Mağdur edebiyatı, ajitasyon ve geri kalan her şey! - Gamze SEZGİNER - Bursaport.com

Mağdur edebiyatı, ajitasyon ve geri kalan her şey!

Gamze SEZGİNER 08 Şubat 2018 Perşembe, 00:21

Bu coğrafyadaki büyük bir çoğunluğun artık alışkanlık haline getirdiği davranış; İnsanoğlunun en karanlık tarafına, yani "iyi ki benim başıma gelmedi" duygusuna hitap etmek...

Ailesinden 5 kişi katledilmiş birini televizyona çıkarıp her gün olayı tekrar yaşamasına sebep olmak...

Çocuğunu kaybetmiş birine saatlerce aynı hikayeyi baştan sonra anlattırmak, canlı yayında itiraf edilen cinayetler, ağlamalara, isyanlara, nefrete bulanmak...

Bunları izlerken, bir taraftan ürpermek, sinirlenmek, nefret etmek...

Ve arkasından gelen "iyi ki benim başıma gelmedi" hissi...

Sıcacık evine, ailene bakıp şükretme, vuracak tahta arama ve kapanış... 

"Sırf senin başına gelmedi diye şükretme" çok bencilce ve rahatsız edici geldi değil mi? Ama tam da içgüdüsel olarak hissettiğimiz bu...

İnsanoğlunu uzun süredir  acıyla ve şiddetle besleyen medyanın, acıları satın almasına, şiddeti normalleştirmesine aklı başında olanlarımız uzun zamandır karşı çıkıyor zaten. Toplumun geneline bakıldığında, ben hiç izlemedim diyenimizin bile, bir şekilde kenarından kıyısından bu programlara maruz kalıp, gözü yaşlı bir hatırası olmamış mıdır?

Yukarıda anlattıklarım olayın edilgen tarafında kalanlardı. Bir de, bizzat yaşadıkları dram, acı ve sıkıntıları kullananlar var.

Günümüzde sosyal medyanın yaşadığımız hayattan çok da farklı bir boyutmuş gibi algılanmasına katılmıyorum. İsteseniz de istemeseniz de, insanlar artık hayatlarını paylaşıyorlar. Kimisi kendine yapay bir dünya kuruyor, onu sergiliyor, kimisi tüm hayatını tüm gerçekliğiyle paylaşıyor, kimisi de küçük kesitler sunuyor.

Gerçek olarak tanımladığınız hayatlarınızda da bu böyle değil mi zaten? Her gerçek samimi midir? Her samimi duygu gerçek midir? Bu paradoksa kenardan göz kırpıp,  asıl konuya geçiyorum.

Mutlu, eğlenceli anlarını sergileyen insanlar, bir süre sonra görece "aksiyonsuz" olduklarından, sahte ve sıkıcı olarak adlandırılıyorlar. Ama nedense acısını, kataterli kolunu, kırılmış kafasını, mutsuz yüzünü paylaşan insanlar "trending topic".

Var olan acıyı dilediği gibi yaşamak bununla başa çıkmanın ilk adımı ona hiç bir şey diyemem ama acının dramatize edilmesine katlanamıyorum.

Daha önceleri, her alo dediğimizde "aman n'olsun ya" diye başlayıp, eve giren karasinekten bile şikayet eden  ve siz dinlerken onun kadar tasalanmıyorsunuz diye bozulan insanlar şimdi de sosyal medyada, hem hayattan, hem kendilerinden şikayet etmeye devam ediyorlar. Tek motivasyon noktaları ise, hastalıklarını, dertlerini ve mağduriyetlerini kullanmak. .. 100 kez "geçmiş olsun" demezsen, 50 k kez "noldu yaa?" diye sormazsan kendisinden iyi arkadaş notu alamıyorsun...

Sürekli bir acındırma hali, sanki hepimiz her gün pamuk şeker tadında yaşıyor muşuz gibi, birileri de hep acıların çocuğu...

Hep kahır mektubu...

Hep onun başına kötü şeyler geliyor. Bize hep sevdanın yolları ona hep kurşunlar...

Tanıdık geldi değil mi?

Bana göre "Kan kusarım, kızılcık şerbeti içtim derim" ne kadar garipse, sürekli bir dert çukurunda yaşıyormuş gibi davranmak, ilgiyi, sevgiyi; dert, tasa üzerinden beklemek de oldukça garip.

Hayatını değiştirmeyi göze alamayanlar kendi yarattıkları bu dert deryasında yaşamaya mecburlar bir biçimde...

Çünkü;

Mağdur edebiyatının işlevi sorumluluktan kaçmak aslında burada, mağdur edebiyatı da yapan da; başına gelen her olumsuzluğun kendisi dışında bir sorumlusunu mutlaka bulur...

Bu aslında bir türlü "yetişkin" olamamakla, sorumluluk alamamakla ilgilidir.

Sürekli duyguları ajite eden, yani sürekli bir şekilde tehdit altında hisseden, sürekli hep en kötüsü onun başına gelen bu büyüyememiş karakterler; kendisinden söz etmek için hep bir  kötüye, "öteki" ye ihtiyaç duymaktadır.

Hayatınızda bu tip insanlar çoğunluktaysa, hayat enerjinizi daha fazla emdirmeyin. Takip de etmeyin, aramayın da, geçmiş olsun da demeyin...

Nasıl ki, sokakta mendil satan çocuktan teşvik etmemek adına mendil satın almıyorsunuz, bu tip insanların da egoların beslemeyin.

ÖLÜMLÜ DÜNYA

Geçen hafta çok merak ederek, Ali Atay'ın yönettiği "Ölümlü Dünya" filmini izlemeye gittik.

İyi ki gitmişiz!

Konu kısaca şöyle;

"Nesillerdir Haydarpaşa Garı'nda Anadolu Tat Lokantası'nı işleten Mermer Ailesi, 8 kişiden oluşan geniş bir ailedir. Kendi halinde, sade bir yaşamları olan bu insanlar dışarıdan oldukça sıradan bir hayat yaşamaktadır. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Mermer ailesi nesilden nesile kiralık katildir ve dünya çapında etkin olan dev bir organizasyon için çalışmaktadır. Ancak organizasyonun kimi kurallarının ihmal edilmesiyle birlikte işler karışır ve ailenin kimliği açığa çıkar. Artık aile pılını pırtını toplayıp yola koyulmalı ve peşlerindeki dev örgütü atlatabilmelidir..."

Filmdeki karakterlerin sahiciliği, diyalogların samimiliği çok başarılıydı. 

Ahmet Mümtaz Taylan, ağırbaşlı aile babası rolünde ve kriz anlarındaki soğukkanlılığı ile ustalığını konuşturmuş.

Filmin mizahi yönü  Feyyaz Yiğit ve Doğu Demirkol üzerinden yürüyor...

İkisi de çok başarılı...

Filmin bu kadar akılda kalıcı olmasının bence ikinci faktörü bu iki oyuncu...

Teknik olarak diğer gişe filmlerine kıyasla farklı sahneler olması keyif verici...

Filmin beğenmediğim yönleri de oldu... Örneğin; filmin sonlarına doğru biraz hikaye duraksadı sanki... Tempo düştü. 2-3 sahne gereğinden fazla uzun geldi. Sarp Apak da, ne bileyim, diğer oyuncuların yanında  hiç olmamış ve sonu aceleye de getirilmiş gibi geldi biraz...

Bunun yanında çok küfür var eleştirisi okudum bir kaç yerde, ama filmde küfür kullanımı beni rahatsız etmedi açıkçası. Küfürün çok ya da az olması hikayeyle nasıl pekiştirildiğiyle alakalı sırıttığını düşünmüyorum.

Spoiler vermemek adına ayrıntıya girmek istemiyorum ancak, güzel geçişler, alt metinler var filmde...

Özellikle ülkemizdeki dram filmlerinde "çok ağlama beklentisi" ile komedi filmlerinde de "gülmekten ağlatıyor mu ?" beklentisi hikayenin önüne geçer biliyorsunuz. Bu sebeple alt metinler, güzel yerinde göndermeler, filmi diğer gişe filmlerinden ayırıyor. Hissiz komedi zincir filmlerinin yükselişine inat; kalitesi ve hikayesinin güzelliğine övgü niteliğinde görülmesi gereken komedi aksiyon filmlerden biri bana göre. Tavsiye ederim.

#bugunboyleuyandimplaylist

Mor ve Ötesi - Cambaz

Raquel Silva Joly - Parole Parole

Of Monsters And Men - Little Talks

Lykke Li - No One Ever Loved

Betty Carter - On the Alamo

Charlie Parker - All the Things You are

Nirvana- Smells like teen spirit