Yazılarım kimliğim olsun...

Feray YILMAZ 09 Kasım 2017 Perşembe, 11:23

Ortaokul yıllarımda yazı yazmaya olan ilgimi farkedişim; İstanbul'da okullararası kompozisyon yarışmasında Fatih İlçesi birincisi olduğumu öğrenmemle aynı zamanlara rastlıyor.

Kompozisyon yarışmasının konusu "anne sevgisi"ydi. O kompozisyonu yazmaya çalıştığım anlar, dün gibi aklımda. Aslında beni iyi yazmaya güdüleyen duygu, herkesten iyi yazmak veya yarışmayı kazanmak değildi. Anneme olan sevgimi kanıtlamaktı. Öyle iyi ifade etmeliydim ki; herkes, en çok benim annemi sevdiğimi anlamalıydı.

İlçe birincisi olduğumu öğretmenim bana söylediğinde; çok mutlu olmadığımı hatırlıyorum. Çünkü, öğretmenlerim, arkadaşlarım ve okul yöneticileri ile benim odaklandığım nokta çok farklıydı. Onlar yarışmanın sonucuyla ilgileniyorlardı, bense anneme duyduğum sevgimin "herkesten çok" olduğuna dair duyguyu hissettiremeyişime takılmıştım.

Tüm lise hayatım boyunca kompozisyon yazma konusunda genellikle çok iyi olduğum söylendi bana. Sıra meslek seçimine geldiğinde; tereddütsüz "gazetecilik" istedim. "Hoop" dedi tüm çevrem...

Türkiye'de kim niteliklerine uygun ve istediği alanda okuyor da ben densizlik edip buna yelteniyordum. Tabii bana bunları söylemediler, sadece hissettirdiler. Hatta üşenmeyip, gazetecilik mezunu, üstelik doktora yapmış ama ne yazık ki 1990'lı yıllarda İstanbul'da medya sektöründe çalmadığı kapı kalmayıp, iş bulamayan, bunu da "işe sokacak tanıdığı olmamasına" bağlayıp ev hanımı olmaya karar veren bir aile dostuyla beni konuşturdular. Bana yaşadıklarını anlattıktan sonra şöyle dedi: "Gazetecilik okursan, başka bir meslek yapma şansın yok, ama başka bir alanda oku, gazetecilik yine yapabilirsin."

Karşımdaki tablo öyle fenaydı ki, gazetecilik bölümlerinden bir tanesine bile 11 tercihim içerisinde yer vermeye elim gitmedi. Bazen hiçbir şey yapmasanız da hayatınızın akışına öyle bir müdahale etmiş olursunuz ki, çoğu zaman bunu farketmeyebilirsiniz bile. Ben, üniversite giriş sınavında yaptığım anlamsız tercihlerle, sadece gazetecilik bölümünü okumaktan değil aynı zamanda çok sevdiğim yazmaktan da vazgeçtiğimi 4 yıllık İktisat Fakültesi mezuniyetime kadar anlamayacaktım. Ne okuduğum dersleri sevmiştim, ne bu alanda çalışmak istiyordum, ne de mezun olmak bana heyecan veriyordu.

Sonra bir sürpriz oldu. İyi bir adam, bana istediğim meslekle buluşma şansını verdi. Detayları önemli değil, ama "birşeyi çok istersen olur" hissini yaşatan o anda, kendimi Bursa Hakimiyet Gazetesi'nde ekonomi muhabiri olarak buldum. Bir kabustan sihirli bir dünyaya uyanmış gibiydim. Yazı serüvenim profesyonel anlamda başlıyordu. Üniversite mezunu alaylı gazeteci olmuştum. 3 yıllık Bursa Hakimiyet  ve Dünya Gazetesi muhabir ve editörlük deneyimlerim sonrası, şu anda çalıştığım yarı resmi kurumda tam 21 yıldır "memur" olarak çalışıyorum. Bu, kişisel tarihimde yazıdan olabildiğince uzak durduğum bir dönem aslında.

Çalıştığım kurumdaki görevlerim gereği de uzun yıllar yazı yazdım ama gazetecilik veya yazarlıkta olduğu gibi 'özgürce' yazmakla, bir kurum adına ve kurum kimliğiyle yazmak arasında çok büyük farklar var. "Özgürce" kelimesini özellikle tırnak içinde verdim. Burada kastettiğim, 'istediğin her şeyi özgürce araştırıp yazabilmek" değil, "kendinden birşeyler katabilmek"ten bahsediyorum. Kurumsal dil kullanmak yerine, özgün bir üslup kullanmaktan bahsediyorum. Yoksa, bu coğrafyada sınırları kim koyar ve kontrol kimde olursa olsun, sınırlı ve kontrollü küçük yaşamlarımızda tamamen özgürce yazabilmenin ve yaşayabilmenin henüz deneyimlenmediğini düşünüyorum.

Bugün, bir karar verdim. Sevdiğim ve hayatımı anlamlandıracağına inandığım şekilde yazı yazmaya yeniden başlıyorum. Bağlı olduğum kanun maddelerine şöyle bir baktım, evet yazı yazmamın önünde yasal engel yok. Ama kısıtlamalar var. Çalıştığım görevim ve kurumumla ilgili izin almadan yazamam. Tamam bu konularda yazmam. Siyaset de yazamam. Yazılarım ideolojik amaçlı beyan ve eylem de içermemeli. Ekonomiyle ilgili yorumları da uzmanlara bırakmak lazım.

Yemek tarifi veremem, kendim tarif veren sitelerden yararlanıyorum. Faldan, futboldan, magazinden anlamam. İyi bir okur, iyi bir gözlemci olarak benim gibi küçük hayatları ve küçük hayalleri olan insanlarla paylaşabileceğim şeyler var.

Yazıda ikinci baharımı harekete geçiren duygularım var, yollarımızın kesiştiği insanların hikayelerinden öğrendiklerim çok, daha iyi bir dünya özlemimi ifade etme ihtiyacım var. İlla bir kimliğe mi bürünmeliyim yazı yazmak için?..

Yazılarım kimliğim olsun madem, ölçeği samimiyet olan... Nasıl ki, samimiyetle yazılmış her şiir, her yazı, çekilmiş her film ve yaşanmış her hayat hepimizi etkiliyorsa, ben de samimiyetle yazmak istiyorum sadece. Anayasa''nın 26. Maddesinin tüm vatandaşlara verdiği haktan aldığım cesaretle "Merhaba" diyorum.