Çırak aranıyor

Erkan SOLMAZ 01 Aralık 2018 Cumartesi, 23:57

Refik Durbaş'ın şiiri ne güzel bir umuttur, hele iş arayan çırağa. 

Ortaokul birinci sınıftan ikinci sınıfa geçtiğim yaz. Her yaz tatili, bizim için çalışmak demek. Çalışmadan olmaz. Ailemize katkımız olmalı. Boş da duramayız.

O yaz, karşı komşumuzun bir tanıdığının petrol istasyonunda işe girdim. Kamyonlara mazot, otomobillere benzin, motosikletlere benzin-yağ karışımı yapıp veriyoruz. Petrol istasyonu, Bursa'nın batısında Çalı'da. Biz ise şehrin doğusunda yaşıyoruz, Ortabağlar'da. Saatler sürüyor yol. Patron öğle yemeği vermiyor, biz de bir arkadaşla inadına bakkala yazdırıyor, patrona ödettiriyoruz, yediğimiz ekmek ile helvayı. Patron dini bütün adam, inanmış. "Cumaya gideceksiniz." diyor, ben gitmiyorum. Pis pis bakıyor bana. Cumaya gitmeliymişim. Daha ilk işim ve patrona karşı direniyorum. Çok kızıyor bana.

Ahmet Abi var, PTT'nin motorlu postacısı, hep bizden yakıt alıyor. Beni de çok seviyor, "Oku oğlum sen, akıllı adamsın." diyor, gururumu okşuyor onun sözleri. O gün de benzinle yağı karıştırıp metal litre kaplarıyla veriyorum Honda motoruna yakıtını. İki tane pompa var istasyonda. Pompalar şimdiki gibi otomatik değil, tetiğe sürekli basman gerek. Ahmet Abi ile aynı anda bir kamyoncu geldi, uzun sürdü deposunu doldurmak, Ahmet Abi de bu arada parayı vermeden bastı gitti, tozu içinde kaldık Honda'nın. 'Yabancı değil, unuttu herhalde, sonra öder nasıl olsa' diye düşünüp, patrona söylemedim parayı alamadığımı.

İki saat sonra Ahmet Abi geldi, bana uğramadan doğrudan patronun yanına gitti. Çıkarken:
"Erkan," dedi "demin unuttum yakıtın parasını vermeyi Patrona ödedim. Tamam mı?" dedi, Ben de:
"Tamam abi." dedim. Ahmet Abi gitti.

Patron çağırdı az sonra. Köpürmüş çok kızgın, bağırıyor;

"SEN PARA ALMIYOR MUSUN YAKIT VERİNCE? NE BİÇİM ADAMSIN, ÇIKAR ÖNLÜĞÜNÜ GİT, GELME BİR DAHA DA!"

Haydaa! Kovuldum.

"Patron, kızma paraları alıyorum, Ahmet Abi unuttu gitti ben kamyona yakıt verirken, yabancı değil, nasıl olsa gelir diye sana söylemedim." dediysem de dinlemedi. Haftalığımı verdi kovdu beni.

Şimdi ne yapacağım, eve ne söyleyeceğim, annem ne diyecek? Zaten zar zor iş bulmuşum. Bütün yaz nasıl geçecek? Of sıkıntı büyük, çok büyük.
Kafamda yanıtsız sorularla, sıkıntıyla belediyenin kırmızı otobüsüne bindim. Gün ortası, otobüs boş, cam kenarına oturdum. Gözlerim dükkânların camlarında, eleman ilanları arıyorum. Fomara'da indim. Heykel'e yürüyüp yol boyu eczaneleri, bakkalları, kahvehaneleri, atölyeleri gezdim. Yok. Eleman arayan yok. En çok eczanelerde ümidim. Bi "ÇIRAK ARANIYOR" yazsa hemen dalacağım içeri. Yok ama, şehirde bir tane çırak arayan yok!

Cumhuriyet caddesi var Bursa'da, tekstilcilerin, kırtasiyecilerin, sobacıların, beyaz eşyacıların bol olduğu bir cadde. Oraya gittim. Burada kesin bir çırak arayan vardır. Saatlerce yürüdüm. Yok ama, yok işte, kimse beni aramıyor! Plakçı, kasetçi de bol bu caddede. En ünlüsü Çokran Plak. Bayılırım kasetçi dükkânlarına. Orijinal kayıtlardan, karışık kasetlere, en acılı arabeskinden türkülere, Madonna'nın, George Michael'ın pop şarkılarına kadar her tür müzik çalar bu kasetçilerde. Kasetler, walkmanler, radyolar, teypler raflarda. Bayılırım izlemeye. Bütün kasetlere, resimlere bakarım. Kapakları uzun uzun inceler, arkasını çevirdiğinde görülen şarkı listelerini okurum, ezberlerim hatta. Yine girdim içeriye kasetlere bakıyorum. İşten atıldığımı da unuttum artık, dükkânın, seslerin büyüsüne kapıldım. Bir kasete bakıyor her tarafını okuyor, onu bırakıyor, Kasetçi Abi'den bir diğerini istiyorum.

Bir kaset gördüm tezgâhın üstünde. Kapağında kocaman küçük harflerle "livaneli", altında küçücük, küçük harflerle "istanbul konseri" yazıyor. Beyaz gömlek giymiş gözlüklü, bıyıklı bir adam, elinde mikrofon, şarkı söylüyor. 'Çok havalı bir resim. İyi yapmış adamlar.' dedim kendi kendime. Elime aldım, çevirdim arka kapağını, okumaya başladım. A yüzü: Merhaba, Kardeşin Duymaz, Karlı Kayın Ormanı, Odam Kireçtir Benim, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz. B yüzü: Çırak Aranıyor. Neee! "Çırak Aranıyor" Bir daha okudum yine "Çırak Aranıyor" Aha! İşte beni arıyorlar. Sonunda gördüm Çırak Aranıyor'u.

Kasetler o zamanlarda jelatininden açtırılır, birkaç dakika çaldırılır, öyle alınırdı.

"Abi bu kaseti açar mısın?" dedim, açtı teybe koydu.

İçli bir keman sesi başladı. Diğer bütün sesler kesildi birden kasetçi dükkânında. Bambaşka bir ezgi, işten atılmışlığın kasveti, kederi ile aynı bu ses. Az sonra hızlandı, bir saz aldı götürdü ezgiyi. Coştu içim, umut doldu yüreğim. Çıkıp koşturacağım dışarıda da şu Çırak Aranıyor'u merak ediyorum bir yandan. Eve kadar sabredemem ya.
"Abi," dedim. "Çırak Aranıyor'a alsana."

Kasetçi kızacak ama alacağımı da anladı, bir şey demedi. Çevirdi, başa sardırdı kaseti.

"Başlıyor dinle." dedi.

ELİM SANATA DÜŞER USTA, YÜREK ACIYA...

Of tam benlik, ruhumu okşadı, sardı sarmaladı şefkatle bedenimi. Şarkıyı sonuna kadar dinledim orada.
"Tamam, abi alıyorum." dedim. Parayı uzattım. Paketlemeye başladı kaseti.
"Yok abi gerek yok, sağ ol."

Öylece aldım kaseti hızla çıktım dükkândan. Bir an önce eve gidip kırmızı mono teybimizden dinlemek için koşturdum otobüse.
Petrol istasyonundaki işi kaybetmiştim, kovulmuştum ama çok sağlam bir iş bulmuştum artık, hiç işsiz kalmayacağım, müzik dolu, kitap dolu bir çıraklıktı bu.