Tecavüz ortak kaderimiz mi?

Feray YILMAZ 02 Mart 2018 Cuma, 10:51

Doğu-batı, modern-muhafazakar demeksizin, ülkemizin her bölgesinden gün geçmiyor ki, bir şiddet, bir tecavüz haberi gelmesin.

Kadınların cephesinden bakmak istiyorum bugün.

Kars'ta, Yozgat'ta, ne bileyim Tunceli'de doğmuş ve büyümüş bir kadının yerine koyamam elbette kendimi. Doğusundan batısına bin 565 kilometrelik mesafede yaşayan insanların birbirini anlayabildiğinden emin değilim çünkü. Konuşma tarzları, giyim kuşamları, eğitimleri, hayata bakışları, yerlerinin sofrada kimden sonra geleceği, kaç yaşında makyaja başlayabilecekleri, hangi isteklerini dile getirebildikleri veya getiremedikleri, evlenme yaşları, anne olma ve boşanma özgürlükleri, annelik biçimleri, sofra düzenleri, eşiyle diyalogları, çalışma veya çalışmama hakkı... Hepsi birbirinden çok farklı. Üzerinde uzun uzun düşündüğümde, doğudaki kadınla batıdaki kadının ortak noktasının tecavüz olduğunu görüyorum.

Tecavüz ne demek? Türk Dil Kurumu'na göre 3 anlamı var. Birincisi herkesin ilk aklına gelen "namusuna saldırma, sarkıntılık", ikincisi "başkasının hakkına el uzatma" ve üçüncüsü de "aşma, ötesine geçme"

Her 4 saatte 1 kadının namusuna saldırılarak tecavüze uğradığına dair istatistikler dolaşıyor medyada...Bu, kayıtlara geçebilenlerden ortaya çıkan kırık dökük bir istatistik bana sorarsanız. Bir de kayıtdışı tecavüzler, ırza geçmeler, bir de töre cinayetleri var bu ülkede değil mi? Dünya taciz, tecavüz sıralamalarında Türkiye, her daim ilk 5 veya 10 içerisinde yerini alıyor. Çok uzun yıllardır kanayan yaramız olmasına rağmen, eylemler yapılmasına, kanun teklifleri verilmiş olmasına, sosyal medyada kampanyalar düzenlenmiş olmasına rağmen kadınlar yine kaderine terkedilmiş görünüyor.

Ekonomik özgürlüğünü elde etmek için çalışma hayatına dahil olan kadınlarımızın da kaderi çok farklı değil. Türkiye nüfusunda epitopu 9 milyon kadın çalışma hayatının içinde. Bunların da yüzde 14'ü işyerinde tacize uğruyor.  Bu ne demek oluyor? Evdeki, mahalledeki, akraba çevresindeki taciz, tecavüzden kaçabilen kadınlarımız, yağmurdan kaçarken doluya yakalanıyor. Bunların da yine kayıtlı rakamlar olduğunu varsayarsak, çalışsın çalışmasın her 100 kadından 93'ünün tacize ve/veya tecavüze uğradığı uçkuru bozuk topraklar diyebiliriz, üzerinde yaşadığımız topraklara...

Ataerkil genler, yüzyıllar değiştikçe evrimlerini, küçülüp yok olarak değil, maalesef hormonlu bir şekilde büyüyüp, ejderhalaşarak tamamladı. Evlerin çatılarından yükselen ve masum sandığımız "Oğlum pipini göster amcalara" fısıltıları, kulaklarımızın dibinde patlayan haykırışlara döndü. Pipisini göstermeyi marifet sandıklarımızsa; tecavüzcülere dönüştü. Kendi bağrımızdan çıkardık onları. Kendi tecavüzcülerimizi kendi ellerimizle büyüttük.

Türk Dil Kurumu'na göre tecavüzün ikinci anlamı neydi? Başkasının hakkına el uzatmak. Fiziksel olarak taciz ya da tecavüze uğramayan kadınların haklarına el uzatılıyor mu ona bakalım. Çalışan kadınların büyük çoğunluğu aldıkları ücret veya maaşı direkt kocalarına veriyor. Ve kazandıkları para üzerinde herhangi bir karar verme hakkı da olmuyor. Çalışan kadınların işyerinde yükselme ve yönetici olabilmesiyle ilgili durum da oldukça içler acısı. Araştırmalar, 100 yönetici varsa en fazla 20'sinin kadınlardan oluştuğunu söylüyor bize...

İşyerinde kariyer hakları, evde kazandığı para üzerindeki hakimiyeti elinden alınan kadınlar, cinsel tacize uğramadığına sevinemiyor. Doğusundan batısına ülkemin neredeyse tüm evlerinde kadının üstlendiği sorumlulukları, kılık kıyafeti üzerinden yürütülen siyasetleri yazmıyorum bile...

Tecavüz sadece vücuda karşı yapılmıyor.

İster kamuda olsun ister özel sektörde, organizasyon şemasındaki yeri işyerine son giren bıyıklıdan her daim sonra gelen, velev ki önce gelse de hakkında belden aşağı dedikoduları bitmeyen kadınlarımız kundaktan kefene büyük bir savaştalar. Kimi savaşı baştan kaybettiğini kabul ediyor, saçı, başı, eğitimi, sokakta kalabileceği saatleri, çalışıp çalışmayacağını, girebileceği işleri, işyerindeki duruşunu hayatı üzerindeki tüm yetkileri erkeğe teslime ediyor. Kimi edebildiği alanlarda mücadele ediyor.

Kahramanlarının İsimleri lazım değil, bir anektodu aktarayım:

Uzun yıllar çalıştım, mesleğimde ve çalıştığım işyerlerinde önemli deneyimler elde ettim. Ulusal ve uluslararası projelerin sorumluluklarını üstlendim. Ama ne yazık ki, işyerlerimden birinde uzun yıllar boyunca terfi alamamıştım. Dedik ya, kadının organizasyon şemasındaki yeri işe son giren bıyıklıdan her daim sonra geliyor. Ara kademe bıyıklılara ufak ufak dert yanıyorum. Olmuyor. Proje üstüne proje alıp, başarılarımı kanıtlamaya gayret ediyorum. Yok olmuyor. En sonunda işyeri yöneticisine gidiyorum.

Diyorum ki, bana iş açısından güveniyor musun?

Cevap: Evet.

Yaptığım işlerde başarılı olduğumu düşünüyor musun?

Cevap: Evet.

Beni, o sıralarda yine bir başka bıyıklıdan boşalan yöneticiliğe layık buluyor musun?

Cevap: Evet, sen onun yaptıklarının fazlasını yapıyorsun.

Ve soruyorum: O zaman beni neden terfi ettirmiyorsunuz?

Cevap: Birincisi sen kadınsın, ikincisi torpilin yok. Seni nasıl yönetici yapayım?

Kulaklarımdan şüphe duyuyorum. Ve tekrar soruyorum:

Yani, siz bana kadın olduğum ve torpilim olmadığı için yönetici olamayacağımı mı söylüyorsunuz? Cevap: EVET...

Ben de o andan itibaren oyunu, oyun kuranların kurallarına göre oynamaya karar veriyorum. Çalışanlarıyla asla muhatap olmayan patronun yolunu kesiyorum ve O'na kadın olduğum ve torpilim olmadığı için terfi alamadığımı anlatıyorum. Kadın olma halimi değiştiremeyeceğimi belirtip, patrona "benim torpilim olur musunuz? diye teklifte buluyorum. Patron şokta...Tek söyleyebildiği "bakarız kardeşim".

Aslında bu yaptığım benim etik kurallarıma göre tecavüz, ama üçüncü anlamıyla. Neydi üçüncü anlamı? Aşma, ötesine geçme...

Hah şöyle işte, hep biz kadınlar mı fiziksel, zihinsel ve haklar açısından tecavüze uğrayacak? Ben de ataerkil düzenin koyduğu kuralları, kişileri, tabuları ve patronları aşarak, hepsinin söylediğinin ve 'olmaz' dediklerinin ötesine geçerek mücadele yolunu seçtim.

Merak ediyorsanız söyleyeyim, patron bana 'bakarız' dedi ama kurdukları ataerkil düzenin zayıf halkalarını ezerek, benim torpilim oldu ve 1 hafta sonra terfimi aldım.

Dünya insanlık tarihi ne eli öpülesi ve hayran olunası mücadele örnekleriyle dolu. Kadınların tecavüzden kurtulmasının bence tek yolu, önce herkesin bireysel mücadelesini yapması, kadın değil insan olduğunu tüm bıyıklılara bir yolunu bulup anlatması gerekiyor. Bazen oyunu benim gibi kuralına göre oynamak etkili olabiliyor ama bazen daha büyük mücadeleler gerekiyor. Mücadele için gereken gücün tüm kadınlarda olduğuna çok inanıyorum.

Yeter ki, kadın, 3 kuruşluk bir pırlantaya ve 2 çift güzel söz karşılığında hayatını ipotek altına almasın, yeter ki, o kadın içindeki mücadele gücünü kullanmak istesin...