Sermayenin dayanılmaz hafifliği

Ekrem DEMİRÖZ 28 Kasım 2018 Çarşamba, 17:38

Geçmiş siyasal kültürümüzden iki sınıf kaldı aklımızda. İşçi sınıfı ve burjuva sınıfı.

Henüz o zamanlar siyasal bilincimizi karıştıracak ara sınıflar yoktu ya da biz farkında değildik. Yine de üretim var oldukça çalışan - çalıştıran çelişkisi de var olacağı için iki temel sınıfın varlığı değişmedi. Ancak o sınıflara yüklediğimiz anlam, sosyal, bilimsel ve ekonomik gelişmeler nedeniyle başkalaştı ve biraz da değer yitirdi.

Baskıya ve sömürüye göğüs gerecek işçi sınıfı, üretimin çeşitlenmesine ve çalışan sayısının artmasına rağmen etkisizleşti. Sistem, çalışan sınıfların örgütlenmesine izin vermedi ve sendikalı işçi sayısı giderek azaldı. Bugün kayıt dışı çalıştırılan işçilerin sigortalı çalışanlardan daha fazla olduğu iddia ediliyor. Sigortalı çalışan işçilerin de ne yazık ki çok azı sendikalı. Bu koşullarda çalışanlardan demokrasi ve hukuk kavgası beklemek pek de gerçekçi değil.

Peki; geleneksel sermaye sınıfının durumu ne oldu? Çalışanlardaki bu dağılmaya karşın daha güçlü ve etkili olabildiler mi? Hiç kuşkusuz sermaye sınıfı daha örgütlü görünüyor. Ancak etki alanları göründükleri gibi mi? Örneğin burjuvalaşmayı başarabildiler mi? İktidarlara yön verecek güce sahipler mi?

Bu sorulara olumlu yanıt vermek zor. Kaldı ki yaşanan süreçte iyi bir sınav da vermediler. Örneğin; hukukun ortadan kaldırılmasına ses çıkarmadılar. Demokrasiye ilişkin tüm değerlerin birer birer yok edilmesini de görmezlikten geldiler. Örtülü ve mahcup birkaç uyarı dışında gerçek bir itirazda bulunmadılar.

Tarihsel süreç bize şunu kanıtlıyor. Varlık nedenlerini hukuka, demokrasiye ve kültürel değerlere dayamayı başaramayan sermaye sınıfı yalnızca çok zengin sınıf olmayı başarabilir. Ayrıca gün gelir, yeni oluşacak bir siyasal gücün yarattığı dönem zenginlerinin de kuşatması ile karşı karşıya kalırlar.

Bugün de öyle oldu. Boşalttıkları alan talancı bir zihniyetin yarattığı türedi zenginlerce dolduruldu. Bu kavganın ve var olma savaşının geleneksel sermaye lehine çözüleceğini düşünmek için elimizde ise çok az sebep var.

Kaldı ki demokrasi ve hukuk olmadan bir ülke ekonomisinin varlığını sürdürmesi pek kolay değil. Nitelikli ve kayıtlı sermaye gücüne sahip geleneksel zenginlerimizin bu konuyu bizden daha iyi bilmeleri gerekir.

Tanımlamaya çalıştığımız bu zengin grubun tek şansı var. Demokrasi ve hukuktan yana güçlerle işbirliği yapmak. Hem kendi gelecekleri hem de ülkemizin geleceği için başka bir yol yok.