Velhasıl Bursa ... ?

Cemal TURHAN 15 Aralık 2020 Salı, 12:41

Biontech firması tarafından üretilen aşının önce İngiltere ardından Amerika'da onay alması ve Almanya'dan gelen ilaç haberi ile artık koronavirüsün uzatmaları oynadığını söylemek çok yanlış olmaz. Büyük bir aksilik olmazsa 2021 yılı içerisinde koronavirüs hayatımızdan çıkmış olacak. 2020'nin sonunda da olsa güzel haberler almak oldukça sevindirici. Umarım Sağlık Bakanlığı tarafından Çin'den getirilen/getirilecek aşıların hızlı ve sorunsuz olarak uygulamaları yapılır. Aşılama konusunda hem 1. basamak sağlık hizmeti veren aile hekimlikleri hem de 2. basamak sağlık hizmeti veren kamu ve özel sağlık kuruluşlarının hızla organize edileceği ve sürecin sorunsuz ilerleyeceği kanaatindeyim.

Aşı konusunda bir hekim olarak kanaatimi de belirterek bugün koronavirüs konusunu kapatmak istiyorum. Geleneksel yöntemlerle inaktif virüs aşısı olarak üretilen Çin aşısının 'Faz 3' çalışma sonuçlarının olumlu açıklanması halinde eldeki en iyi seçenek olacaktır. Hem Sinovac hem de diğer aşılar için uzun dönem çalışmaları olmadığı için birbirlerine üstünlükleri olup olmadığını bilemiyoruz ancak mRNA aşısı olarak üretilen aşıların daha önce böyle bir aşılama için kullanılmamış olması ve inaktif virüs aşılarının uzun yıllardır hayatımızda olması nedeni ile Çin aşısı olarak bilinen Sinovac'ın benim için tercih nedeni olduğunu söyleyebilirim. Aşı olmak ya da olmamak diye bir tartışma ise gündemde bile olmamalı.

Korona bitince sorunlarımız bitecek mi? Tabiki hayır. Çok daha büyük bir sorun ile şimdiden karşı karşıyayız. Yıllardır duyduğumuz ama hayatımıza etkisinin ne olduğunu bir türlü idrak edemediğimiz küresel ısınma nur topu  gibi bir sorunu getirdi kucağımıza bıraktı. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinde olmadığını zaten hepimiz hissediyoruz. Aralık ayının ilk yarısı bitti, bırakın kar görmeyi daha kabanlarımızı bile giymedik. Botlar dolapların tozlu raflarından inmedi bir türlü. Yağışlar olması gereken düzeylerin çok ama çok altında. Su sorunu önümüzde kocaman bir sorun olarak yerini aldı.

Bilim insanlarının yapmış olduğu istatistiklere göre son 10 yılda en az yağış alınan yıldan yaklaşık yüzde 35 daha az yağış aldık bu sene üstelik şubat ayına kadar da makul miktarlarda yağış olmayacağı tahmin ediliyor. Barajlardaki doluluk oranları alarm veriyor. Bursa özelinde konuşmak gerekirse Nilüfer Barajı bugün itibariyle yüzde 4.5 Doğancı Barajı ise yüzde 35.7 oranında dolu sadece. Barajlardaki doluluk oranları artmazsa sadece birkaç aylık suyumuz kalmış gibi görünüyor.

Bursa ki; Uludağ'ın eteklerinden diye başlayan su reklamlarının yıldızı, yeşilin bol olduğu(!) yer altı kaynaklarının ülke çapında dağıtıldığı, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde "sular şehri" diye bahsettiği,  "Velhasıl Bursa sudan ibarettir" dediği tarihi başkent.

Aslında Bursa'mızın zamanla su sıkıntısı yaşayabileceği çok uzun zaman öncesinde öngörülmüş, bununla ilgili olarak, 2016 yılında yeraltı su kaynaklarının olumsuz kullanımı nedeniyle Meclis'e soru önergesi verilmiş, Bursa Uludağ Üniversitesinde konu ile ilgili araştırmalar yapılmıştı. Öyle ki Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi dergisinin 2019 yılı ilk sayısı 24. cildinde Simge Solak, Melike Yalılı Kılıç ve Seval Kutlu Akal Solmaz tarafından yapılan "Bursa İlinde Sürdürülebilir Kentsel Su Yönetimi" konulu araştırmaya göre Bursa'da çevre ve çevre koruma alanında hizmet veren 8 kamu kurumunda görevli 200 yöneticiyle yapılan ankette, bu yöneticilerin yüzde 61.5'inin Bursa'da su sıkıntısı yaşanabileceğini öngördüğü ortaya çıkıyor.

Yani; kentimizde suyun yönetiminde görev yapan yöneticilerin de büyük bölümü bir su sorunu yaşanacağını öngörmüşler. Ama dönüp baktığımızda sorunun çözümü için atılan önemli bir adım var mı derseniz, büyük bir soru işareti.

Bakın Çanakkale Valiliği geçtiğimiz hafta suyun kullanımı ile ilgili olarak birtakım kısıtlamalar getirmek zorunda kaldı. Çünkü sorun sadece Bursa'nın sorunu değil tüm ülkenin sorunu. Yalnızca musluklardan akan sular değil; satın aldığımız, kullandığımız her ürünün üretimi aşamasında su tüketiliyor ve sera gazı üretiliyor.

Muhakkak duymuşsunuzdur karbon ayak izi diye bir kavram var. Birim karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsüdür karbon ayak izi. Karbon ayak izi ne kadar çoksa o kadar çok sera gazı salınıyor. Hepimizin karbon ayak izi ise birbirinden farklı. Enerji tasarrufu yaparak ve bazı alışkanlıklarımızı değiştirerek karbon ayak izimizi azaltabiliriz. Karbon ayak izimiz ne kadar çok ise küresel ısınma o kadar çok tetikleniyor demektir.

Evet, evde iş yerinde kullandığımız suyu artık daha dikkatli kullanmak zorundayız. Alınabilecek tedbirleri internet ortamında basit bir tarama ile bulabilirsiniz ama karbon ayak izin konusu yakın zamanın en önemli gündem maddesi olmak zorunda. İsraftan kaçınmalı, tüketim toplumu olmaktan çıkmalıyız. Doğaya olan borcumuzu ağaç dikerek ödemek zorundayız.