Yaşlı adayları, sözüm size

Canan EKİNCİ YILMAZ 24 Mart 2020 Salı, 16:10

Büyüyeceğini bildiği bebeğe güle oynaya bakar insan.
Üstelik zordur bebek bakımı. Zordur bir insan yetiştirmek. 
Bir yandan da her bebek bir mucizedir.

Büyüyüp kendine yeteceği, hattâ ailesine destek olacağı günlerin hayali ile el bebe gül bebe büyür o minicik insan.
İçinde kim vardır, içinden kim çıkacaktır bilinmez.
Büyürken birbirinden şapşik halleriyle güldürür, boyundan büyük sözleriyle düşündürür, çevresindeki her veriyi zihnine yazan zekâsı ile insanı büyüler, çok zaman da bedenine sığmayan coşkun ruhu ile ebeveynlerini deliye döndürür.
"Sizin çocuk size çok zeki geliyorsa kendi zekânızı ölçtürün!" sözü boşuna edilmemiştir.
Lakin burada atlanan, insanın daha dün agu gugu diyen et parçasındaki bu hızlı gelişime gösterdikleri hayranlık ve hayrettir.
Bazıları "Kendi çocuğum diye söylemiyorum .....!" diye başlar anlatmaya.
Bazıları da "Bizimkinden bir cacık olmaz.....!" sözleriyle.
Öyle böyle büyür çocuk.
O büyürken onu büyüten büyükler küçülür.
Küçülür, küçülür, küçülür.
Yaşlanır yani...

Bebek ve çocuk gelecek zamandır, genç ve orta yaş şimdiki zaman, yaşlı ise geçmiş zamanlarda kalmıştır.
Sanki o yaşlı hiç çocuk olmamış, hiç genç olmamış, sanki Benjamin Button gibi hayata yaşlı başlamıştır. 
Öyle de başlasa sonu yok olmaktır, böyle de başlasa.
Mesele başlangıç ve bitiş arasındaki mesafede yaşananlardır.

Bebek gün be gün açılırken yaşlı gün be gün kapanır.
Bebek hayata hazırlanırken, yaşlı kişi tüm hazırlıkların hepsinin üzerinden geçmiş, bütün zorluklara göğüs germiş, düşe kalka bugünlere gelmiştir.
Yorgundur tabii ki. Yorulmuştur...
Kolay mı, 70 yıl, 80 yıl, 90 yıl yaşamak kolay mı?
Kainat içinde "bir an" olan bu yıllar, insan için uzun ve yorucu bir ömür demektir...

İnsanın evreleri etrafında dönüp duruyorum yazının başından beri, elbette ki sebebi var.
Tüm dünyayı saran Koronavirüsün en çok 65 yaş üzerini etkilediği ve ölümlerin en çok yaşı büyüklerde gerçekleştiği açıklanınca, yayımlanan bir genelge ile 65 yaş üzeri büyüklerimizin ve kronik rahatsızlığı olanların evden çıkmamaları, çıkarlarsa cezai işlem ile karşılaşacakları söylendi.

Kadınlar genelde evde olduklarından ve daha kapsamlı düşündüklerinden evlerinden pek çıkmadılar. Evde konuşlanan hane halkına yemek yetiştir, sofra kur sofra kaldır, yatak topla dağınık topla derken zaten çıkacak halleri de kalmadı.
Yaşı büyük erkek ise evde ne yapacağını bilmediğinden evin içine sığamaz oldu. Kadın adamı evde istemez, adam evde pineklemeyi hiç istemez. 
Henüz daha birinden biri bu dünyadan göçmediyse, adam kahveye gidecek, camiye gidecek, pazara gidecek, akşam oldu mu evine dönecek. Kadın da o arada evin işini gücünü bitirip komşusuna çaya kahveye geçecek.
Yalnız yaşayan yalnızlığı ile, çocukları ile yaşayan çocuklarının hayatı ile avunacak.
Yıllardır düzen böyle...

Şimdi o düzene bir anda yasak gelince çarşı karıştı elbet.
Canından ve kanundan korkusu kalmamış insanların pek çoğu genelge neyim dinlemedi. Kimisi meseleyi hiç anlamadı. Anladıysa da sallamadı.
Ya evdeki dır dır öldürecek beni, ya da Koronavirüs deyip kendini dışarı attı.

Lakin sokaklardaki bu yaşlıları gören gençler yaşlılara Orta Çağ'da yaşıyormuşcasına cüzzamlı muamelesi çekmeye başlamazlar mı?
Hay Allah!
Bak şimdi, mesele o değildi ki!
Mesele onları korumaktı, korkutmak değildi.

Hastalık yayılmasın diyorsanız ve dışarı çıkanları kovalayacaksanız önce kendinizin neden dışarıda olduğunuzu açıklayın, geçerli bir sebebiniz varsa gidin sahillerde salına salına dolaşanları, ormanlarda mangal yapanları, namaz kılacağım diye caminin kapısını zorlayanları kovalayın.

Belediyeler yaşlıların dışarı ile temasını kesmek ve ihtiyaçlarını karşılamak için çalışıyor. 
Aileler, komşular, mahalleli, topyekûn bir mücadele verme zamanı şimdi.
Yaşlı peşinde koşturma, yakaladığı yerde sorgulayarak korkutma, üzerlerine su dökme, oturacakları bankları sökme zamanı değil.

Bu önlemin hastalığı zamana yaymak için olduğunu, hastanelerdeki yığılma dolayısıyla şu anda hasta olurlarsa hem sistemi meşgul edeceklerini hem de tedavide daha genç hastalar tercih edileceği için kendilerinin yeterli sağlık hizmeti alamayacağını anlatma zamanı.
Bu da en iyi televizyonlar ile yapılır. Çünkü yaşlılar en çok televizyon izlemeyi sever.

Bırakın yaşlıları, şu ara dışarıya çıkmak zorunda olmayan kimsenin dışarıya çıkmaması lazım aslında.
Sistemin rölantide de olsa dönmesi için çalışmak zorunda olanlar var.
Hayatımızı idame ettirmek için elektrik, su, iletişim ve tabii ki gıda olmazsa olmaz.
Bunları da birileri yapıyor ve yapmak zorunda.
Çalışmak zorunda olanları işleri ile baş başa bırakıp, kendimizi evlere kapatıp, çıkmak zorunda kaldığımızda da sosyal mesafeyi koruyup, hijyene azami dikkat edip atlatacağız bugünleri.
Sıcak evimizde, suyumuz akarken, elektriğimiz varken, televizyonumuz açıkken, internet kesilmemişken "canım sıkılıyoooo!" diye sızlanmayacağız.

Yaşlılar ölsün çığlıkları ile ağzından kan damlayan vahşilere dönüşmenin alemi yok.
Merak etmeyin, hepimiz öleceğiz.

Bak ne güzel demiş Hayyam;
"Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen; hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler
Bu dünya kimseye kalmaz bilesin
Er geç kuyusunu kazar herkesin
Tut ki, Nuh kadar yaşadın zor belâ
Sonunda yok olacak sen değil misin?"

"I know what it is to be young, but you dont know what is to be old" der o meşhur şarkısında Orson Welles. Sen yaşlılığın ne demek olduğunu bilmiyorsun ama ben gençliğin ne olduğunu biliyorum der.

Biz büyükler işte bu bilgeliğimiz ile gençleri anlayacak ve gençlere hayatı ve doğayı anlatacağız.

Yaşlanmanın en kötü yanı yaşlandığının farkına varmamaktır belki.
Yaşlılığa hazırlananlar ve yaşlandığının farkında olanlar ise hep gençtir.

Ya siz, 
Siz yaşlandığınızın farkında mısınız?
Ve siz;
Siz yaşlılığa hazır mısınız?