İşsizlik ve demokrasi

Dursun EROĞLU 17 Nisan 2019 Çarşamba, 00:07

İşsizlik çığ gibi... Değil iş arayan gençlerin iş bulması, artık iyi kötü bir yerde çalışanların durumu bile her geçen gün riske giriyor. Gözlerden kaçan en önemli nokta ise şu: Türkiye ekonomisi, dışa bağımlı ve düşük katma değerli yapısı yüzünden "yasal/meşru istihdam" kapasitesini hızla yitiriyor. Bu yapı sadece işsizliğe yol açmıyor, demokrasi adına dişle tırnakla elde edilen bütün kazanımları tehlikeye atıyor.

TÜİK, hafta başında istihdam verilerini açıkladı. Buna göre, geçtiğimiz Ocak ayında işsizlik, bir yıl öncesine göre yaklaşık 4 puan artarak yüzde 14,7 oldu. İşsizlik oranı gençlerde ise 6,8 puan artarak yüzde 26,7'ye tırmandı.

Devletin resmi rakamlarına göre son bir yılda tam 872 bin kişi işini kaybetmiş.

Böylece çalışabilir nüfus içinde istihdam edilenlerin oranı yüzde 2 azalıp yüzde 44,5 olurken, "istihdam edilen" toplam nüfus 27 milyon kişiye düşmüş.

Son bir yılda, işsiz sayısı 3 milyon 409 binden 4 milyon 668 bine çıkmış.

Çalışabilir nüfus içinde "işgücüne dahil olmayanlar"ın sayısı ise 28 milyon 922 binden 29 milyon 192 bine yükselmiş.

Şimdi diyeceksiniz ki, "işgücüne dahil olmayan" yani, çalışabileceği halde bir işi olmayan kişi sayısı 30 milyona doğru giderken, neden "işsiz" sayısı 4-5 milyon olarak açıklanıyor? Tabi bunda "işsiz" sayılanların, İŞKUR'a iş başvurusunda bulunanlar olması önemli.

Şimdi sıkı durun... TÜİK, "herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadan çalışan" diye bir kategori kullanıyor.

Yani "kayıtdışı", sigortasız vs. kaçak çalışan...

Bu "kayıt dışı çalışan"ların oranı ise şaka değil, tam yüzde 33,1!

Yani çalışan her üç kişiden birisi kayıtdışı...

Vergi yok, sigorta yok....

15-24 yaş grubu, yani gençler arsında işsizlik oranı ise rekor... Erkeklerde yüzde 24,5, kadınlarda yüzde 29,1.

Gençler arasında işsizler kadar da "Ne okuyan, ne çalışan" kesim var.

 Yani bunlar aslında işsiz, ama iş de aramıyorlar. Oran, erkeklerde yüzde 25,5, kadınlarda yüzde 32,8.

Rakamlar böyle...

Gelelim rakamların ardındaki gerçek tabloya...

Türkiye ekonomisi, finansal bakımından dışa bağımlı, düşük teknolojili ve pek çok şeyi ithal etmek üzerine kurulduğu için rekabet gücünü hızla yitiriyor. Özellikle son 10-15 yılda ucuz emek kovalayan batı sermayesinin Çin, Hindistan hinterlandına kayması sonrasında yabancılar Türkiye'de fabrika kurmaktan vazgeçti. Bir türlü ulusal, bağımsız yapı kurulamadığı için mevcut fabrikalar da batının ünlü markalarına fason çalışmaya devam ettiler.

Teknoloji üretimi olmadığı için bağımlılık ilişkileri kronik hale geldi ve bu da ekonominin katma değeri yaratmasına, sonuçta rekabet gücünü artırmasına engel oldu.  

İktidardaki parti hangisi olursa olsun, bu düşük katma değerli ekonomide gereği kadar vergi toplayamazsınız. Konu sadece varlıkların zayıflığı değildir. Örneğin bu tür ekonomilerde yabancı sermayeni tahkim vs. bir sürü koruma zırhı ve ayrıcalıkları vardır. Devletin teşvik ve muafiyetlerinden en yüksek düzeyde yararlanan onlardır. Ancak vergiye geldi mi, muafiyetten geçilmez... 

Türkiye'de KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin ağırlığının en önemli gerekçelerden birisi bu değil mi?

"Ben çalıştım, Hamdullahın şiş kafa yedi" derdi bizim köylünün birisi!

Çevrenize bir bakın...

Bursa tekstil kenti...

Ama çalışan, ter döken, üreten Bursalı tekstilciler; ama parayı kazanan batının markaları...

Mağazalarda tanesine 100-150 lira verdiğimiz gömlek ve tişörtlerin fabrikada 3-5 liraya üretildiğini duyuyoruz. Batılı adam basıyor üzerine markasını (hatta o markaları da bizim tekstilciler kendisi basıyormuş), sayıyor paraları...

Otomotiv sektörü ha keza...

Koskoca şirketler batılı otomobil markalarının kuruşu kuruşuna maliyet hesaplarına mahkum bizim yan sanayici...

Bizim şirketlerin hiç birisi ürettiği malın fiyatına müdahale edemiyor!

Mevzu derin...

Birkaç ay önce, Ankara'daki bir OSB'de yangın çıktı. Bir fabrika, içindeki 5 işçisiyle kül oldu.
O akşam, televizyonda izlediklerim aklımdan çıkmıyor.

İşyeri sahiplerinden birisi, 80 küsur milyonun kafasına vurur gibi konuşuyordu:

"Bakın, burada yanan işçilerin beşi de Suriyeliydi. Buradan açıklıyorum, bunu sayın devlet büyüklerimiz bilsin artık. Bu (adını veriyor) Organize Sanayi Bölgesi'nde çalışan işçilerin yüzde 80'den fazlası Suriyelidir. Biz burada kendi insanımızı, normal asgari ücretli, sigortalı, yasal işçi olarak çalıştıramıyoruz... Devletimiz bilsin bunu. Asgari ücretli bir işçinin aylık maliyeti ne yapsan 3 bin liranın altına düşmüyor. Ben o kadar para kazanmıyorum ki işçime vereyim. Suriyeliler sigortasız, 500-600 lira aylıkla çalışıyor. Onlar olmasa bu şirketleri bir bir kapatmak zorunda kalırız..."

Bursa'daki OSB'lerde kaçak sığınmacı çalışan var mıdır, ne kadardır bilgim yok. Ancak doğa gezilerinde fark ettim ki, Bursa ve çevresinde artık neredeyse bütün çiftliklerde çalışanlar ya Suriyeli, ya Afgan vs. Gördüğüm bütün çobanlar yabancı. Beşevler KSS'de pek çok imalathanede Suriyeli çalışıyor.

Pekçok alışveriş yerinde varlar.

"Suriyeli" aşkının arkasındaki "duygusal" nedenleri anlamak hiç zor olmuyor.

Peki, nereye kadar?

İyi haftalar...