Bayram yazısı

Cemal YAĞCI 08 Ağustos 2013 Perşembe, 07:59

Çam ağacından yapılma, çocukların kaldıramayacağı kadar büyük ve ağır yer sofrasının ilk bayram anılarım arasında önemli bir yeri var. 

Ne çok insan sığardı o sofranın etrafına...

Nasıl tarif edeyim, bağdaş kurar gibi yaptığınız sağ dizinizi sofraya doğru uzatır, sol dizinizi yukarı kaldırır, kolunuzun altına saklarsınız.

Toprak güveçte pişen et sabah erkenden fırına gönderilmiştir, saatlerce yavaş yavaş pişmiştir. O ne lezzettir yarabbi, o ne bereketli bir ettir. Onca insan aynı kaba onca kaşık sallar. Seçme şansın yok, önüne gelene razı olacaksın. Bazen sadece kemik geldiği de olur kaşığına, utanmasan o kemiği de yiyesin gelir.

Günler öncesinden hazırlanmış yufka ekmekleri. Mis gibi bulgur pilavının yanında kaşıklanan hoşaflar.

Börülce yemeği de olurdu, o zamanlar sevmezdim. Şimdi yeşil börülceyle yaptığım zeytinyağlı salataya doyamıyorum.

Şimdi aklıma geldi; kavun da dilimlenmezdi, bir kaşıkla içi oyulurdu , öylece sofraya getirilirdi.

İçine ceviz değil susam konulmuş baklavalar (biz Antep fıstığını çok sonra öğrendik).

Yıllar geçip de büyüdüğümde aynı güveçle bu kez ben yemek yaptırdığımda neredeyse iki kardeş yesek doymayacak gibiydik. Ya şimdiki etler bereketsiz ya da benim gibi şimdikiler doymak bilmiyor.

Çocukluğumda kağıt para ile bayram harçlığı aldığımı hatırlamıyorum, hatta dedem bir bayram, ya çok özlediğinden ya da eline öyle geliverdiğinden bir lira değil iki lira vermişti, hiç aklımdan çıkmaz. Düşünsenize bir değil iki lira.

Zaten çok para harcayacak yer de yoktu, en çok harcayacağınız yer sinemaydı, ona da amcam büfesini işlettiği için ben para vermeden girerdim.

Bayram yerindeki oyuncaklara pek meraklı değildim yine de Atlıkarıncaya bindiğim olmuştur.
Bayram yerindeki akılda kalıcı, en güzel şey macun şekeri, hatta macundan daha güzel olan şey macunun konulduğu daire seklinde ve bölümlere ayrılmış tezgah. Renk renk eriyik şekerlerin top haline getirilip limon suyuna batırıldığı muhteşem çubuklar.

Ailenin en büyüğünün toparlayıcılığında bir araya gelen koca sülale. Bayramdan bayrama görülen, görüşülen kuzenler. Almancı amcamın yeşil mercedesi.

Hep birlikte gidilen Bayram namazları.

Komşuların elini öpmek için hele de harçlık veren amcaların, teyzelerin elini öpmek için acele etmeler. Daha gecen hafta kızdırdığımız Muzaffer teyze yine de harçlık verir mi ki?

Daha öğle olmadan bayramlıklarımızın halini gören annemizin terliği.

Ramazan'ın bitişinden duyduğu sevinci gizlemeyen sarhoş babamın bayramlık kahkahaları.

Yine de her bayramın her dönemde kendine özgülüğüyle devam ettiğini söylemek lazım. Bizim zamanımızdaki bayramlar, bizim zamanımızda güzeldi. Hadi gelin şimdi güveci ortaya koyun, herkes kaşık sallasın. I ıh, o tadı bulamazsınız.

Rahmetli kayınpeder "hadi gelin harçlıklarınızı vereyim" diye seslendiğinde bizler de göz ucuyla bakardık, öyle ya, onun İrem'e vereceği harçlık o yılki bayram harçlığı rayicini belirleyecek. Bazen rakamı yüksek tutarsa itiraz ederdik, geride dünya kadar çocuk var onlara harçlık mı yeter?

Artık hacı baba da yok, bayramda bir araya gelmek de yok. Herkes kendi başının çaresine bakıyor.

Bayramınız kutlu olsun, harçlık dağıtan elleriniz cömert ve bereketli olsun.