Çocuk Haklı...

Cemal YAĞCI 20 Kasım 2013 Çarşamba, 08:58

Başkanlığını Prof. Dr. Bahar Gökler hocamızın yaptığı Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği'nin açıkladığı, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Gündem: Çocuk! Derneği, Çocuk Akıl Sağlığı ve Rehberleri Derneği, Gençlik Servisleri Merkezleri Derneği ve Kadın Dayanışma Vakfının desteklediği bildiriyi paylaşıyorum.

"Bir ülkede çocuk hakları konusunu izleyen, değerlendiren, bu konudaki aksaklıkları saptayan ve Çocuk Hakları Sözleşmesi doğrultusunda bu hakların karşılanmasını sağlayan, çocuk politikalarını geliştiren ve uygulayan ülke yönetimini elde tutan erktir.

Bu bağlamda, ülkemizde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bir "Çocuk Hakları Stratejisi ve Uygulama Planı" oluşturulması kararı alınmış ve çalışmalar 13 Ekim 2010 tarihinde başlatılmıştır. Ancak bu planın gerçekleştirilip, gerçekleştirilmediğine ilişkin kamuoyu ve STK'lar ile herhangi bir veri paylaşımı yapılmamış, bu plan çerçevesinde çocuk hakları açısından ne düzenlemeler getirildiğine ilişkin eylem ve yaptırımlar tanımlanamamıştır.

Son 5 yıl içinde, ülkemiz çocuk ve gençlerine yönelik olarak kitle iletişim araçlarınca topluma duyurulan, üzerinde tartışılan konuların çoğu ne yazık ki çocuk haklarının yakından izlenmesi, gerçek bir duyarlılıkla yaşama uyarlanması değil, çocuk haklarının çiğnenmesi, göz ardı edilmesi ve yanlış yorumlanmasına ilişkindir. Yine çocuk ve gençler üzerinde yapılan araştırmalar çocuğun yüksek yararı ilkesi temel alındığında, Çocuk Hakları Sözleşmesi'ndeki hakların yaşama geçirilmesinde pek çok eksiklikler, aksaklıklar bulunduğunu göstermektedir.

Çok geniş bir ölçekte ülkemizi örnekleyen bir dağılımla, çocuklar ve ergenler çocuk hakları sözleşmesine ve çağımıza ters düşen yaklaşımlarla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çatışmaların ortasında kalan ya da çatışmaların ortasına atılan çocuklar, fiziksel ve duygusal olarak örselenmiş; taş attığı iddiasıyla 15-18 yaş arası çocuklar, ağır ceza mahkemelerinde yargılanmak üzere tutuklanmış ve hapishanelerin ezici ortamında kalmışlardır.

4+4+4 sistemi ile birdenbire anaokulu yaşındaki çocukların bilişsel, ruhsal, sosyal açıdan hazır olmaksızın ilkokula alınmaları ve yine mesleki gelecekleri hakkında bütüncül bir karara varabilmelerinin olanaklı olmadığı bir yaşta bu zorunlulukla karşı karşıya bırakılmaları ve de mesleki süreçlerinin erişkinler tarafından biçimlendirilmesi, çocuk ve ergenlerin gelişimlerine uygun eğitim alma haklarını sınırlamak anlamını taşımaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okulların açılışı sırasında çocuklara dini içerik taşıyan ve din adına savaşmayı özendiren kitapların dağıtılmış olması Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 14. Maddesi olan Çocuğun Düşünce, Din ve Vicdan Özgürlüğü maddesi ile uyumlu değildir.

Ülkemizde görüşlerini demokratik biçimde çeşitli toplantı ve gösterilerle ifade etmeye çalışan ve kendi seçtikleri konutlarda yaşamlarını ve eğitimlerini sürdürmekte olan gençlere şiddet uygulanmakta, bu gençler etiketlenmekte ve yaşantılarını özgür biçimde sürdürmeleri engellenmektedir. Bu durum, 18 yaşına kadar çocuk sayılan tüm diğer çocuk ve ergenler açısından da risk oluşturmakta, onları nasıl bir gelecek beklediği ile ilgili bir güvensizlik ortamı yaratmakta ve insan haklarını görmezden gelen bu antidemokratik ortam onların gelişimlerini çeşitli boyutlarda olumsuz yönde etkilemektedir.

Çocuk işçiliği konusunda varolan politikaları belirleyenler de içinde olmak üzere genel bir duyarsızlık ve bilgisizlik söz konusudur. Dolayısıyla bu alanda açık bir çocuk ezimi bulunmaktadır.

Ülkemizde çocuk istismarının boyutları giderek artmaktadır. Özellikle son yıllarda, toplumumuzda cinsiyet ayrımcılığının, dinsel bir vurguyu da öne çıkararak, belirgin bir biçimde artması, ülkemizde kız çocuklarına yönelik ihmal ve istismarın, kız çocuklarını ve genç kızları cinsel bir nesne olarak görmeyi içeren tutumların belirginleşmesine ve sonuç olarak bu durum çok sayıda çocuğun örselenmesine yol açmaktadır. Töre cinayetleri, çocuk gelinler, kızlar üzerine yönelen feodal, çağdışı baskılar hep bu tutumların ve bakış açısının yansımalarıdır.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun 2010 yılında hazırladığı "Ergen Gebeliği" konulu raporda 25-49 yaşlarındaki kadınların yüzde 25'inin 18 yaşına kadar, yüzde 5'inin 16 yaşından önce evlendikleri belirtilmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2012 yılında 15-18 yaş grubunda toplam 91 bin 114 kız çocuk doğum yapmıştır. Bu çocuklar Çocuk Hakları Sözleşmesi açısından, pek çok haklarından yoksun bırakılmış, gelişimleri ketlenmiş çocuklardır.

Dünya Çocuk Hakları Günü'nü kutlamak yalnızca sözde kalıp, eyleme dönüştürülmediğinde, çocuklar adına hiçbir işlev ve gerçek bir anlam taşımaz. Yukarda aktarılan ve çocuk hakları açısından hiç de sağlıklı bir görünüm içermeyen bu durumun sorumlusu, bu koşulları değiştiremeyen, düzeltemeyen erişkinlerdir. Bizler hepimiz, çocuklar ve gençler adına daha çağdaş, daha aydınlık, daha eşitlikçi ve çocuk hakları sözleşmesinde belirtilen tüm haklara sahip oldukları bir ülkeyi onlara sunmakla sorumluyuz. Bu sorumluluk aynı zamanda bir ülke sorumluluğudur."

Son olarak bir duyuruyu paylaşalım:

Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği ve Gündem: Çocuk! Derneğinin birlikte düzenlediği, uluslararası katılımlı Sosyal Hizmet Sempozyumu 2013-Türkiye'de Çocuğun Refahı ve Korunması "Kapsayıcı Bir Yaklaşım Arayışı" temasıyla 28-30 Kasım tarihlerinde Kocaeli Üniversitesinin Umuttepe Yerleşkesinde yapılacak.