Dil yarası

Cemal TURHAN 07 Eylül 2020 Pazartesi, 00:06

Pandeminin başlaması ile birlikte alınan tedbirler gittikçe artırılmış ve sonunda sokağa çıkma yasakları, destek veren vermeyen herkeste memnuniyetsizliğe neden olacak şekilde uygulanmaya başlamıştı.

Sadece bizde değil diğer ülkelerde de kısıtlama kararları peş peşe alınıyordu.

Kısıtlamanın başlamasına saatler kala elinde luppo ile virüse meydan okuyan vatandaşımız ise ertesi günü sosyal medyanın ana gündemi haline gelmişti.

Kısıtlamanın başlaması ile birlikte sokaklar sessizliğe bürünüyor, Bakanlıkça belirlenmiş meslek grupları haricinde hemen herkes evine kapanmış ve saatler hatta günler sürecek karantinayı evinde geçirmenin yollarını, bazıları ise karantinayı atlatarak hayatına kesintisiz devam edebilmenin yollarını arıyordu.

Bu dakikalarda işleri azalmayan hatta artan, zaten risk altında yaptığı mesleğini daha büyük riskler altında devam ettirmek zorunda olan sağlıkçılar ise virüse karşı verilen savaşın en ön cephesinde bulunuyorlardı. Tabi ki öncelikle kendilerini korumak kaydı ile.

Bu dönemde sağlanan imkanlar dahilinde kendisini olabildiğince korumasına rağmen son bir hafta içinde 7 hekim arkadaşımız Covid-19 nedeniyle vefat etti. Birçok vatandaşın dışarıda geçirdiği süre boyunca takmak istemediği, "nefes darlığım var, boğulacak gibi oluyorum" vs gibi bulduğu bahanelere sığınmadan; gün boyu çift maske, siperlik takarak , kimileri tulum ve çift eldiven kullanmak zorunda olarak hizmet verdiler.

Ve  birçoğu pandeminin başından itibaren ailesini kendisinden korumak için evlerine bile gitmemişti aylarca. Kaldıkları otelden kovulanları da gördü bu gözler, kendisini koruyamayan sağlıkçıları suçlayan bürokratları da ve hatta ikamet ettikleri sitelerde asansörü kullanmalarını yasaklayan site yöneticilerini de.

Bu süreçte sağlıkçıların yaşadıkları kırgınlıkları hiç kimse yaşamadı.

3 gün boyunca 5 dakika alkışlarla gönlü alınabilir sandınız ama onlar bu alkışların unutulacağını, yaptıklarına kıymet verilmeyeceğini, içlerinden birisinin dövülmesinin ve hatta öldürülmesinin birkaç haftadan fazla gecikmeyeceğini zaten biliyorlardı.

Son olarak Sağlık Bakanımızın yapmış olduğu açıklama ise sağlıkçıların özellikle hekimlerin kırgınlıklarını biraz daha artırdı. "Salgından etkilenerek görev yapamayan aile hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarının maaşlarından artık kesinti yapılmayacak. Ayrıca Covid-19 hasta takibine göre 3 ay süreyle ek ödeme verilecek. Emeklerinin kıymeti karşılıksız olan sağlık çalışanlarımıza hayırlı olsun" demişti Sn Bakan.

Anlaşılacağı üzere bu açıklama yapılıncaya kadar hastalarından enfeksiyon kaparak karantinaya giren aile hekimlerimiz ücretlerinde kesinti ile karşılaşıyorlardı. Sosyal devlet anlayışımız aile hekimlerine çok sosyal değildi aslında. Peki ama neden bu açıklama yine kırgınlık yarattı? Şöyle açıklayalım;

Aile hekimlerinin verdiği hizmet ile ilgili ilave bir ücret talebi yoktu aslında. Onlar sosyal haklarının güvence altına alınmasını istiyorlardı. Diğer hekimler gibi verilen ücretlerin önemli bir kısmı performans, ek ödeme, döner sermaye vb isimler altında üretime dayalı olarak verilen ücretler. (Sayın Bakanın açıklamasından anladığımız kadarı ile ek ödeme yine Covid-19 hasta takibine göre yani performansa göre değişecek şekilde verilecek) Maaş olarak aldıkları ödeme ise bütünün içerisinde küçük bir kısmı oluşturuyor. Başka hiçbir kamu çalışanında olmayan bu durum doğal olarak onları rahatsız ediyor. Az dava baktığı için daha az maaş alan bir hakim olmadığı gibi, daha az hırsız yakaladığı için daha az maaş alan polis olmadığı gibi ya da daha az evrak kaydeden bir memur daha az maaş almadığı gibi hekimlerin de harcadıkları mesainin karşılığında tatmin edici sabit bir ücret talep etmesi kadar normal bir durum olamaz aslında. Görevi başında vefat eden arkadaşlarının sosyal haklar anlamında "şehit" kabul edilmesini istediler. Geride kalanlarına bir maaş bile bırakamadan vefat eden hekimler oldu. Sözleşmeli çalışıyorlar ve iş garantileri de yok üstelik. Sosyal haklar dediğimiz bu hakların dernekler ve federasyonlar aracılığı ile defalarca dile getirildiğini medyadan da takip ettik.

Ancak konu sonuca nasıl bağlandı? Aile hekimlerine 3 ay boyunca 3 bin lira ek ödeme.

Sanki aile hekimlerinin gözünü para bürümüş gibi, gece gündüz yatıp kalkıp para istemişler gibi, tek dertleri buymuş gibi...

Bu açıklama ile hekimler halkın gözünde bir kez daha paragöz ve doymak bilmez kimseler durumuna düşürülerek itibarsızlaştırıldıklarına inanıyorlar.

Yerel gazetelerde ve sosyal medyada hekimler aleyhine yazılanlar da bunu destekler nitelikte.

Oysa son yapılan açıklama ile verileceği söylenen ek ödemeyi şimdiden vakıflara bağışlayacağını açıklayan onlarca hekim var. Kendilerini anlatamadıklarına, anlaşılmadıklarına inanıyorlar.

Kırgınlar, çünkü ellerinden gelen sadece bu.