Kanserle "yaşamına" dans

Canan EKİNCİ YILMAZ 10 Nisan 2019 Çarşamba, 12:12

Dünya tarihi yazının bulunuşuyla başlıyorsa ve bilinmezliklerle dolu çağlara Tarih Öncesi Çağlar deniyorsa, Auguste Comte'nin "Bir bilim ancak tarihi bilinirse tanınabilir" sözündeki gibi hastalıklar da geçmişi ile bilinir.
Kanser Haftası'nda olduğumuz şu günlerde kanserin tarihine bakacak olursak, kanserin geçmişinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu görürüz. Arthur Aufderheide'nin: "Kanserin erken tarihi, kanser üzerinde çok az şey bulunmasından ibarettir." demiş. O yüzden kanser son yüzyılda daha bilinir ve daha görünür oldu.
Tarih öncesi çağlarda ceza ya da lanet olarak görülen bu hastalıktan kurtulmak için büyücülerin, şifacıların ve din adamlarının adaklı, kurbanlı ve dualı uygulamalarının kanseri ne kadar tedavi ettiğini, bu laneti lanetlenen kişiden ne kadar uzaklaştırdığını bilmiyoruz. 
Bizim bildiğimiz, kanser denen illeti başımıza sarmamak, sardıysak da söküp atmak için günümüz tıp biliminden sonuna kadar faydalanmak.
****
Bursa Kanserle Savaş Derneği'nin "1-7 Nisan Kanser Haftası" kapsamında kansere dikkat çekmek üzere (4 Nisan günü) düzenlediği, "Bizimle Dans Eder Misiniz?" etkinliği bir çeşit Kansere Karşı Farkındalık Buluşmasıydı ve etkinlik Bursa Medical Park Hastanesi'nde gerçekleşti.
Biliyorduk ki kanser hastaları zaten kanserle dans eden cesur yüreklerdi. Marifet o kanser hastaları ile birlikte dans edebilecek, kanser hastalarına el verebilecek, ellerini taşın altına koyabilecek cesur yürekleri bir araya getirmekteydi.
Etkinlikte; kanserin tarihini, belirtilerini ve tedavi yöntemlerini Medikal Onkoloji Uzmanı Prof.Dr. Murat Arslan; kanser hastalarında radyoterapiyi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Kemal Ekici; kanser hastaları ve yakınlarında görülebilecek psikolojik sorunları Psikolog Esma Kınalı; kanserde beslenmenin nasıl olması gerektiğini Diyetisyen Beyza Köse ve kemoterapi ve radyoterapi esnasında oluşabilecek yan etkileri ve öz bakım uygulamalarını Eğitim Hemşiresi Deniz Doğru anlattı.
Etkinlik Turhan Tayan Anadolu Lisesi öğrencilerinin ve salondaki izleyicilerin de katıldığı Zumba dans dersi ve terasta üzerlerine maske takılmış rengarenk balonların gökyüzüne uçurulması ile nihayetlendi.

Bursa Kanserle Savaş Derneği
Bursa Kanserle Savaş Derneği Başkanı Ümit Ecemiş, 1973 yılında kurulan ve 1985 yılında TBMM Bakanlar Kurulu kararı ile Kamu Yararına Çalışandernek statüsü kazanmış olan Bursa Kanserle Savaş Derneği'ni, derneğin hizmetlerini, kansere ve kanser hastalarına yaklaşımını anlattı. Kanser hastanelerine, kanser tanı merkezlerine, kanser hastalarına ihtiyaç doğrultusunda destekte bulunup, hastalara yönelik rehabilitasyon çalışmalarını yürüttüklerini, hastalarla atölye çalışmaları yaptıklarını, evlerinde ziyaret kabul etmeyen hastaların üretkenliklerini atölyelerde ortaya koyduklarını anlattı.

1-7 Nisan Kanser Haftası ve 4 Şubat Dünya Kanser Günü, Meme Kanseri Farkındalık Ayı gibi özel gün ve haftalarda halkı bilgilendirerek farkındalık yaratan dernek, erken tanının önemini vurgulamak için proje bütünlüğünde eğitim programları düzenliyor, etkinlikler yapıyor.

Kanser nedir?
Kanser, normal çoğalma mekanizmalarının bozulması sonucunda hücrenin aşırı çoğalmaya başlaması, bu hücrelerin bağışıklık hücreleri tarafından tanınma mekanizmalarının durdurulmuş olması nedeniyle yok edilememeleri neticesinde vücutta yaşama şansı bulmaları ile başlayan ve diğer organlara yayılma yeteneği kazanarak yaşamı tehdit edici organ fonksiyon bozulmasına neden olan bir hastalıktır.

Kanserin Tarihi
Yazının başında kanserin dünya tarihi kadar eski olduğunu söylemiştim. Hazırsanız biraz derinlere inelim o zaman. 
Kanserle ilgili ilk tanımlara Mısır papirüsleri, Babil çivi yazısı tabletler ve eski Hint yazmalarında rastlanmaktaymış. Edwin Smith Papirüsü (M.Ö. 16. yüzyıl) dünyanın en eski cerrahi dokümanı imiş ve Hiyeroglif sistemi ile yazılmış.

Edwin Papirüsü

Ebers Papirüsü'nde (M.Ö. 15. YY), tümör tedavisinin öldürücü olabileceği belirtilmiş. Antik döneme ait Yunan tıbbi kayıtlarında ve Galen'in (Claudius Galenus) çalışmalarında, ne tür tümörler olduğu bilinmese de birçok kanser olgusuna rastlandığı anlatılmış. Ayrıca M.Ö. 2698'de doğduğu belirtilen Çin İmparatoru Huang-Di'nin yazdığı tıp kitabında da genel olarak tümörlerin tanımlaması yapılmış ve tedavi yöntemleri anlatılmış.
Hipokrat (M.Ö. 460-370) tarafından vücut yüzeyinde kırmızı, sıcak, ağrılı, diğerlerinden farklı karakterde olup daha yavaş büyüyen şişliklere "karkinos"ya da "karkinoma" denilerek ilk defa kanser tanımlaması yapılmış. "Carcinos" Yunanca'da yengeç demekmiş ve Hipokrat da oluşan girinti çıkıntılardan dolayı görüntüsünü yengece benzeterek hastalığa bu adı vermiş. 
Romalı Hekim Celsus (M.Ö. 50-28) Hipokrat'ın bu terimini Latinceye çevirerek, insanın kendi hücreleri ile kendi bedenini öldüren bu hastalığa "Cancer-Kanser" demiş ve kanser için "Tek yapabileceğimiz izlemek ve ne olacağını görmektir." sözüyle tarihe geçmiş. 
Bir başka Romalı hekim Galen ise (M.S. 129-200), oluşan tümörleri tanımlamak için "oncos" (Yunancada şişlik anlamına gelir) sözcüğünü kullanmış.
Onkoloji olarak da bildiğimiz alana adını veren "onkos" sözcüğü Yunanca'da kütle ya da yük manasına geliyormuş. 
Yunan tıbbında, "praeter naturam" olarak isimlendirilen anormal patolojik büyüme ise tümör olarak adlandırılıyormuş. 
Kanser tedavisinde dönüm noktası olan "kemoterapi", ortaya çıkışını tekstil ve savaş endüstrisine borçluymuş.
Discovery News tarafından yapılan habere göre, Lizbon'daki Ulusal Arkeoloji Müzesi'nde muhafaza edilen M1 adlı mumyada radyolojik incelemeler yapan uzmanlar, o dönemlerde Mısır'da yaşamış 51-60 yaşları arasındaki bir erkeğin "prostat kanseri" sebebiyle "yavaş ve ağrılı" bir ölüm yaşadığını belirlemişler.
M1 adlı mumya, 2001 yılı itibarıyla, dünyada kayıtlara geçen ikinci en eski prostat kanseri vak'asıymış. İlk prostat kanseri kaydı ise Sibirya'da bulunan 2700 yıllık bir İskit kralına ait imiş.

Türk Tıp Tarihinde Kanser
Kanser, Türk Tıp Tarihinde de adı geçen bir hastalık. Tarsuslu Osman Hayri Efendi'nin "Kenzüsıhhatül Ebdaniye" adlı eserinde "seretan" (o dönem kansere verilen ad), fındık ya da küçük yumru büyüklüğünde, etrafı damarlı bir oluşum olarak tanımlanmış. 

Biz tarihi tarihte bırakıp bugüne gelelim ve kanser olmamak için, olduysak da kanserle mücadele edip onu yenmek için neler yapacağız ona bakalım.
Prof.Dr. Murat Arslan'ın sunumunda söylediği gibi, kanser olma oranları gelişmiş ülkelerde daha fazla, kanserden ölüm oranları ise gelişmemiş ülkelerde daha fazla. Sanayileşme hem hasta, hem de iyi eden oluyor bu durumda.

Hava kirliliğinden tutun da büyük şehirlerin yaşama şartlarının kaçınılmazı olan "stres"e kadar her şey kanser sebebi. Genetik ve çevresel faktörlerin yanında bir de risk faktörleri var. Alkol, sigara, obezite, enfeksiyon, üreme sağlığı etmenleri, hareketsiz hayat gibi faktörler kişiyi risk grubunda "FIRST CLASS/VIP!" kategorisine alıveriyor.

Sinsi Düşman
Bunların dışında kanserin oluşması için bir neden olmaksızın ve hiçbir belirti göstermeksizin, bir anda ortaya çıkan kanserler var ki, kişi için bu tam bir şok.
Düşman sinsice büyüyüp güçlenmiş ve aniden saldırıyor. Geç kalınırsa eğer delice üreyen hücreler kendileri beslemek için içinde yaşadıkları bedeni yiyecek, sonunda "Alien" misali bedenle birlikte hepsi yok olup gidecekler. 
Soluğu doktorun kapısında alan kişi teşhis konduğu anda neye uğradığını şaşırıyor. Önce Şok/İnkâr, ardından Kızgınlık/Öfke, Pazarlık, Depresyon ve Kabullenme süreci yaşıyor hasta sırasıyla. Kişi hastalık öncesi nasıl yaşıyorsa tedavi sürecini de öyle yaşıyor. Bir yandan da çaresizlik, panik, kaygı ve depresif belirtiler yakasını bırakmıyor. Bu evrelerde en büyük iş hasta yakınlarına düşüyor. Psikolog rehberliğinde alınacak bu yolda yükü bir kişinin üzerine bırakarak değil de, dağıtarak ve paylaşarak taşımaya çalışmak lazım. 
Hastalığın teşhisinden sonra tedavi aşamasına gelindiğinde, hasta kişi, cerrahi, kemoterapi, hedeflenmiş tedavi, hormon baskılama tedavisi, imminoterapi, radyoterapi gibi tedavi yöntemleri arasında gidip gelirken bedeni çok hırpalanıyor.

O dönemlerde hastanın beslenmesine çok daha ihtimam göstermek gerekiyor. Hastanın yemesi gerekenler ve yememesi gerekenlerin neler olacağı beslenme uzmanları tarafından belirlenirken, bir yandan da pişirme teknikleri anlatılarak mümkün olan en sağlıklı beslenme sağlanmaya çalışılıyor.
Bu zaman zarfında hasta görsel olarak da değişikliklere uğruyor. İstemsiz kilo veriyor, istemsiz kilo alıyor, saçları dökülüyor. El ayak sendromu, ateş, ağız yaraları, tırnaklarda değişiklikler, ciltte renk değişikliklikleri, vücut sıvılarında değişiklikler yaşanıyor.

Güzel haber ise, tüm bu yan etkilerin %90'ı geçici ve tedavinin bitiminden 2-3 ay sonra hepsi gerilemeye başlıyor

Şu Amansız Hastalık yazımda anlattığım gibi eskiden adını dahi anmaktan imtina ettiğimiz bir hastalıktı kanser. Sonrasında "Ben kanserim!" diyerek hastalığı kabul ettik ve bu kabul edişle birlikte hastalığı alt etme savaşına giriştik. Hasta olmamak için yaşantımıza dikkat etmeyi, olduysak da yenmek için hastalığa direnmeyi öğrendik.

Ringlerde Dans
Direnirken bir bakıma kanserle partner olup, adeta dans ettik. Ama bu dans ne vals'e, ne tango'ya ne de halay'a benziyordu. Bu dans daha çok boks ringinde boksörlerin birbirleri ile yaptıkları sağlı sollu kroşeli, sert aparkatlı, bazen çengel, bazen direk, bazen de swing vuruşlu, ayak figürleri bol bir dansa daha çok benziyordu. Kanser bir vuruyorsa hasta iki patlatıyordu. Hasta iki patlattı mı kanser hırslanıp bel altı vuruşa geçiyor, bazen de hastaya abanıyordu. Ara ara iki taraf da köşesine çekilip şöyle bir soluklanıyor, sonra tekrar ayaklanıp saldırıya geçiyorlardı. Kenarda izleyiciler tezahürat yapıyor, hastanın köşesindeki doktorlar hastayı ayakta tutmak için çabalıyor, kanser ise hastayı devirmek için açık arıyor, farklı şekillere bürünüp farklı yerlerden saldırıyordu. 
Bazen hasta yere düşüyor hakem hastanın ayağa kalkması için sayıyordu, bazen de kanser yere seriliyordu.
Çılgın ve acımasız bir danstı bu yaşanan. Biri kazanırken diğeri hep kaybediyordu...

Erken Tanı Hayat Kurtarır
Sıkı bir dans sonrası kanseri nakavt eden cesur bir yüreğin hikâyesini anlatayım size kısaca. 
Bir insan genç, sağlıklı, neşeli, hayat dolu, sporcu ve hiçbir şikâyeti yok iken 1 ay içerisinde 10 kilogram verdiği zaman burada bir problem var demektir değil mi? 
O günkü etkinlikte tanıdığım Recep Serbest bundan 1 yıl önce saydığım belirtiler üzerine doktora gittiğinde, midesinde ve iç organlarına yayılmış (3. evrenin sonu, 4. evrenin başı) bir hâldeki kanser ile karşılaşmış. Aynı gün eve dahi gönderilmeden hemen hastaneye yatışı yapılmış, ardından hemen ameliyata alınmış. Kaybedecek 1 dakikasının dahi kalmadığı o günün üzerinden geçen 1 senenin ardından Recep bugün tüm neşesi ve tüm karizması ile karşımdaydı. 
Recep hastalığı gözünde hiç büyütmemiş, yaşaması gerekenleri yaşamış, yapması gerekenleri yapmış, içindeki saldırgan düşmanı yenmişti.
Kısacası Recep kendisini hızla kemiren kanseri erken tanı, doğru tedavi ve kendisine olan inancı ile nakavt etmişti.

Recep Serbest

Teslim Olmak Yok!
Kanser ne kadar şekil değiştirip kendine yeni saldırı yöntemleri bulsa da, bilim insanları da boş durmuyor haliyle. En iyi tanı ve en iyi tedavi cihazları, en az yan etkisi olan ilaçlar, en az hasar veren uygulamalar ile kanserle savaşıyor, çok zaman savaşı kazanıyorlar, kaybettikleri her savaştan ise yeni bir şeyler öğrenip, öğrendikleri ile belki üç savaş kazanıyorlar.
İyileşen hastalar da hayatlarının farkına varıyor, hayatı ötelemeyerek hayatlarını çok daha yaşanır kılıyorlar.
****
"Kanser insanlık tarihi kadar eskidir." demiştik yazının başında. Bizden yıllar ve yıllar sonra yaşayanlar "Bir zamanlar kanser diye bir hastalık varmış." diyecekler belki.
Belki de onlar da bizim gibi "Kanser insanlık tarihi kadar eskidir." demeye devam edecekler.
Kim bilir...

YALNIZ DEĞİLİZ 
Bursa Kanserle Savaş Derneği'nin yanında, Bursa'da kanserle mücadele eden hastaları ve hasta yakınlarını yalnız bırakmayan derneklerden Onko-Day, LÖDER ve LÖSEV'i gıptayla izliyorum dersem yalan olmaz. Zaman zaman yollarımız kermeslerde olsun, konserlerde olsun, tiyatrolarda olsun kesişiyor.