Ama olsun, ecdad

Erkan SOLMAZ 19 Mart 2018 Pazartesi, 13:39

"Bak şimdi sen yenisin ama göreceksin. Birazdan şu kâfir sergiye girip, bu zındıkların arsız yanaklarına, bu günahkârlara ecdadımızın tokadını patlatacağız. Görecekler, ecdadımızın o şanlı tarihine, o kutlu hatırasına yapılacak hakaretin nelere mal olacağını görüp, öğrenecekler."

"Ben hep takip ediyorum sizi. Ecdadına sadakatle bağlı sizler, bana bu mukaddes topraklarda yaşama bahtiyarlığı veriyor. Allah razı olsun sizlerden üstadım. Daha öncesinde de gösterdiniz siz ecdadımıza bağlılığınızı. Ben okumuştum haberlerinizi, hatta resminizi de görmüştüm gazetede."

"Allah senden de razı olsun kardeşim. Evet, doğru hatırlıyorsun. Nerede ecdadımıza saygıda bir kusur var ise, bir olup gerekli cevabı gösteriyoruz bu zındıklara. Daha önce Konstantinapol yazmıştı Galeria diye bir AVM var ya hani şu Ataköy sahilinde. Sen o haberde görmüşsündür. Güya modern sergiymiş. Yüzyıllardır İstanbul adı ile bellediğimiz, Ecdadımız Sultan Mehmet Fatih Han Hazretlerinin binlerce şehit kanı ile fethettiği, Peygamberimiz, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin, fethinin kutlu mucizesini verdiği bu kutsal topraklara, Konstantinapol denmesinin nelere mal olacağını, nelere yol açacağını gösterdik, tarihini, ecdadını bilmez bu zavallılara. Gerçi İstanbul adı da eski Yunancaymış ama olsun."

"Ne demekmiş ki İstanbul demek üstadım?"

"Şehre doğru muymuş, şehirde miymiş neymiş ne. Ama olsun. Biz bu şehre Konstantinapol denmesine izin vermeyiz. Devletini sevmeyen, ecdadını bilmeyen haine hilalin gölgesi haram olsun"

"Olsun üstadım olsun, haram zıkkım olsun."

"Sağol kıymetli kardeşim."

"Üstadım siz nereliydiniz?"

"Biz Trabzonluyuz kardeşim. "

"Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri ile akrabalığınız Trabzon'u fethettiği yıllara dayanıyor demek ki."

"Efendim?"

"Ecdadımız dediniz ya o yüzden yani, büyük büyük dedeniz oluyor yani Sultan Mehmet Han Hazretleri herhalde."

"Yoo, anlamıyorum muhterem kardeşim ne diyorsun?"

"Şey diyorum üstadım yani Sultan Mehmet Han Hazretleri anne tarafından mı baba tarafından mı ecdad oluyor? Onu sormak istemiştim."

"Haa... Yok be oğlum öyle değil. Nerede öyle Sultan multan torunluğu biz de."

"Ne bileyim şu soyağacı sorgulaması yapılıyor ya bu aralar e-devlette, oradan mı tespit ettiniz dedim acaba? Bir de üstadım, öyle candan öyle içten ecdad diyorsunuz ki ben de sarayla sultanla direk bir göbek bağınız bir kan bağınız var diye düşünmüştüm."

"Ne sarayı ne sultanı be kardeşim, bizimkiler sarayı uzaktan bile görmemişlerdir. Benim dedemler balıkçıydı. Olsa olsa vergi memuru görmüşlerdir ancak devlet-i ali mensubu olarak. Ama olsun biz ecdadımızı böyle biliriz. Hanlardır sultanlardır bizim ecdadımız."

"Hanlardır sultanlardır üstadım."

"Bak kıymetli kardeşim bir keresinde de Kontenporari miymiş neymiş, ecdadımız Ulu Hakan Abdülhamit Han Hazretlerinin o nur yüzünü, açık saçık, çıplak kadın vücuduna nakşetmişler, bu kafir resmi sergileyip, güya sanat sayan kâfirlere gösterdik hassasiyetimizi. Allah var, gam yok canım kardeşim. Bizler burada nefes aldıkça, bu toprakları vatan belledikçe, bu zındık soysuzların, bu Lut kavmi artıklarının emellerine ulaşamayacaklarını, İslam bayrağının, ümmetin sancağının yücelerde ilelebet dalgalanacağını beyinlerine zerk eyledik. Gerçi Abdülhamit Han Hazretleri affedersin kardeşim, İstanbul'da ilk kerhaneyi açanmış, ilk rakı, bira fabrikasını yaptıranmış, çok rom içermiş, çok baskı yapmış zamanında halka, çok toprak kaybetmiş Osmanlı İmparatorluğu onun zamanında ama olsun. Biz ecdadımıza laf söyletmeyiz. Çek bir Salâvat kardeşim canı gönülden, titresin arş-ı alâ derinden..."

"Titresin üstadım."

"Geçen gün de yine ecdadımız, son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendinin köşkünde yıllarca yaşadığı, alnı secde gördüğü yerde ahlaksız bir sergi açmışlar. Tabii hemen mümin kardeşlerimizle bir olup gerekli hassasiyeti gösterdik. Haklı tepkimizi, hassas refleksimizi icra ettik. Gerçi orası özel mülkmüş, alnı secde gördüğü yer diye, mihrap diye arkadaşların söylediği yer şömineymiş, yönü de kıbleyi göstermiyormuş ama olsun biz nerede ecdada İslam'a bir yanlış yapan varsa tepkimizi gösterir orayı dar ederiz kendilerine."

"Ederiz üstadım, Allah'ın izniyle ederiz üstadım"

"Haftaya da Beyoğlu'na gideceğiz bak sen de gel. Şu ibneler var ya hani Legebete mi ne diyorlar kendilerine. Sen biliyor musun ne demek legebete?"

"Bilmem mi üstadım."

"Tabii... sen iyi bilirsin vay çakaaal... İşte bu i.neler onur yürüşü mü ne yapacaklarmış. Ulan sizin her tarafınız onur olsa ne yazar be. Biz varken ulu Osmanlı'nın torunu, ecdadına değer kıymet veren bizler, mümin ve de hassas vatandaşlar oldukça siz o yürüyüşü yapabilir misin hiç. Bre gafiller... Gerçi Sultan Dördüncü Murat Han için de şöyle böyle derler, bu minvalde bir şeyler söylerler. Yok, İran seferi sırasında Emir Gune diye biri mi varmış, sultan bununla çok mu samimi olmuş, efendim halvetlere mi dalmış bununla, yok Emirgan adı da buradan mı gelirmiş yok sarayda oğlancılık varmışmış, ama olsun biz ecdadımıza laf söyletmeyiz kardeşim. Biz Osmanlı torunuyuz bu şeref herkese nasip olmaz"

"Olmaz üstadım."

"Olmaz kıymetli kardeşim... Haydi gidiyoruz şu sergiyi bir de biz gezelim. Satırları, sopaları da unutmayın ha. Haydi kıymetli ecdad sevdalısı kardeşlerim."

"Üstadım bu sergide ne vardı?"

"Ne demek ne vardı?"

"Şey yani biz neye refleks göstereceğiz şimdi?"

"Hakikaten ya, neydi? Dur bizim reise bir sorayım ben."