Sevgili hayat...

Belgin ÖNAL 12 Mart 2018 Pazartesi, 09:17

Bir ömür sol yanınızda taşıdıklarınızla beraber, sorumluluklar, işler, güçler peşinde nefes nefese koşarsınız. Son soluğunuzun hangisi olacağını bilemeden hayatın rüzgârlarına göre yelkeninizi açıp yol almaya, bir limana varmaya çalışırsınız.

Sonra sağlığın uslu sessizliğinin yanında hastalığın rahatsız edici gürültüsüyle birden uyanırsınız. Çünkü her şey rüya olamayacak kadar gerçektir. Uyanacağınız başka gerçeklik yoktur. Ve siz daha o limana yanaşmamışsınızdır bile. Henüz hayatla oyununuzda tüm hamleler yapılmamış, son taş sürülmemiş, oyun bittip tüm taşlar aynı kutuya konulmamıştır daha.

Koşuşturmayı bırakıp durduğunuz, adım atacak gücü bulamadığınız, güvenli, şefkatli bir elin dokunuşuna şiddetle ihtiyaç duyduğunuz o şaşkın anda rüyada olup olmadığınızı anlamaya çalışırsınız. Ve adımlarınız sizi Omena'ya götürür. Kapıdan girdiğiniz andan itibaren oranın bir parçası, değerlisi olduğunuzu hissedersiniz. Sizi sıcacık bir dost gibi saran güvene bırakırsınız kendinizi.

Sonra, bu hastalığın felsefi boyutunu düşünürsünüz. Nasıl yaşamanız gerektiğini, bir eksiği, bir boşluğu, bir fazlayı fark etmeye başlarsınız. Hastalığınız, aniden kucağınıza oturan kedi gibi kendisini zorla sevdirmeye çalışırken size yaşamı hatırlatır. Çünkü yaşamın diyalektiği budur. Her şey kendi zıddını yaratır. Gün ve gece, yaşam ve ölüm, iyilik ve kötülük, hastalık ve sağlık dokuma tezgahının birbirine geçip duran farklı iplikleridir.

"Mutluluk yaşadığın hayat tarzında değil, hayata bakış tarzınızdadır." diyen Tolstoy'a hak verirken bulursunuz kendinizi. Ve hayatı yeniden okumaya başlarsınız. Çünkü iyileşmek buradan başlayacaktır, sezersiniz. Ve siz bunun için olabilecek en doğru insanlarla ve olabilecek en doğru yerde olduğunuzu iliklerinize kadar hissedersiniz.

Hastalığın aslında en çok sağlığı koruduğunu fark ettiğiniz o an, aslında trajedinin hastalık olmadığını, aksine yaşarken içimizde öldürdüklerimiz olduğunu anlarsınız.

Bazen hayat size yeni Can'lar verir. Sendelediğiniz yerden kalkıp, kaldığınız yerden daha çok yaşamaya başlarsınız. "Kimin nasıl bir anısı olacağımızı bilemeyiz." cümlesi gelir aklınıza. Bundan böyle yepyeni anınız olmuş Can'ınızı, ailenizden sayarsınız, kardeşiniz bilirsiniz.

Yukarıdan aşağıya doğru biçimlenmiş hiyerarşiye alışık olduğunuz hekim, hasta ilişkisinde ezberinizi bozan bir an yaşarsınız. Hekiminiz sizi kıymetlisi bilmiş, korkularınıza merhem olmak istemiş, yürek yüreğe, çoktan unuttuğumuz insani, naif bir duyarlılıkla arayıp hatırınızı sormuştur. Hem çok şaşırmış hem çok sevinmişsinizdir. "Halden anlamak" hayatın en büyülü halidir bir kez daha tanık olursunuz. Hala böyle insanların var olduğuna olan inancınızı haklı çıkardığı, hekim olmaktan önce "insan" olduğu için mutlu olursunuz. Güven duyarsınız bir kez daha.

Adı gibi Can bir hekimle karşılaşmanın ne yazık ki her hastaya nasip olmadığını bilirsiniz. Dünyanın pek çok yerinde aynı şansı yakalayamamış insanları düşünerek biraz mahcup, bu şans için hayata teşekkür edersiniz.

Tıpkı her hekimin kendi etik değerleri ve erdemlerine göre farklı hekimlik yapıyor olabileceğini bilmeniz gibi, hastalıkların da kişilere ait özelliklerle biçim değiştirebildiğini çoktan öğrenmiş hekiminizin anlayışına kendinizi bırakırsınız.

Kaderin kendisini hayatın tamamında değil, yol ayrımlarında hatırlattığını, üzerinde durulmayı en çok hak eden şeyin sağlık olduğunu yeniden anlarsınız. Henüz oyun bitmemiştir sevinirsiniz. Bir hamle daha yapar, makas değiştirerek devam dersiniz yolunuza.

Yaşamdaki en büyük hastalığın aslında umutsuzluk olduğunu bilirsiniz. Olabilecek en güzel şey umudun kapısını çalmanız için sizi yüreklendiren ve hastalığınızın içinden ağır başlı bir sükûnetle geçerken Can doktorunuzun yanınızda size eşlik etmesidir.

İlk andan itibaren yalnız bırakmayan, hastalığınıza bilgisiyle, dostluğuyla, tecrübelerinin zenginliğine rağmen mütevazılığıyla eşlik eden Ceyhun İrgil'e, profesyonelliğinin yanına yakıştırdığı naif, çocuksu duyarlılığıyla Can Başaran'a binlerce kez teşekkür edersiniz.

Kısa saçlı Rapunzel'e dönüşüyorken, omuzunuzdaki dostane eliyle sizi yalnız bırakmayan onkoloğunuz Ender Kurt'un bilgisine, deneyimlerine, anlayışına, umutlandırışına, içtenliğine kendinizi teslim edersiniz.

Sağlığınızı, hastalığınızdan daha çok hissedeceğiniz günler için, kendi hayatınızın yağmurlarıyla ıslanmak için yolunuza devam edersiniz.