinin mekânlarında ve katkı/katılıma açık olarak toplantılar yapılması uygun bir yaklaşım olabilir.

CHP, Türkiye'nin yakıcı sorunlarına ilişkin olarak (Eşitsizlikler, işsizlik, insan hakları, hukukun üstün olmaması, Kürt sorunu, gelir dağılımı, toplumsal cinsiyet sorunları, şiddet, eğitimde fırsat eşitliğinin olmaması, sağlık ve sosyal hizmetlere erişim sorunları, göç, sığınmacılar vb.) gündem oluşturmalı ve tutum belgeleri açıklamalı; sorunu nasıl tanımladığını ve nasıl çözmeyi planladığını açık olarak toplumla paylaşmalıdır.

Özetle, CHP'nin 1977'deki başarısını yakalamak ve belki de aşmak için parti üyelerine büyük bir iş düşmektedir.

[1] "Kadın erkek eşitliği" yerine "Toplumsal cinsiyet" kavramının kullanılması ve buna uygun olarak Tüzük'te değişiklik yapılması uygun olacaktır.

[2] Çakmak, F (2014) Bursa Yerelinde Cumhuriyet Halk Partisi (1946-1960), Nilüfer Belediyesi Yayını, s.196.