Çanlar kimin için çalıyor?

Cemal TURHAN 02 Kasım 2020 Pazartesi, 00:21

İzmir'de yaşanan deprem gerçekleri yüzümüze tekrar acımasızca vurdu. Müteahhit beslemeyi çok seven ama denetiminden haz etmeyen bir toplumuz malum. 1999 depreminden bu yana herkes aynı gerçekleri konuşmasına rağmen; yapılması gerekenler yerine cebine uygun olanı yapmaya devam ettiği sürece kaderimizde bir değişiklik olmayacak ne yazık ki.

Şu ana kadar depremde hayatını kaybeden 73 can, yaralananlar ise 900'den fazla. Sosyal medyada İzmir'de yaşanan depremle ilgili kendi bilmez paylaşımları konuşmaya ve densizlikleri tek tek anlatmaya gerek görmüyorum. İzmir'de kaybettiğimiz canlara Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Daha kötü ne olabilir dediğimiz günlerde beterin beteri olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Hem salgınla hem de deprem sonrası şartlarla mücadele etmek zorunda kalan İzmirliler için artık hayat her zamankinden daha zor ne yazık ki.

Esas konumuz olan Covid-19 salgınına dönmek istiyorum. Her ne kadar açıkça itiraf edilmese de hem ülkemizde hem de dünyada işler çığrından çıkmış ve kontrol tamamen kaybedilmiş durumda. Haklı olarak ekonomik kaygılar nedeniyle atılamayan ya da gecikmeli olarak atılabilen adımlar ne yazık ki ağır sonuçları da beraberinde getiriyor.

Enfeksiyon o kadar büyük bir hızla yayılıyor ki, ne sağlıkçıların bu kadar hastayı tedavi etmeye sayısı ve gücü yeter ne de filyasyon ekiplerinin bu kadar enfekte insanı ziyaret etmesi veya takip etmesi mümkün.

Avrupa'da peş peşe karantina kararları alınmaya başladı. Salgının başlangıcında sürü bağışıklığı ile olayı kotarabileceğini hayal eden İngiltere bile ülke çapında 4 hafta karantina uygulamasına gidileceğini açıkladı. Fransa 30 Ekim itibariyle başladığı sokağa çıkma kısıtlamalarına 1 Aralık tarihine kadar devam edeceğini açıkladı. Macron'a karşı Hz Muhammed'in çirkin karikatürleri nedeniyle oluşan tepkinin hızla artmasının belki de karantina kararının alınması noktasında kolaylaştırıcı bir etken olduğunu da söyleyebiliriz. Ama sonuçta her gün yaklaşık 50 bin pozitif vaka görülen bir ülke konumuna geldi Fransa ve enfeksiyonun hızını azaltabilmek için başka bir çare üretmediler.

Aşı ve/veya ilaç üretilinceye kadar kullanabileceğimiz tek silahın maske, en önemli tedbirin sosyal mesafe olduğunu bile bile ve bu basit tedbirleri uygulamayarak kendi bacağımıza sıktığımızı görüyor olmalıyız. Amerika da olsanız, İngiltere de olsanız, Fransa da olsanız değişmiyor. Tedbir almazsan virüs affetmiyor. Bakınız Avustralya'da haziran ayından bu yana gösterilen yoğun çabalar sonuç verdi ve tek bir pozitif test sonucunun alınmadığı bir güne uyandılar. Demek ki yapılabiliyor.

Aylardır maske, mesafe, el hijyeni demekten yorulduk ve artık tekrar etmeyeceğim ama bahsedilmesi gereken önemli bir konu var. Siz düğünde rahat edeceksiniz diye maske takmadığınız için, yakın arkadaşlarınızdan bulaşmaz diye tedbir almadığınız için, ateşiniz çıktığında başka sebeplere bağladığınız için, işinizden gücünüzden geri kalmayın diye semptomlarınızı sakladığınız için sağlık çalışanları her geçen gün daha fazla Covid-19'lu hasta bakmak, daha fazla çalışmak, daha fazla kişisel risk almak zorunda kalıyor. Üstelik hasta olduğumuzda mecbur olduğumuz bu insanlar sınırlı sayıdalar biliyor musunuz?

Gerçekten inanmıyor olabilirsiniz ama ülkemizde doktor ve hemşire sayısı sonsuz değil. Üstelik onlar da sizin gibi sıradan insanlar ve hasta olabiliyorlar, Covid-19 onları da öldürebiliyor. Pandeminin başladığı günden bu yana ülkemizde yüzlerce sağlıkçı görev şehidi oldu. Üstelik her geçen gün enfekte olan sağlık personeli sayısı artıyor ve görevinden uzaklaşmak zorunda kalıyor. Bu ne demek anlıyorsunuz değil mi? Enfekte olduğunuzda size bakacak sağlıkçı sayısı her geçen gün azalıyor. Daha büyük binaların yapılmış olması, daha fazla yatak sayısı, daha fazla ventilatör evet ama bunları kullanacak insanlar, tanı koyacak doktorlar, yoğun bakımda iken altınızı alacak hemşireler , röntgeninizi çekecek teknisyen olmazsa ne işe yarar?

Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ile sağlık çalışanlarının istifa, yıllık izin, mazeret izni gibi tüm izinlerinin yasaklanmış olması nedeniyle üzerlerinde hissettikleri yük her geçen gün artıyor. Yılgınlıkları, yorgunlukları gittikçe dayanılmaz oluyor. Ülkede hekimler haricinde neredeyse başka hiç bir meslek grubunun yaptığı veya yapmadığı iş nedeni ile yargılanmadığı, ceza almadığı, tazminat ödemediğini görmek ise onları defansif tıp uygulamalarına biraz daha itiyor.

Şartlar onlar için her geçen gün daha da olumsuza doğru gidiyor. Fark etmemiz gereken esas olay ve sormamız gereken esas soru tam olarak bu.

Çanlar kimin için çalıyor?