Undine gidiyor

Belgin ÖNAL 14 Şubat 2020 Cuma, 01:37

Undine, Alman Mitolojisinin sudan çıkıp yeryüzünde yaşamak isteyen bir ırmak perisidir. Onun yeryüzünde kalabilmesi için kendi unsuru olan suyu unutturacak kadar güçlü bir insanın yani kendini karada yaşatacak kadar sağlam bir sevginin olması gerekiyordur.

Undine defalarca kendini kendisi yapan o sudan ayrılarak yeryüzünde o sevgiyi arar. Her denemesinde keskinleşen bir yalnızlıkla yeniden suya döner. Çünkü her defasında eli boş, yalnızlığı dolu ve giderek o aradığı güçlü sevginin olamayacağı umutsuzluğuyla geri döner. Karşısına her sudan çıkışında rastladıkları bencil, rahatına düşkün, sorumluluk almayan, sevgi oyunlarını ustalıkla oynayan, kelimeleri dans ettiren, hayal ustalarıdırlar. Undine ile aralarındaki mesafeyi azaltamazlar. Çünkü onun yalnızlığını paylaşamazlar, hatta bunun farkında bile değildirler. Undine, kendisiyle aynı dili konuşamayanlardan ümitsizce ayrılıp bir daha dönmemek üzere ve susarak gider.

İşte Sevgililer Günü'nün kısa özeti...

Sevgililer Günü var ama sevgi yok. Sorumluluk, sadakat, erdeminden dolayı o kişiye saygı göstermek, vefa gibi duygularla ayakta güç bela durabilen sevginin gölgesi bile yok şimdilerde.

Çiçekler, hediyeler, bu güne özel yemek programları sanki olmayan bir şeyi inandırma, ispat etme, hatta etrafa da gösterme çabalarına dönüşüyor.

Aynı dili konuşamayan, birlikte ömür tüketip ruhlarının içinde gezinmemiş, omuz omuza bir acıyı göğüsleyememiş, bir gün batımına kendi gölgelerini saklayamamış, aynı kitabın sayfalarını birlikte okuyamamış, gökyüzünde bir yıldızları olamamışlar sudan çıkmış Undine'leri karada yaşatmayı becermezler.

Karısını çocuklarının önünde öldüren, döven erkekler, anne olmak dışında pek de saygı görmeyen kadınlar nasıl bir sevgi bekler ya da kadınlar erkeklere onca yara bere dolu kalplerinden nasıl bir sevgi yaratıp verebilirler?

Sevgi adı altında aldatılan, çoluk çocuğuyla sokağa atılan, türlü vaatlerle hayalleri, insanlara güvenleri yok olan kadınları kimler yarattı bu ülkede? Kadınlar, genç kızlar çiçek,  böcek beklentisinden bi vazgeçelim. Örneğin; "Kanser olup bir memem olmadığında bu adam yanımda olur mu olmaz mı?" ya da "Ben ona ne olursa olsun yanında yürümeye devam ederim?" gibi sert bir soruyu sorun kendinize. Yanıtınız "Evet" ise sevginizi ve kendinizi kutlayın. Büyük bir şanstır bu. Undine karada yaşamayı başarıyordur demektir.

"Her kadının hakkı bilmem ne pırlanta" diyen reklamlardan hemen sonraki haberlerde eski kocası tarafından satırla öldürülen ya da belki de ilk erkek arkadaşı tarafından dayak yiyen genç kızların, kadınların var olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Aslında her kadının hakkı, eşit çalışma fırsatları, insan onuruna yaraşır bir yaşamda olmaları, evlat mezarı görmemeleri, taciz ve tecavüze uğramamaları, hak ettikleri tüm insanca değerlerle huzur ve dinginlikle yalansız, dolansız, hilesiz, hurdasız, kendileri gibi yaşayabilmeleridir. Tıpkı tüm erkeklerin de hakları olduğu gibi.

Bir erkeği/kadını birkaç adımda sevme kılavuzu:
1. Adım: Kadın sevdiği erkeği yeniden doğuracağını, bir "oğul" gibi seveceğini bilmelidir.
2. Adım: Bir anne nasıl sevecekse sokaktan ceplerinde bilyeleri, üstü başı toz içinde, terli gelmiş top oynayan oğlunu öyle hoşgörü ve anlayışla sevebilmelidir bir kadında.
3. Adım: Oğlunu kimselerle paylaşamayan annenin içine doğru sakladığı kıskançlığı gibi gizleyebilmelidir gözbebeklerinde, onun başını göğsüne bastırıp öperken bir kadın.
4. Adım: Bir erkek daha en başından bilmelidir, dizlerine yatırıp saçlarını okşayacağı "küçük bir kız" çocuğunu babası gibi sevebileceğini, öyle sevmesi gerektiğini.
5. Adım: Bir babanın koruduğu gibi fırtınada, yağmurda bir küçük kızın yalnız bırakılmayacağını, en çok şefkatle korunması gereken zamanların bunlar olduğunu bilerek kucaklayıp sevmesi gerektiğini bilmelidir en başından. 
6. Adım: Küçük kız çocuğunun, babası gibi bir kahramana her zaman şiddetle ihtiyaç duyacağını unutmadan gözlerine bakıp onu yüreklendirmesi gerektiğini bilerek sevmelidir bir erkek adam.
7. Adım: Gerçekliğin acı sularında, yüreklerinden yarattıkları bir şişme botla dalgaların içinde savrulurlarken, ikisi de bilmelidir aslında bir birlerinden başka bir hiçbir "çocuğun" kucağında büyütemeyecekleri "sevgi"leri kadar onları güvenli bir kıyıya taşıyacak başka hiçbir şeyleri olmadığını.
8. Adım: Kaderin acı cilvesidir sonuncusu, bir "adımsız" hal, kötü dalgalı denizdir bazen ve bu adımdan sonraki söz tükenmiştir zaten...