Yeni yıl ve zaman

Belgin ÖNAL 31 Aralık 2018 Pazartesi, 09:12

"Zaman ki sonsuzdur

Bitmemiş şiirler gibidir." (*)

Gregoriyen takvimine göre 31 Aralık gece yarısı yeni bir yıla giriyoruz. "Yılbaşı" adı verilen bu zaman farklı kültürlerde farklı tarihlere rastlıyor. Ay takvimi veya güneş takvimi kullanılan kültürlerde yılbaşı farklı zamanlarda kutlanıyor. Kutlama biçimleri ve seremonileri farklı olmasına karşın felsefelerinde benzerlikler var. Geçen yılın muhasebesinin yapılıp günahların, sevapların ortaya serilme, iyileri kötülerden ayırma , "İyi ki"ler ve "keşke"ler zamanı.

Güneşin ve ayın hareketlerine bağlı olarak ölçülen zaman anlayışı da farklılıklar gösteriyor. Eski Mısır'da tarım mevsiminin başlangıcı, Haziran ayında batı Afrika'da yağan muson yağmurları sayesinde Nil nehrinin kabarmasıyla bağlantılı. Mezopotamya'da yeni yıl başlangıcı Nisan ayının dördüncü günüydü. Anadolu'da Hititler bereket tanrısı Telipinu'nun dönüşünü çiğdemin ilk çiçeğini açtığı zaman kutlardı. Doğanın canlanması, bitki ve hayvanların büyüyüp çoğalarak yeni bir yaşama başlaması, inanca göre her yıl sonbaharda ölüler ülkesine giden ve her ilkbaharda yaşama dönen bereket tanrılarıyla ilişkiliydi. Oysa şimdilerde, modern çağın insanları alışveriş, tüketim, sosyal medya görüntüleriyle zamanı var kılmaya çalışıyor.

Benim içinse bu yıl öğretilerle doluydu. Hayatın arka bahçesinde saklanan hastalık neredeyse bir yıldır kendi gücümün sınırlarını bana gösterircesine kendi sağlamamı kendime yaptırdı. Geçiyor, geçecek. Ama yarım kalmışlıklar, yanımda kalanlar, unutulmuş gibi yapıp unutulmayanlar, yeni gelenler, hiç eskimeyenler, hiç gitmeyecek gibi duranlar. Hepimiz zamanın mütevazı sessizliği içindeyiz.

Herakleitos'un  metaforuyla "Bir nehirde iki kez yıkanılmaz" yeniden yeni bir "an" yaşamaya başlayacağız. Hep o çok övülen "Şimdiki Zaman"a o kadar da itibar etmediğimi geçmiş ve gelecek arasında sıkışıp kalmış zaman dilimine çok atıflarda bulunulduğunu düşünmüşümdür nedense. Birbirinden bağımsızlaşamayan o "an" lar sicimine böylesi anlamlar yüklemeyi çocukça bulmuşumdur. Doğada zaman yoktur oysa. Zaman bize aittir. Zihnimize. Onun kurgusuna. Doğa sadece yeşerir, soğur, ılınır, kurur. Zaman hep aynı kalır oysa. İçinden geçen bizlere göre farklıymış gibi algılanır.

Boşa ümitlenmeyelim var olduk olalı şu yeryüzünde ne savaş, ne yoksulluk, ne acı, ne keder, ne vefasızlık, ne de aldatılma yok oldu.  İnsan oldukça hep olacak. Aynı iyiliğin, sevginin, vefanın, çıkarsız, gönülden, elinden gelenleri yapanların yine de her şeye rağmen var olduğu, olacağı gibi. Nerede olursak olalım iyiler her yerde iyi, kötüler de her yerde kötü. Çağ, zaman, dönem fark etmeksizin herkes sonuçta kendisi gibi karşılayacak yeni yılı.

Zaman mı değişiyor biz içinden geçerken yoksa biz mi zamanın içinden geçiyoruz başkalaşırken? Hastalıklar, zor zamanlar, dostlar, iyiler, kötüler, dost bilinen yabancılar herkes geçiyor o nehirden. Su üzerimizden akarken hepsi temizleniyor kendiliğinden. "Zaman bir çocuktur" der bilge, "sahilde çakıl taşlarıyla oynar" Öylesine bizi umursamadan, bizi hiçe sayarak, görmezden gelerek ve oyununu bozmadan ve hiç acele etmeden oyununa devam eder.

Kendi ruhunun dinginliği içinde öylece oyalanıyorken bizi bambaşka biri yaptığına tanık oluruz farkına varmadan. Geçmişe dönüp baktığımızda fark ederiz değişimi. Gidenleri, kalanları, kalbimize gömüp vedalaştıklarımızı, hayatın dayattığı hastalıkları, ayrılıkları, kavuşmaları, sağlamlaşan, kopmayan dostları.

Her yeni zaman yeni bir vazgeçiş, terk ediş anlamıdır biraz da. Bırakır gidersiniz dünü. Hep umut gizlediğiniz yarınlar, bir gün dün olmayacakmış gibi. Oysa "Ümit etmek, geleceği yalanlamaktır" der Cıoran. Yürekten katıldığım söze ilaveten yaşadığımız tüm kederler ikinci hayatlarımızdır cümlesi geçer içimden. Kaderden ve kederden geçerken, başka hayatın sanki bize ait olmayan, olmaması gereken şeyleri yaşıyormuşçasına ümit uzanılamayacak kadar uzaktayken bile ayakta kalabilmek gerekir bazen.

Hermann Hesse,  "Zaman ve dünya, para ve güç, küçük ve sığ insanların elinde bulunacak her zaman, asıl insanların elinde ise hiçbir şey. Yalnızca ölüm..."

"Ad plures" Latinlerin ölmek için söylediği sözdür, "Daha değerlilerin yanına gitmek" demektir.

Hepsi o kadar mı? Hayır, ölümsüzlük ayrıca. Yazmak budur işte. Daha değerlilerin yanına gitmeden bir değer bırakabilmek, zamanın içinden geçerken kelimelerle yakamozlar yaratmaktır belli belirsiz. Kelimeler kendimizi sakladığımız en güvenli yerlerdir her ne kadar yanlış anlaşılma riski taşısalar da. Söylemek istediklerimizi gizlemek için yazarız belki de.

"Otan me hasis, tote tha me zitisis" (Eksikliğimi beni kaybettiğin zaman anlayacaksın) sözü gibi. Olduğumuzda değil eksikliğimizde zaman bizi geri çağırır ve mutlu bir yeni yıl o zamandır benim için.

(*)  İlhan Berk