Kamu spotundan iyiye, farklıya ve özele

Erkan SOLMAZ 17 Nisan 2018 Salı, 23:52

Size de olur mu? Kamu spotlarına maruz kalır mısınız? Kalırsınız da bunu fark eder misiniz?

Aylardır sabah kahvaltısı sırasında nargile kullanımını azaltmaya yönelik Yeşilay'ın kamu spotu ile cebelleşiyorum. Hani şu "Dondurmanızı on kişiyle paylaşır mısınız?" ile başlayan. Merak etmeyin spotun devamını anlatmayacağım, yoksa siz de hemen ayrılırsınız bu yazıdan. Ben öyle yapıyorum çünkü. Kamu spotu başlar başlamaz kumanda elimdeyse hemen değiştiriyorum kanalı, kumanda elimde değil uzakta ise televizyona ulaşıp hızlıca, düğmesinden kapatıyorum.

Sigara kullanmayan, nargileye karşı hiçbir sempatisi olmayan, çok yüksek olasılıkla da tütün ve türevleri ile hiç işi olmayacak biri olarak her gün tütün dumanının vücutta ilerleyişine ve yarattığı hasarın görüntülerine maruz kalıyorum. Bu spotun tütün ürünleri satılan alanlarda, sigara kullanımı için ayrılan özel mekânlarda, nargile kafelerde yayınlanmasına hiçbir itirazım olmaz. Hatta çok doğru iş yapmışlar derim. Hiç görmedim gerçi oralarda yayınlandığını. Ama genel geçer, herkesin izlediği yerlerde, sabah sabah kimsenin nargile içmeyi aklına dahi getirmediği saatlerde, insanları bu kötü görüntüleri izlemek zorunda bırakmak olacak şey değil doğrusu. Spotu izlediğimde "Evet çok doğru, dondurmamı on kişi ile paylaşmadığım gibi nargilemi de paylaşmamalıyım. Ama özel bir nargile alır ve marpucu da bana özel olursa o kadar da önemli bir sorun yok sanki" mesajını alıyorum. Spot bana seslenmiyor. Ama istisnasız herkesi nargile kullanıcısı sayıyor. "Belki siz içmiyorsunuzdur, ne de güzel yapıyorsunuz." dese, insan, "A bak işte, içmediğim için fark ediliyor ve övgü görüyorum." diye düşünür ve mutlu olur içmediğine. Oysa spot herkesi genelleştiriyor, farkın kalmıyor içenden.

En azından spotta "Tütün kullanmayan sevgili seyircilerimize bu görüntüler ile verdiğimiz geçici rahatsızlık için özür dileriz" benzeri bir alt yazı koysalar diyorum. En azından "Bak beni de unutmamışlar." deriz değil mi?

Size de olmuştur, Sağlık Bakanlığı Sigarayı Bırakma Hattı'ndan defalarca arandım daha önceleri. Sigarayı bırakmam için yardımcı olabileceklerini, bunu başarabileceğimi ifade eden cesaret verici cümlelerle başlayan nice çağrı aldım. Hepsine "Ama önce sigaraya başlamalıyım." diye cevap vere vere sonunda onlar da anladılar herhalde durumun saçma halini ki, ne zamandır bu amaçla çalmaz oldu telefonum. Hala bekliyorum oysa.

Aynı duyguyu şu yollarda arabalar hız yapmasın, yaparsa da sadece şoför değil, içinde kim var kim yok hepsi sağlam bir zıplasın yerinden, kafasını aracın tavanına çarpsın, çarparken de şöyle yapana yaptırana okkalı bir küfretsin diye konulan kasisler var ya onlarda da hissediyorum. "Herkes hız yapar, kimse uymaz levhada belirtilen hız sınırına zaten" diye düşünür herhalde bu kasisleri koyanlar. Oysa ben hızı sevmem. Kontrolü kaybedeceğimi hissettirir, huzursuz eder beni, trafikte hız yapmak. Ama ben de hız yapacaklar yüzünden aynı kasise maruz kalırım. Sürüş kalitem azalır, arabamın altı sürter, gereksizce daha da yavaşlar, hız yapanlar yerine konulurum. Ee ne işe yaradı benim hız limitlerine uyma hakkındaki duyarlılığım?

En azından kasis öncesinde yollara, "Hız limitlerine uyan değerli sürücülerimize verdiğimiz geçici rahatsızlık için özür dileriz" benzeri bir tabela koysalar diyorum. En azından "Bak beni de unutmamışlar." diyelim değil mi?

Bir de aşırı güvenlik önlemleri var, bilirsiniz. En çok havaalanlarında olur hani. Mont bir yana, cüzdan, anahtar, telefon bir yana, yetmez, "Dııt, beyefendi botlarınızı çıkarır mısınız?" Hele kemer çıkarma rezilliği. Her erkek o X-Ray önünde az sonra kurbanı üstünde o meşhur sahneleri canlandıracak Nuri Alço halleri ile bir tuhaf olur. Hele çıkışta nasıldır görüntü ama. Eve kocası gelmiştir kadının, aniden kaçıp kurtulmak gerekmektedir. Botu, montu çabucak giyip, uçağa binilecek kapıya hızla giderken yolda da kemerini takan erkekler hep o sahneleri hatırlatır bana. Kadınların da X-Ray sonrası halleri farklı değil. Onlar da asansörde ateşli, hızlı bir sevişme sonrası üstünü başını, saçını çantasını toplayan, bunu da kimseye belli etmemeye çalışan kadın görüntüsü vermiyor mu? Peki niye buna maruz kalıyorlar, kalıyoruz. Uçağa yakıcı, kesici, patlayıcı sokmamızdan şüpheleniyorlar değil mi? Çünkü hepimiz şüpheliyiz, olağan şüpheli. Kolay şüpheli. Siz hiç bu aramalarda yakalanan silah, bomba falan gördünüz mü? Göremezsiniz, silahlar, bombalar oradan geçmez çünkü, başka kapıları vardır onların. Bu güvenlik noktalarında da pasaport kontrol noktalarında da hep kendimi suçlu gibi hissederim. Ya uçağı patlatacağım, ya da o ülkeye kaçak giriyorumdur.

En azından şu güvenlik noktaları öncesinde görünen bir yere, "Siz aslında şüpheli değilsiniz, biz size güveniyoruz ama işte el mecbur, arıyor görünmemiz lazım, bu nedenle verdiğimiz geçici rahatsızlık için özür dileriz." benzeri bir tabela koysalar diyorum. En azından "Bak beni biliyorlar aslında da, diğerlerine ayıp olmasın diye arıyormuş gibi yapıyorlar." diye düşünüp mutlu olalım değil mi?

Sözün özü yanlış giden bir şeyler var. Çok şey var da o kadar dağılmayalım şimdi. İnsanı özel değil genel, farklı değil sıradan, iyi değil kötü kabul eden genel bir anlayış var. Oysa dünya, özel, farklı ve iyi insanlarla dolu. Şu körüğün önünde duran asık suratlı adam dışında, metrobüsün neredeyse tamamı mesela. Tek sorun iyiyi, farklıyı, özeli yok sayan yönetsel kalıplarımız.