Aynı masalları dinleyerek büyümedik mi?

Feray YILMAZ 07 Aralık 2017 Perşembe, 12:14

Cemal Süreya "Masal dinlemeyen çocuklar kedi resmini bile cetvelle çizerler" demiş dizelerinde... Masallar kulağa hoş gelir, küçük çocuklara kurgu evrenler sunar, da, "masal silahtır" aynı zamanda Paul Dumont'un deyişiyle...

Hayata dair ipuçlarıdır bir bakıma, içinde iyinin de de kötünün de olduğunu anlatan, bir bakıma da korkutucudur nedense...

Konuşan aynalar, iyi kalpli devler, kötü kalpli üvey anneler, tüm cezalı prenslerin bir hayvana dönüştürülmüş olması ve bir prenses öpünce büyülerin bozulması tolere edilebilir belki ama

Tüm iyi ve güzel karakterlerin öksüz ya da yetim olması, üvey anne eline düşmeleri ya da kimsesiz kalmalarını hangi minik kalp kaldırabilir?

Pamuk Prenses'in kalbinin sökülmek istenmesi adeta korku filmi gibi değil mi?

Kırmızı başlıklı kızın babaannesini kurdun bütün olarak yutması fazla travmatik,

Ve Rapunzel'in tek başına bir kuleye kapatılması da abartlılı klostrofobik değil mi?

Hansel ve Gratel'i evine alan cadı neden bir çocuğu köle gibi çalıştırır da abisini yeme arzusuyla semirtmek için sürekli besleyip durur? Hayır, nasıl bir babaysa bu? Üvey annenin gazına gelip 2 çocuğunu götürüp ormana bırakmayı düşünüyor. Nasıl da monofobik ?..

Adını hatırlayamadığım bir hikayeyi her gece anlatırdı nenem bana... Hayal meyal hatırlıyorum hikayenin gidişatını, ama duygusu dün gibi üzerimde... Yaşlı bir kadın vardı, yüzü bir türlü gülmemişti hayattan, iyice elden ayaktan düştüğünde oğlu, gelinin gazına gelip anneyi tek başına bir mağaraya bırakıyordu. Aç, susuz ve soğuk... Nenem rahmetli, bu kadının aç, susuz kalma hallerini ve üşüme hallerini öylesine dramatize ederdi ki, çok korkarak uyurdum.

Hayal güçleri zenginleşsin diye çocuklarımıza bu hikayeler yüzyıllardır anlatılıp duruyor. Ta ki, kendi çocuğuma anlatırken, cinayet mahallinde yakalanmış katil gibi hissedene kadar kendimi, ben de masum sandım tüm hikayeleri... Çünkü bana hep "iyi olanlar kazanır" denmişti. Baştan hazırlıklıydım, içinde ne kadar korkutucu unsur da olsa, sonunda iyi olan başkahraman kazanacaktı nasıl olsa...

"Sonunda sarayın avcısını huzuruna çağırmış. 'Pamuk Prensesi ormana götüreceksin ve hiç kimsenin görmediğinden emin olduktan sonra onu orada öldürüp kaçacaksın. Hatta öldüğüne dair bir kanıt isterim. Ölür ölmez kalbini sök ve bana getir. Sana emrediyorum!" diyordu kötü Kraliçe...

Evi rüya gibi çikolata ve şekerlemelerden oluşan kötü cadı da Hansel'le ilgili hain planlarını Gratel'e anlatırken "Ona yemekler pişir! Onu şişmanlat! Eti budu yerine gelince ağzıma layık bir yemek olacak! Ama sen hiçbir şey yemeyeceksin! Bütün yemekleri o yiyecek" diyordu.

Hayır bir de bütüüüün bu masalların sonu mutlu biter...

Masallar da tıpkı tüm insanlığın toplumsal ve bireysel çelişkileri gibi...

İyi insan olmak erdem olarak öğretilir dünyanın tüm köylerinde.

Dürüst olmak, yalan söylememek, diğer insanlara iyi davranmak esastır.

Ama gel gör ki, kimi erken kimi geç, yalan söylemeyi, aldatmayı öğrenir.

Azı çoğu var mıdır çok düşünürüm. Yani, az yalan söylemekle hayatı yalan olan arasında az veya çok kirlenmişlik söz konusu olabilir mi?

Hayatında birkaç yalan söylemiş biri kendini "zaten az söylüyorum" diye, hayatı yalan olan da "zaten herkes söylüyor" diye mi ikna eder? Ve bu yalap şalap çalışan vicdani terazi hep mi ferah çıkar sonuçta?..

Bir arkadaşım hayatın izafiyetine ilişkin şöyle demişti; "İnsan kendi içinde kendini aklamazsa, yaşayacak enerjiyi bulamaz. Hitler bile kendine göre haklı ve vicdani olarak yapması gerekeni yapmaktan dolayı kendiyle barışıktı" Ben de buna şöyle cevap veriyorum: "O halde bu izafiyeti gönlünce kullanmak da mümkün"

Arkadaşından aldığı borçları ödemeyenle, bankadan çektiği yüklü krediyi ödemeyen arasındaki ahlaki sorumsuzluk birbirinden çok farklı mıdır mesela?

Çalışanlarının sigortalarını ödemeyen patronla, karısını döven adam arasında,

Vicdanıyla cüzdanı arasında sıkışan hukuk adamıyla, öğretmen  karşısında,

yargılarımız değişir mi değişmeli mi?..

Halbuki "doğru" dediğimiz tüm değer yargılarından ve yollardan çok sapanlarla, az sapanlar ve dahi varsa hiç sapmayanların hepsi, aynı masalları dinleyerek büyümedi mi?

Kedi resmini cetvelle çizmesinler diye masal anlatalım daha yüzyıllar boyu çocuklarımıza ama silahı da nasıl dolduracağımızı iyi hesap edelim.

Ben, sen, o ve belki çoğumuz her zaman iyileri örnek aldık, sonunda her daim iyiler kazanır sandık...  

Halbuki, Pamuk Prenses'i dinlerken, kötü üvey anneyi örnek alan da varmış meğer...

İyi de

Masalların sonu hep başkahraman için mutlu bitmez miydi?