Eskinin sokakları

Cemal YAĞCI 05 Kasım 2014 Çarşamba, 10:16

Anadolu kasabası kimliğini hala koruyan sessiz, huzurlu sokaklarını, rengarenk evlerini, bireysel çabalarla korunan "baba evlerini" seyrederim.

Şehrin, ben diyeyim 50, siz deyin 100 yıllık tarihini bu sokaklarda yaşarım. Bitişik nizam evlerin, birbirinden güç alarak ayakta kalan evleri hala güzelliğini korur benim için, yıkılmaya yüz tutsa bile...

Bazıları tamamen ahşap, bazıları bağdadi sıvalı, kara tuğla örgülü, tek ya da iki katlı evler. Aslında sokağa bir uçtan diğer uca baktığımda ne şekilleri, ne renkleri, ne de boyutları birbirine benzemeyen sağlı sollu dizilmiş "evcikler". Hatırlıyorum, onların çoğunun helası dışarda, bahçedeydi bir zamanlar. Banyoları da yatak odası olarak kullanılan odada yüklüğün içinde küçük bir odacık.

Banyo deyince hadi sizi buradan alıp memleketime, Gördes'e götüreyim.

Yine böyle bir ev, 1950'li yıllarda heyelan nedeniyle taşınan Gördes'in yeni evlerinden. Üst katta girişte caddeye bakan sağ tarafta yan yana dizilmiş, eşit boyutta üç oda. Birinci odanın karşısına mutfağı, diğer iki odanın kapıları salona bakıyor. O ne salondu öyle, saklambaç oynarken birbirimizi bulamazdık, meğer ne kadar küçükmüş.

Salonun pencereleri bahçeye bakıyor, badem ve incir ağaçları görünüyor, asma biraz çaprazda kalmış. Evin altı her odanın altında başka bir bölmenin yer aldığı dam. Damda tavana baktığınızda ahşap kalaslara çakılmış çivilere bağlanmış ayva, kavun ve narlar.

Yukarıda halı olmayan bölümlerden ışık sızıyor. Bir bölüm odunluk-kömürlük, Bir bölüm eskiden halı odası olarak kullanılan bölüm. Halı odası dediysem; halı dokunan, hani hep söyleyegeldiğim kirkit sesleri eksik olmayan oda. Halının bir yevmiyesi bir lira olunca annem ilkokul üçten sonra okulu terk etmiş, öyle önemli orası. Damların diğeri de tütün malzemelerinin, selelerin, kamışların, tellerin, çapaların konulduğu bölüm. 

Şimdi banyoya geri dönelim. Bu hikayeyi çok yeni dinledim, annemin bugüne kadar gizlediği ama bence aradan 55 yıl geçtiği için açıklanmasında sakınca olmayacağını düşündüğüm bir hikaye bu.

Rahmetli babacığım evlenince girişte sağdaki odayı annemle babama vermişler. Odanın bir köşesine banyo bölümü yapmış babam. Banyo dediysem şimdinin en küçük duşakabinleri onun yanında hamam sayılır. Alttan giderlerini sonra bağlarım demiş, döşeme tahtasının arasından aşağıya akıtıyormuş suları.

Bahar ayları, ee gençlik de var, yeni de evli. Bir gün, üç gün, beş gün aklından tamamen çıkmış gider meselesi. Tütün zamanı gelmiş, malzemeler aşağıdan alınacak. Bir de inmiş ki onca zaman aşağı akan sabunlu sular, kargıların, selelerin üzerinde aka aka hepsini çürütmüş kapkara etmiş.

Kimseye söyleyememiş, sessizce temizlemiş ortalığı, temizlemiş ama ertesi gün dedem koca sesiyle bağırıyormuş "Nediiim! Getirsene oğlum gaagıları" (kargı-kamış).

Kargı mı, kargı nerde?