Bir eşitsizlik fotoğrafı daha; Yaşlanmadan ölenler!

Kayıhan PALA 18 Ekim 2018 Perşembe, 10:21

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2017 yılı ölüm istatistikleri, Türkiye'nin eşitsizliklerle dolu karnesini bir kez daha gündeme getiriyor.

TÜİK verilerine göre, 2017 yılında 192 bin 668'i kadın ve 233 bin 113'ü erkek olmak üzere toplam olarak 425 bin 781 yurttaşımız hayata gözlerini kapamış [1]. Ölenlerin yüzde 29,1'ini 65 yaşını göremeden yaşamını yitirenler oluşturuyor.

Yine TÜİK tarafından geçtiğimiz ay açıklanan verilere göre ülkemizde doğuşta beklenen yaşam süresi Türkiye geneli için toplamda 78, erkeklerde 75,3 ve kadınlarda 80,8 yıl oldu [2].

Her ölüm erkendir aslında, insana yaşamak yakışır. Ancak yaşlanamadan yaşamını yitirenler, canımızı bir başka acıtır. Bu nedenle tıbbın temel iki amacı, yaşam süresini ve yaşam süresi içerisindeki sağlıklı geçen süreyi eşitçe uzatmak olarak tanımlanır. Temel amaç, herkesin belli bir yaşa kadar sağlıklı yaşayabilmesini sağlamaktır. Bu nedenle de tıp, bebek ve çocuk ölümlerinde olduğu gibi yaşlanamadan ölenleri engellemek için özel bir çaba harcar.

Erken ölümlerin önlenmesi, ölümün yılına ve nedenine bağlı olarak uygulamaya konulacak çok sektörlü politikalarla ilişkilidir. Örneğin sağlık personeli eliyle gerçekleştirilen doğumların artması, doğuma bağlı erken ölümleri büyük ölçüde önleyebilirken; hava kirliliği nedeniyle akciğer kanserine yakalananların erken ölümlerinin önlenmesinde sağlık hizmetlerinin etkisi söz konusu değildir. Dolayısıyla erken ölümleri önlemede tıbbın alabileceği rol sınırlıdır. Erken ölümler ancak eğitim, iş, gelir dağılımı, istihdam, barınma, beslenme, toplumsal cinsiyet gibi sağlığın sosyal belirleyicileri üzerinden önlenebilir.

Genel olarak doğumda beklenen yaşam ümidinden önce yaşamını yitirenler "erken ölüm" olarak tanımlanmaktadır. Doğumda beklenen yaşam ümidi kişinin doğduktan sonra, eğer yaşadığı toplumdaki güncel ölüm eğilimi benzer bir biçimde sürerse, ortalama olarak kaç yıl yaşamasının beklendiğini gösteren önemli bir sağlık durumu göstergesidir. Ülkelere göre önemli farklılıklar göstermektedir.

"Erken ölüm" tanımı bazı ülkelerde 70 bazı ülkelerde ise 75 yaşından önce yaşamını yitirenler için kullanılmaktadır. Biz ülkemizde doğumda beklenen yaşam ümidinin batı toplumlarından düşük olduğunu da göz önüne alarak erken ölümler için "65 yaşını göremeden ölenler" tanımını kullanabiliriz.

TÜİK 2017 ölüm istatistiklerinde, daha önceki yıllarda olduğu gibi, erken ölümlerde iller arasındaki farklılık dikkati çekiyor. Genç yaşta yaşamını yitirenler bazı illerde çok azken, bazı illerde yüksek oranlar hemen göze çarpıyor. Örneğin Sinop, Kastamonu ve Çankırı'da erken ölümler tüm ölenler içerisinde yüzde 20'nin altında iken; Şırnak ve Hakkari'de ölenlerin yarısından fazlasını erken ölümler oluşturuyor.

Türkiye'de erken ölümlerin illere göre farklılığının epidemiyolojik ölçütlere göre ayrıntılı olarak incelenmesi gerekiyor.

Hakkari'de sevdiklerini erken yaşta yitirip "Niye Sinop'ta yaşayanlar bu acıları bizim kadar yaşamıyor" diye soranlara "Hepimiz aynı ülkede eşit koşullarda yaşıyoruz" yanıtını verebilecek olan var mı?

[1] TÜİK Ölüm İstatistikleri 2017

[2] TÜİK Hayat Tabloları, 2015-2017