Canan EKİNCİ YILMAZ 04 Aralık 2018 Salı, 00:04

3 Aralık Dünya Engelliler Günü'nde engellilerin yaşadıklarına şöyle bir göz atıp, engellilere olan duyarlılığımızı göstermek için paylaşımlar yapıp takvimin diğer sayfasına geçiveriyoruz.
4 Aralık'ta Dünya Madenciler Günü'nü kutluyoruz mesela.

Biz 4 Aralık'a geçiyoruz da, engelliler hep 3 Aralık'ta yaşıyorlar.
Engellileri anarken ve anlamaya çalışırken unuttuğumuz bir husus varsa, o da engelli yakınları oluyor. 
Bebek doğduktan sonra sürekli bakıma muhtaç oluyor. Lakin insanın içinde olan bebeğin büyüyeceği hevesi onun bakımını kolaylaştırıyor. Birkaç sene içinde zorluklar aşılıyor. Bebek büyüdükçe aileye sevinç ve heyecan katıyor. Bebeğin gelişmesi içinde umut barındırıyor.

Engelli doğmuş ya da sonradan engelli olmuş kişilerin yakınları ise zaman içinde umutlarını kaybetmeye ve hayatı sorgulamaya başlıyorlar. Baktıkları kişiye sevgiyse sevgi, saygıysa saygı, vefaysa vefa, sabırsa sabır, sadakatse sadakat gösteriyorlar. 
Ya kendi hayatı? Kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar mı? Kimse onlara sen ne haldesin diye soruyor mu?
Hani ona sevgi, hani ona saygı, hani ona vefa, hani ona sabır, hani ona sadakat diye akıllara geliyor mu?
Eh, bazen.
Ama genellikle herkesin dediği şu oluyor: "Allah yardımcın olsun!"
Bu sözün açılımına bakacak olursak, "Benden sana fayda yok, senin için yapabileceğim tek şey seni Allah'a havale etmek olur. Benden bu kadar!".
Eh, Allah razı olsun... 
****
Tabii ki kişinin hayatında dış kapının mandalı olan insanlardan somut bir yardım beklemek pek de mümkün değil. 
Ya iç kapının mandalları?
Ya en yakınları?
Onlar engelli yakınına el uzatmaz, hastaya bakan kişinin işini bir nebze olsun kolaylaştırmaz ve boğulmak üzere olan o kişinin nefes almasını sağlamazlarsa;
Buyrun, şimdi elinizde bakıma muhtaç İKİ kişi var.

Bırakın kapı mandallarından aman dilemeyi. Zaten bu zamanda herkesin kendince bir mazereti ya da bir bahanesi var.
Burada esas marifet devlet kurumlarında. 
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın olsun, belediyelerin olsun engelliler ve evinde hasta bakanlarla ilgili geliştirdikleri çözümler yok değil. Somut uygulamalar ile ev temizliğinden kişisel temizliğe ve dahi maddi yardıma kadar pek çok konuda çözüm üretiyorlar.
Fakat bir yerde takılıp kalıyorlar:
"Engelli yakınını bazen birkaç günlüğüne, bazen de birkaç saatliğine ortamdan uzaklaştırmak. Ona hiçbir şey düşünmeden hareket edebileceği zamanlar tanımak. Engelliye bakanın engelli olmadığını, onun sağlıklı bir insan olduğunu unutmamak."
**** 
Öncelikle bakılan kişiyi problem, kendini de kurban olarak görmemekle başlıyor kolaylıklar. İçinizde bu sistemi oturttuğunuz zaman bakım gittikçe kolaylaşıyor. Durum umutsuz ise dahi en azından  daha kötüye gitmeyebiliyor. 

Hasta mı oldun hasta mı baktın derdi büyükler. Hasta bakarken hastadan daha hasta olmak da var işin içinde. 
O yüzden önce engelli/hasta yakını iyi olmalı ki bakılan kişi iyi olsun. 
En iyisi biz 4 Aralık'ı Engelli Yakınları Günü ilan edelim ve biraz da onları konuşalım. Yoksa kimse o gölge kahramanların farkına varmayacak.