Ne güzel demokrasi

Erkan SOLMAZ 01 Mayıs 2019 Çarşamba, 12:12

Ne güzel şeymiş bu demokrasi. Öğretmenimiz anlatırdı hep ama anlamamıştım bu kadar önemli ve eğlenceli olduğunu, meğer ne güzelmiş, kolay bir de hele böylesi tam bana göre.

Sevgili Günlük, ne zamandır yazamıyorum sana ama bunu kesin yazmalıyım. Hem bu satırları Sınıf Başkanı olarak yazıyorum. Altta imzamı da ona göre atacağım. Şaşırdın değil mi? Bak sana baştan anlatayım:

Geçen hafta pazartesi günü öğretmenimiz, "Haftaya Sınıf Başkanlığı seçimi yapacağız. Kim başkanlığa aday olmak istiyorsa Yusuf, Serap ve Kenan'a bildirsin. Bu seçim için onları görevlendirdim. Onlar artık Seçim Kolu olarak bu seçimi yönetecekler. Çarşamba'ya kadar başvurularınızı yapın, haftaya onların belirleyeceği gün ve saate kadar da arkadaşlarınızla konuşun, çalışmalarınızı yapıp, seçime hazırlanın. Cuma gününe kadar bitsin bu iş." dedi. Çok netti öğretmenimizin talimatı.

Salı günü hemen gittim Yusuf'un yanına. Adaylık başvurumu yaptım. "Yusuf lan, başka kim var aday olan?" soruma, Yusuf çok ciddi olarak, "Şu an itibari ile bu konuda bir bilgi paylaşılması, seçim sürecinin şeffaflığı ve seçim kolumuzun tarafsızlığı açısından uygun görülmemekte olup, seçim kolumuzun resmî iletişim kanalı olan "5E Seçim" adlı Whatsapp grubundan Çarşamba saat 24:00'ten sonra adayların kimler olduğu ve bundan sonraki süreç ve takvim paylaşılacaktır. Bu süre içinde başka iletişim kanallarına itibar edilmeyecektir." dedi.

İçine hangi mahkeme duvarı, sıkıyönetim bildirisi kaçtıysa artık çocuğun, hiç bir ipucu da vermedi. Babam anlatır hep, buralarda eskiden sıkıyönetim diye çok sıkı bir yönetim varmış. Bu pek sıkı yönetimin yöneticileri de halka yapacağı duyuruları, "Bilmem kaç numaralı sıkıyönetim bildirisidir!" diye televizyonlarda çatık kaşlı, sert bakışlı spikerlere okuturlarmış. Aynı bizim Yusuf gibi.

Çarşamba akşamı saat bir türlü ilerlemedi. Kim var başka aday acaba? 24:00' ü beklerken dayanamadım, uyuyakaldım. Ne güzeldi, rüyamda Başkan seçilmiştim. Zeynep de çok sevinmiş, boynuma atlamış, öpüp tebrik etmişti. Zeynep? Zeynep benim sınıf arkadaşım; al yanaklı, gül dudaklı, ceylan bakışlı, güzeller güzeli, şirinler şirini canım benim. Onu görünce dizlerim karıncalanır, yüreğim pır pır eder kaçar gider kafesinden. Ne çok sevindi Başkan oluşuma. Zeynep böyle sarılacaksa eğer sınıf başkanı olduğumda ne yapıp edip Başkan olmalıyım. Muhakkak.

Perşembe sabah uyanır uyanmaz ilk iş hemen seçim kolumuzun Whatsapp grubunda yayınlanan sınıf başkanlığı seçimi aday listesine baktım. Hay Allah ya yine o: Hasan.
Hasan geçen sene sınıf başkanıydı. Ama bir derste öğretmenle tartıştı. Öğretmenimiz geometri dersinde ünite dergisindeki bir soruyu çözerken takıldı kaldı, baktı ki çözemeyecek gibi: "Bu soru hatalı çocuklar. " dedi bize. O sırada atıldı bu Hasan, "Öğretmenim yanlış yoldan gidiyorsunuz. Şöyle şöyle yapılsa çözebiliriz." dedi. Hoca çok kızdı Hasan'a. Hiç Hoca'ya öyle 'yanlış yapıyorsunuz' denir mi? Hiç hocaya karşı gelinir mi? Ben gelmem mesela. Hocalar hep en doğrusunu bilir. Bizim öğretmenimiz de zaten hep doğruluktan dürüstlükten bahseder bize. "Çalmayım çırpmayın, kimsenin hakkını yemeyin." der. Böyle diyen, bize hep güzellikler öğreten böyle bir hocaya bu yapılır mı? Hasan işte böyle yapınca, Hoca da susturdu, oturttu tabii Hasan'ı. Hasan değişik bir çocuk, böyle sorulara hep farklı açıdan bakar. Defteri ters çevirir, yan döndürür, olmadı kalkar uzaktan bakar, kaldırır tavana, ışığa doğru tutar aşağıdan bakar, uğraşır durur çözeceğim diye. O şekilde yapa yapa sonunda teneffüste çözdü o soruyu. Hoca ertesi gün sınıf başkanlığından aldı Hasan'ı. Yasin'e döndü sonra: "Yasin seni seçtim, Sınıf Başkanı sensin artık." dedi. Geçen yıl son iki ay Yasin oldu böylece başkanımız.

Şimdi yine aday bizim bu Hasan. Üzüldüm tabii, ulan bir seçime de girme değil mi ama. Bırak bu seçimde de ben Başkan olayım, ne var yani? Yok, ama illa girecek, huysuz bu Hasan huysuz. Zeynep de çok istediğine göre Başkan olmamı, listeyi öğrenir öğrenmez hemen başladım propagandaya. Bu propaganda kelimesini o akşam öğrendim. Babama söyleyince başkanlığa aday olduğumu, "Zaman kaybetme Adil, hemen başla propaganda çalışmalarına" demişti. Ben de sabah okula gider gitmez başladım propagandaya.
Sınıfta her arkadaşa yanaşıp konuştum. O hafta boyunca, kızlara renkli renkli tokalar, cıvıl cıvıl kurdeleler hediye ettim, oğlanlara türlü türlü toplar aldım, futbol topu mu isterler, basketbol topu mu, oyun kartları, bilgisayar oyunları için şifreler, zor levelları geçme tüyoları mı, ne isterlerse, verdim de verdim. Yeter ki beni seçsinler.

Hoca da, çağırdı bir ara beni yanına, beni destekleyeceğini söyledi, usulca konuştu: "Adil," dedi, "söyle arkadaşlarına. 'eğer' de 'beni desteklerseniz' de 'öğretmenimiz size sınav sorularının nerelerden, hangi konulardan çıkabileceğini bile söyleyecek, kafadan hepinize sözlü notu olarak birer artı verecek de' bile" dedi. Çikolatalar, pastalar, gazozlar... ne yedirmediğim kaldı ne de içirmediğim kantinden.

Hasan ise sadece soruların nasıl çözüleceğini anlattı durdu, başka da bir şey söylemedi, bir çiklet olsun onu bile vermedi kimseye.

Sonunda seçim günü geldi. Öğretmenimiz daha ilk ders başlamadan seçim kolundaki arkadaşlarımızı çağırdı. Konuştular. Sonra Yusuf döndü sınıfa doğru. Yüzüne yine o suratsız spiker suratını takındı, yüksek sesle okudu elindeki metni: "Arkadaşlar bu yılki Sınıf Başkanlığı seçimini bugün 3. ders saati içinde yapacağız. Seçim boyunca sınıfa tüm öğrenciler tek tek gireceklerdir. Seçimde sadece seçim kolumuzun hazırladığı oy pusulaları kullanılacaktır. Sınıfın içinde ve dışında gürültü yapılmayacaktır. Sandık başında sadece seçim kolu üyeleri ve aday arkadaşlarımızı temsilen birer öğrenci bulunacaktır. Seçim kolumuzun uyarılarına dikkat edilmesi ve harfiyen uyulması gerekmektedir."
Seçim Kolu acayip iyi çalışmış: çok dikkatli bir şekilde yürüttü seçimi. O kadar ki oy veren her öğrenciye, sınıf listesinde kendi isminin yanına imza attırıldı. Kimlikler tek tek kontrol edildi. Kimliği yanında olmayan arkadaşlar oy kullanamadı. Hatta şeffaf ve kapaklı bir ayakkabı kutusu getirmiş Serap evinden, onun kapağında yarık açmışlar oy kâğıtlarının atılacağı şekilde, pek bir yerel seçim sandığına benzedi bizim sandık da.

Ben önceki geceden iyice hazırlanmıştım zaten. Teneffüslerde ve 3. derste seçim sırasında sınıfın dışında arkadaşlarıma kalemdi, silgiydi bir sürü hediyeler verdim, hepsini sıkı tembihledim bana oy vereceksiniz diye. Herkes çok memnundu hediyelerimden.

Seçim bitti. Heyecan dorukta, kalbim çıkacak sanki içinden. Sayımın bitmesini, başkan ilan edilmemi ve Zeynep'in atılıp boynuma sarılıp öpmesi bekliyorum. Hem bu yıl çok çalıştım çok propaganda yaptım. Kesin seçilirim. An meselesi artık Sınıf Başkanlığım.

Tek tek sayıldı oylar. Serap, Adil Hakyemez diye adımı okuyup, oy pusulasını kaldırıp gösterdikçe sandık kuruluna doğru, dünyalar benim oluyordu. Hasan Taşdemir dediğinde ise yıkılıyordu bütün o dünyalar. Sanki biraz az mı dedi benim adımı.

Sayım kısmı da bitti, tamamlandı. Yusuf yine aynı spiker suratı ile açıkladı sonucu:
"Arkadaşlar, büyük özen, sükûnet ve yüksek katılım ile yapılan 5E sınıfı Sınıf Başkanlığı seçiminde toplam 32 oy kullanılmış olup, 2 geçersiz oy bulunmaktadır. Geçerli olan 30 oyun 9 tanesi Adil Hakyemez'e, 21 tanesi de Hasan Taşdemir'e aittir."

Olamaz, nankör bu insanlar nankör, onca hediye verdim hepsine yine de oy vermediler bana. Hasan ve arkadaşları sevinç çığlıkları atmaya başladı. Halaya durdular sınıfın içinde.

O ara öğretmen çağırdı Seçim Kolu üyelerini. Yusuf, Serap ve Kenan hemen gittiler hocanın yanına. Hoca çok sert görünüyordu. Anlamadık ne dediğini ama pek kızgın kızgın konuştu. Sonra Yusuf geldi yine sandığın yanına. Bir terslik vardı belli ki. Yusuf zar zor susturdu sınıfı.

"Arkadaşlar, bir dakika, " dedi " Lütfen sakin olunuz. Henüz sınıf başkanının kim olduğu açıklanmış değildir." Herkes dondu birden, ben ise canlandım. Ne oldu acaba?

"Arkadaşlar," diye devam etti Yusuf, " Arkadaşlar, geçen yıl yapılan sınıf başkanlığı sırasında Hasan arkadaşımız, sınıf başkanlığından alındığı için bu yıl yapılan seçime girmesi uygun değildir. Bu nedenle seçim sonuçlarında 1. olmasına karşın başkanlık yapamayacağı açıktır. Böylece Sınıf Başkanlığının, seçimde 2. olan Adil Hakyemez arkadaşımıza verildiğini ilan eder, Adil'e çalışmalarında başarılar dileriz" dedi. Dedi yani, Başkan ilan etti beni, Başkan oldum artık. Nasıl sevindiysem artık Yusuf'un boynuna sarılıp öptüm yanaklarından. Mehmet'le Hüsnü koştu geldi yanıma hem şaşkınlar hem de çok sevindiler. Neredeyse kaldırıp omuzlarına alacaklar beni. Zor kurtardım kendimi. Ben Mehmet'le Hüsnü'yü değil Zeynep'i bekliyorum aslında. Gelsin, hani niye gelmiyor? Canım ben giderim ne olacak, gittim Zeynep'in yanına:
"Zeynep Başkan oldum ben" deyip açtım kollarımı. Gelsin sarılsın diye. Ama Zeynep:
"Böyle başkanlık mı olurmuş!" dedi ve döndü gitti, bir daha da bakmadı yüzüme.

Sevgili Günlük, anlamadım ki niye böyle yaptı? Oysa ne güzeldi Başkanlık, ne güzeldi demokrasi.
Adil Hakyemez
5E Sınıf Başkanı

<a https:=""http://mymsdspace.site"="" title=""mymsdspace" tl="">mymsdspace mymsdspace