"Beka" üzerinde hovardalık!

Dursun EROĞLU 01 Nisan 2019 Pazartesi, 18:20

Aylardır memleket gündemini işgal eden; "ülkenin bekası", memleketin var olma/yok olma meselesi gibi sunulan belediye seçimleri nihayet sona erdi. Bursa'daki belediye yönetimlerinde önemli bir değişim olmadığına göre bizim "beka" kurtuldu.

Bu sefer de yırttık!

Peki, Bursa'da koltukların, makamların, özel çıkarların dışında neydi bu "beka"? 

Yani 31 Mart seçimi sonuçlarıyla hangi kötü gidişata engel olduk?

Hangi riskleri atlattık?

Bu soruların yanıtını bilmiyorum. Bilen bir babayiğit çıkar mı onu da bilemem. Ancak ben sizlere bugün Bursa için gerçek, elle tutulur, hepimizin canını acıtacak, cüzdanını boşaltacak, hem beden hem de ruh sağlığımızı bozacak, sofamızdakileri azaltacak gayet somut, elle tutulur bir  "beka"dan söz etmek istiyorum.

"Beka" deyince işte buna derim!

Ve en önemlisi şu; Bursa'da mahalli idareler el birliği ile kentin bekasını tehlikeye atmış, tam gaz ilerliyor.

Seçim zamanları birbirine kıyasıya saldıran, belaltı dahil her sıklette enseyi karartan siyasi partiler, çıkar grupları bu sahici "beka"yı görecek bir göze bile sahip görünmüyor.  Tersine, bu tahribat, yok oluş üzerinden tam bir hovardalıkla, nasıl rant yaratırız dışında arayış göremiyoruz.

Bahsettiğim şey, ovası, dağı, gölleri, doğası ve yaşam alanlarıyla Bursa'nın tahribatı...

Farkında mısınız, birinci sınıf tarım arazilerinin bulunduğu Bursa Ovası'nda artık tarım bitmek üzere...

Ovadan geçtik, batıda Karacabey, Mustafakemalşaya, doğuda İnegöl'e doğru uzanan alan hızla tarım dışına itiliyor.

Yetmedi, Mudanya, Gemlik şehrin mahalleleri, banliyöleri olmaya doğru gidiyor.

Önceki gün, Balat civarında, hani şu önümüzdeki aylarda açılacak olan Bursa Şehir Hastanesi'nin yapıldığı Doğanköy'ün biraz ötesindeki Hasköy'den başlayıp Dereköy, Çepni üzerinden Tirilye'ye yürüdük.

Harika bir doğa, her türlü meyvenin, sebzenin yetişebildiği verimli topraklar... DSİ sulama göleti yapmış, insanlar gayet güzel zeytin, üzüm, incir bahçeleri kurmuş...

İçinizden sadece bu bölge bile bütün Bursa'yı doyurur diye geçiriyorsunuz.

Oysa yaşlı ve emekli insanlara kalmış köylerde, üretimden hızlı bir kaçış var.

Arazi yollarında yürürken, çevrenizdeki boş bırakılan tarla ve bahçelere bakarak kuru soğanın, patatesin niye bu kadar kıymete bindiğini; domatesin, biberin niye yanına yaklaşılamadığını anlıyorsunuz... Tarlalar, bahçeler boş.

"Burada hangi ürünler yetişiyor" diye sorduğum orta yaşın üzerindeki bir köylünün cevabı aynen şu oldu: "Bizde her hastalıktan 100 gram var!"

Yani artık domates, patates, biber, patlıcan gibi sebzeler; elma, şeftali, armut gibi meyveler falan hepsi birer "hastalık"!

"Hiçbir şey yapma, otur emekli maaşını ye, daha rahatsın" diyor köylü.

Bölgede çiftçi sadece zeytin ve incire tutunabilmiş.

"Sat, yat, ye devri"  diyor adam...

Zira üretmenin, çalışıp terlemenin karşılığı yokmuş!

Verimli tarım arazileri üzerinde olağanüstü bir hovardalık söz konusu.

Herkes kafasına göre bir şey yapmış...

"Büyükşehir", "Bütünşehir" derken, tarımdan kaçış hızlanmış.

Köylerde tarlanın dönümü 100 bin liradan aşağı değil. Tabi tarlaları, bahçeleri satın alanlar çiftçilik için değil, "bahçeli ev" yapmak için alıyor. Moda deyimle "Villalık arsa"!

Büyük çoğunluğu emekli, yaşlı insanlar...  Genç olanlar çok az.

Kentin kirliliğinden kaçıp, doğanın kucağında, kendi meyve sebzesini yetiştirmek, sabahları bahçedeki tavuğun yumurtası ile kahvaltı yapmak, bahçedeki ağaçtan meyve yemek hayaliyle 1-2 dönüm bahçe almış, içine tek göz kulübeden, prefabrik ve lüks villaya kadar herkes parasına göre yerler yapmış.

Ancak ortada bir plan olmadığı için örneğin en büyük sorun ulaşım... Toprak yol. Evi yol kenarına yapmayı tercih edenler bin pişman. Her bir araç geçtiğinde toz bulutu altında kalıyorlar.  Altyapı çoğunda yok. Günlük ihtiyaçların karşılanması sorun.

Bizde maalesef arazi yolları öteden beri göz ardı edildi. Ne İl Özel İdaresi, ne de belediyeler ilgilendi arazi yolları ile.

Sonuç?

Doğaya yakın yaşayacağım diye varını yoğunu harcayan insanlar için tam bir hayal kırıklığı...

Verimli toprakların atıl,  amaç dışı kalması...

Kazanan, sadece emlakçılar ile bölgeden arazi kapatan gözü açıklar...

Arada bir bahçeyi satıp, altına lüks otomobil çeken köylüyü de görebilirsiniz...

Mevzu uzun, konu belli...

Şimdi bunun belediyelerle ne alakası var, diyorsanız...

İşte o kadar uzak, bekamıza duyarsızsınız!

Tam tersine...

Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin yapacağı en hayırlı iş bu hovardalığa son vermektir!

Örneğin, kent merkezinden sıkılıp en azından hafta sonlarını yeşillikler içinde  geçirmek isteyenler için özel imar planları hazırlanabilir...

Malum, deniz kirli de olsa geniş bir sahil bandına sahibiz.

Tek bir zeytin ağacını sökmeden bunları yapabileceğiniz harika yerler var.

Bu talebi bu şekilde karşılarsanız, rastgele yerlerin konuta açılmasını önlersiniz...

Tabi çiftçiyi, tarımsal üretimi desteklemek de artık belediyelerin kucağında bir iş...

"Görevleri" demiyorum, yasal olarak maalesef belediyeler bu konuda "yasak"tan başka söz bilmez.

Ama bu iş belediyelerin "kucağında"...

Nazım İmar Planlarında tarım alanı gösterilen yerlerin korunması işini belediyelerden başka yapacak kimse yok.

Keza ormanların, yaylaların, meraların, deniz, göl ve göletlerin...

Bence asıl beka buralarda...  

Ve belediyeler bu şekilde vurdumduymazlığa devam ederse yakın gelecekte film tamamen kopacak...

İşte o zaman kurusoğana sahiden muhtaç olacağız. Kilosuna bin lira da versek bulamayacağız...

Bu beka, laf değil!

Başta Bursa Büyükşehir Belediyesi olmak üzere bütün ilçe belediyelerinin Bursa için yapacakları en hayırlı iş, işte bu hovardalığa dur demek, kentin, ülkenin bekasını kurtarmaktır!

İyi haftalar...