Rehinlik hayatlar

Fecri ŞENGÜR 27 Nisan 2020 Pazartesi, 01:13

Son günlerde tüketici örgütleri, emeklileri tüketici kredisi kullanırken, maaşlarının tümüne el konulmaması için bankaların önlerine koyduğu "muvafakat belgesini imzalamayın" diye uyardı.

Bu belge ile emekli tüketicinin maaşının yattığı hesap, kredi çekilen bankaya aktarılıyor; sonra bu hesap kredi ödeninceye kadar rehin altına alınıyor; rehin edilen bu maaşa icra takibi yapılmasına gerek olmaksızın banka tarafından el konulabiliyor ve son olarak tüketicinin emekli maaşı ödemelerinin kredi çektiği banka dışındaki bir bankaya aktarılmasının önü kapatılıyor.

E ne olmuş yani; o da muvafakat (onay) vermeseydi?!...

Bunu ben söylemiyorum. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) söylüyor. Bakın ne diyor "... emekli maaşından başka bir gelirinin olmadığı yönündeki genel kabulden dolayı zayıf tarafı daha da zayıf hale getirmeme saiki ile korunan emekli, kendi iradesi ile imzaladığı kredi sözleşmesi çerçevesinde kavuştuğu ve sosyo-ekonomik ihtiyaçları doğrultusunda harcadığı meblağı yine emekli maaşı ile ödemek zorunda olduğunu bilebilecek durumdadır."

Yani diyor ki Yargıtay, "Emekli tüketici kendi isteği ve iradesi ile muvafakatname imzalamışsa, sonuçlarına da katlanacak". Peki emekli kredi çekmeye ve bankalara kürek kürek faiz ödemeye çok mu meraklı da, ağır sonuçlarına katlanıyor?

Bu noktada, Türkiye'de ücretsiz sunulması gereken temel kamu hizmetlerinin geçirdiği dönüşümü hatırlamak önem taşıyor. 24 Ocak 1980 kararları ve bu tarihten sonra IMF ile yapılan stand-by anlaşmalarından sonra, Türkiye çok hızlı bir özelleştirme sürecine girdi. Bu süreçte, eğitim ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere, daha önce kamu tarafından yürütülen birçok hizmet özelleştirildi. Başka bir deyişle, paralı hale getirildi.

Emekli maaşı ile çocuk okutmak, başka bir ilde üniversiteye göndermek, ani olarak ortaya çıkan sağlık harcamaları gibi harcamaları karşılayabilecek acil ihtiyaçlar için nakit bulabilmek, banka kredisi alternatifi dışında emekliler (aslında tüm çalışanlar) için neredeyse imkânsız.

Dolayısıyla bu tip ihtiyaçlarını karşılamak için bankaya yönelen emekli tüketiciler, "kırk katır mı, kırk satır mı?" arasında bir karar vermek zorundalar: "Ameliyat olmayıp, öleyim mi ya da çocuğumun geleceğini yok mu sayayım ya da ödeme tarihi gelen borcu ödemeyip haciz tehdidi altında mı kalayım; yoksa benim ve ailemin hayatını devam ettirmemizi sağlayan tek geliri, emekli maaşımı bankaya mı teslim edeyim?" Onay belgesi işte bu koşullar altında imzalanıyor.

Esasen, 2002 yılında Türkiye'de toplam tüketici kredileri 1 milyar 973 milyon TL iken, Türkiye Bankalar Birliği raporlarına göre 2018 yılı sonunda 189 kat artarak 373 milyar 475 milyon liraya çıkmış. Aynı tarih itibarıyla kredi çeken tüketicilerin sayısı 20 milyon 61 bin 292'dir. Başka bir deyişle, 2018 yılı sonunda toplumun dörtte biri bankalara borçlu durumda. Bugün bu sayıların azaldığına dair bir görüntü yok.

Aslında, Sosyal Güvenlik Yasasına göre emeklilerin maaşları devredilemiyor ve haczedilemiyor. Yasa koyucu, emekli tüketicinin kendi iradesi ile hareket edebilmesini engelleyen koşullar içinde olduğunun farkında: Emeklilerin zor bir duruma düştüklerinde, emekli maaşlarını satışa çıkarmalarını, ticari tabirle "kırdırmalarını" engellemek ve dolayısıyla ekonomik gücü olan kişi ve kurumların, mesela bankaların ya da tefecilerin toplumun emeklilerden oluşan büyük bir kesiminin zor durumda olmalarından yararlanarak, emekli maaşlarını bir rant kapısı haline getirmelerinin önüne geçmek istemiş yasa koyucu.

Geçebilmiş mi? Yargı onay belgesi meşru kabul ettiği müddetçe hayır.

Bankaya verilen onay, bir gelirin ya da malın rehini değil; hayatın rehni!

Bankalar neden hayatları rehin alıyor?

Yasa haczedilemeyecek malları sıralamış. Emekli aylıkları haczedilemez haklardan iken; diğer çalışan aylıklarının ise dörtte biri haczedilebiliyor. Bu konuda önden yapılan anlaşmalar da geçersiz.

İşte burada bankalar emekli tüketiciye maaşının haciz edilebilmesine ilişkin bir belge imzalatsa dahi, hukuken geçerliliği yok.

O zaman niye icra işiyle uğraşsın? Kaynağında yapıyor kesintiyi, tereyağından kıl çeker gibi, hem de dörtte birlik yasal sınırla da muhatap olmuyor; emekli maaşının tamamını "şak" diye alıveriyor. Ne icra dosyası, ne hacizmiş, haciz muvafakati olsa dahi dörtte birinden fazlasını alamayacakmış; Bankanın umurunda dahi olmuyor; haczedebilme onayı değil, tamamına el koyma onayı alıyor.

Bankanın umurunda dahi olmayan bir diğer konu da, el koyduğu maaşın emekli tüketicinin ve ailesinin yaşamlarını sürdürecek tek gelirleri olduğu gerçeği...

Ayrıca, hukuksuzluk sadece bununla kalmıyor: Banka kendisini rehin yoluyla icra takibini yürütecek olan icra mercii yerine koyarak, hesaptaki parayı da kendisi tahsil ediyor. Yani, emekliden aldığı onay ile banka, kendini devletin icra yetkisi ile donatıyor.

Emekli tüketicinin çilesi burada da bitmiyor; SGK'ye gidip, maaşını başka bankaya aktarmak istediği zaman SGK, sanki bankaların temsilcisi, vekili gibi "muvafakat vermişsin aktaramayız" diye cevap veriyor.

Peki efendim; emekli tüketici bu durumu hiç kötüye kullanmaz mı? Yani "Nasıl olsa maaşım kesilemiyor; başka gelirim ve malım mülküm de yok; çekeyim krediyi ve harcayayım" demez mi? İnsan yavrusu çiğ süt emmiş; böyle istisnalar neden olmasın.

Ancak bu gibi istisna hallerini esas alarak tüm vatandaşların haklarını ihlal etmeye yönelik rejimler OHAL'in genelleştirildiği rejimler olarak tanımlanır. Ama istisnayı önlemek için, yargı kararı ile emekliyi, ailesini açlık ve yoksulluğa terk etmek, hukukun Finans sektörü lehine el koyma aracı haline getirilmesi anlamına geliyor.

Peki çözüm?

Öncelikle, devletin, emeklilik gelirlerini emekli ve ailesinin acil olarak ortaya çıkabilecek ihtiyaçlarını, tüketici kredisine başvurmak zorunda kalmaksızın karşılayabileceği bir düzeye çıkarması yönünde anayasal sorumluluğunu yerine getirmesi gerekli.

Ancak emekli gelirindeki nakdi artış ile sağlığın / eğitimin ücretsiz olması gibi kamusal desteklerin verilmesi sağlanıncaya kadar, Bankaların emekli tüketicilerden aldıkları onay,  yasada belirtilen maaşın ancak dörtte birinin kredi borcuna takas edilebileceğine ilişkin bir onay olarak kabul edilmesi şu andaki acil ihtiyaç.