Yaz, Gezi ile gelir - Erkan SOLMAZ - Bursaport.com

Yaz, Gezi ile gelir

Erkan SOLMAZ 01 Haziran 2018 Cuma, 09:48

Yaz, Gezi ile beraber gelir İstanbul'a, 2013 den beri.

Tepebaşı'ndaki otoparka bırakıp arabayı, Odakule'nin yanından çıktık arkadaşımla İstiklal'e. Yol boyu kulağımız radyoda, gözlerimiz cep telefonlarımızdaki Facebook ve Twitter sayfalarındaydı. "Polis Gezi Parkı'ndan çekildi." diye geliyordu haberler. Beylikdüzü'nden yola çıktığımızda, böyle bir haber yoktu. Çok iyi bir haberdi bu.

Caddede çok yoğun bir gaz kokusu vardı. Dün geceden kalan koku, halen daha dağılmamıştı. Sabah da buradan geçmiştim, genzi, gözleri yakan o ağır koku devam ediyordu.  Caddede gaz maskeleriyle, baretleri ile Gezi'ye doğru yürüyen insanlara katıldık. Galatasaray Lisesi'nin önünden geçerken lise öğrencilerinin, lisenin bahçesinin demir korkulukları ardından dağıttığı, ince beyaz gaz maskelerinden alıp taktık.

Taksim'e doğru ilerlerken Gezi Parkı tarafından yoğun bir duman yayıldığını gördük gökyüzüne. Aynı yöne yürüyen insanlarla ilk kez görüşmemize rağmen yıllardır tanıyormuş rahatlığı ve güveni ile konuşuyorduk. Dumanın, parktan ayrılan polislerce tutuşturulan konteynerlerden geldiği söyleniyordu. Doğru veya yanlış bilemiyoruz ama olmayacak gibi de gelmiyordu kulağa. Şu son beş gündür yaptıklarına bakılırsa, yangın sıradan bir iş bile sayılabilirdi onlar için. Taksim'e hem dumanın tedirginliğini duyarak hem de cadde boyunca duvarlara, mağaza kepenklerine, camlarına yazılmış yazıları okuyarak ulaştık. İçinde zekâ ve mizah dolu çok şık yazılar da vardı, gereksiz, hatta olmaması gerekenler de.

Taksim Meydanı bir önceki yıl yapılan 1 Mayıs kutlamasındaki gibi dopdoluydu. O yıl valilik izin vermemişti ama 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanmasına. Oysa son iki yıldır çok coşkuyla kutlanıyor ve olumsuz herhangi bir şey yaşanmıyordu. Herhalde olumsuz bir şeyler yaşanmalıydı ki bu yıl izin vermemiş ve kapatmıştı meydanı iktidar. Ardından da, Atatürk ve İnönü için iki ayyaş benzetmesi, Atatürk Kültür Merkezi yıkımı kararı, 3. Köprü'ye konulan ad gibi muhalif insanları rencide edici tarzda sürekli kışkırtıcı açıklamalar yapıyordu. Hiç bir belgesi, doğru dürüst bir tek resmi olmayan, yüz yıl öncesinde var olduğu söylenen Topçu Kışlası'nın yeniden yapılacağını gerekçe göstererek, Taksim Meydanı'nı yeniden düzenlemeye, Cumhuriyet kazanımlarının sembolü niteliğinde görülen AKM'yi yıkmaya ve bölgenin kalan tek yeşil alanı olan Gezi Parkı'nı ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Topçu Kışlası'nı güya ihya etmek isteyen iktidar, aynı günlerde Taksim'in hemen dibinde bulunan Kasımpaşa'daki tarihi kışlayı ise yıkıyordu. "Ben devletim, istediğimi yaparım ve kimsenin farklı düşünmesine değer vermem, hatta yok ederim." mesajının net bir ilanıydı iktidarın yaptığı.

İşte, belediyenin, Taksim'de trafiği yer altına alma adıyla yürüttüğü çalışma esnasında, Gezi Parkı'nın Harbiye tarafındaki ağaçlara zarar verdiği için yapılan protestolara, orantısız şekilde müdahale edilmesi, çadırların yakılması, polis köpeklerinin protestoculara saldırtılması, yüzlerine doğrudan gaz sıkılması üzerine tüm Türkiye'de, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir duyarlılık oluşmuştu. Birbirinden çok farklı düşünen, çok farklı yaşam tarzları olan ama içinde birlikte yaşama arzusu barındıran ve farklılıklarına, yaşam tarzlarına biraz olsun saygı bekleyen ve bunu hak ettiğini düşünen milyonlarca insan bu vicdanları yaralayan uygulama ve söylemlere karşı ortak hareket ederek, cesaret ve tavır geliştirdiler. Hiç bir örgütlülük ve liderlik beklemeksizin kendi tepkilerini gösterdiler.

Önceki akşam, üç büyük futbol takımının taraftarları normalde hiç rastlanmayacak şekilde birlikte hareket etmişler, Gezi Parkı'nda çadırları yakılan, gaz sıkılan gençler için dayanışma göstermişlerdi. Beşiktaş taraftarlarına 19:03'de, Galatasaray taraftarlarına 19:05'de ve Fenerbahçe taraftarlarına da 19:07'de Gezi parkında buluşma çağrısı yapılmış ve tüm taraftarlar Taksim'de bir araya gelmişti. Gece boyu protestolar sürmüş ve müthiş bir dayanışma gösteren gençler, yaşlılar, orta yaşlılar, hep birlikte otoriteye karşı durmuşlardı. Gezi'de olmayan, olamayanlar ise hiç tanımadıkları ama varlıklarından memnuniyet duyduğu hatta takdir ettiği bu protestoculara, apartman kapılarını açarak polis şiddetine karşı sığınma imkânı sağlamış, WIFI şifrelerini açıklayarak protestocuların haberleşmelerine olanak vermişlerdi. Gece boyu sosyal medyadan dayanışma mesajları paylaşılmıştı.

Sabah da gelmiştim Taksim'e. İstiklal'in girişinden Taksim Meydanı ve Elmadağ kısmına kadar her tarafını gezmiştim. Her yerde barikatlar vardı. Barikatların bir tarafında yorgun ama neşeli gençler, diğer tarafında ise yine yorgun, ama sert ve mutsuz bakışlı, bitkin halde polisler vardı. Şimdi ise sabahın aksine hiç bir polis yoktu meydanda. Ya da resmi kıyafetli polis yoktu. Yorgun gençler de iyice dinlenmiş ve yanlarına dinamik, canlı, capcanlı yeni arkadaşları katılmıştı.

Dumana doğru yaklaştıkça yangının çok daha ciddi olduğunu gördük. Gezi Parkı girişindeki şantiyeye ait konteynerlerden biri yanıyordu. Yangın ağaçlara çok yakındı ve eğer biri tutuşursa Gezi'deki bütün ağaçlar yanabilirdi. Bu yangın nedeni ile Gezi Parkı yanarsa çok büyük bir rezalet yaşanacak ve "Gezi'de ağaçları savunanlar, polisin çekilmesi ile birlikte ağaçları yaktılar." şeklinde yandaş medya için çok uygun bir kara propagandaya konu olacaktı. Bu nedenle mutlak söndürülmesi gerekiyordu. İtfaiyeye yapılan çağrılar "Güvenlik nedeni ile Gezi Parkı'na müdahale edemiyoruz." diye yanıtlanınca parktaki tüm insanlar yangını söndürmeye çalıştı.

Alevler gittikçe yayılıyordu. İnsanlar bir yandan polisin parktan çekildiğine seviniyor, bir yandan da yangının bir an önce söndürülmesi gerektiği ve söndürme aracının olmaması nedeni ile kargaşa yaşayarak, dağınık ve panik halde pet şişelerle söndürmeye çalışıyorlardı yangını. Olmuyordu ama, alevler daha da güçleniyordu.

Gezi Parkı içinde, Divan Oteli'ne doğru, yangın yerinin yaklaşık yüz metre ötesinde bir süs havuzu bulunur. Okul yıllarında, çevresinde çok oturur ve serinler, dinlenirdik Gümüşsuyu'ndan çıktığımızda arkadaşlarımızla.

Havuz içinde az da olsa biraz su bulunuyordu. İlk önce ellerindeki yarım litrelik, 1 litrelik pet şişelere suyu dolduranlar, koşturup alevler üzerine dökmeye çalışıyorlardı. Ama rüzgârın etkisi ile alevler daha da büyüyor, kaotik durum aşılamıyordu. Bu dağınıklık, o sırada söndürme çabalarında koşuşturan genç bir kızın, "Arkadaşlar, insan zinciri oluşturalım." sözü ile düzene girdi. Yangın yeri ile havuz arasında iki sıra insan zinciri oluşturuldu. Bir taraftan su dolu pet şişeler geliyor, alevlere dökülüyor, boşalan pet şişeler diğer insan zinciri ile havuza ulaştırılıyor ve havuzdan alınan su ile tekrar doldurularak yangın yerine götürülüyordu. Küçük pet şişelere yarım yamalak yırtık bidonlar, çevredeki dükkânlardan getirilen kap kacaklar katıldı daha sonra. Zincir uyum içinde çalışınca, yangının söndürülebileceği inancı insanların yüzüne yansıdı. Yüzlerdeki başaracağız umudu belirginleştikçe daha hızlı hareket ederek kısa sürede söndürüldü yangın.

Herkes derin bir nefes aldı. Yorgunluktan çimenlere, ağaç altlarına yayıldı insanlar. Yokluk, imkânsızlık içinde olunsa da dayanışma ile neler yapabileceklerini görmenin sevinci okunuyordu yüzlerinde, yüzlerimizde.

Yaz gelmişti İstanbul'a ve ilk günüydü.